GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:5
Birleşim:7
Tarih:15.10.2026

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime, İstanbul'daki sel felaketi nedeniyle yaşamını yitiren 2 vatandaşımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar dileyerek başlamak istiyorum. Gerçekten olağanüstü bir yağış var ama yağıştan çok daha fazla büyük bir felaketle karşı karşıyayız ve hepimizin dönüp "Nerede hata yaptık?" diye sorması gereken bir noktadayız. Özellikle AKP belediyeciliğinin çevreyi bir kenara bırakan, ranta ve betona âdeta tapan belediyeciliği İstanbul'u bu noktaya getirmiştir. İstanbul'un yeşilini yok eden, ormanlarını yok eden, derelerini yok eden, derelerine, dere havzalarına beton döken, konutlar diken, gökdelenler diken anlayış işte bugünkü felaketin gerçek sorumlusudur.

Bakın, 2013'te bir yönetmelik yayınlıyorlar, dere yataklarındaki o 100 metrelik yaklaşma sınırını 10 metreye indiriyorlar, gerekçeleri de derelerin artık kuruduğu. İşte o derelerin kurumadığı ve doğanın zamanı geldiğinde intikam aldığı apaçıkça görüldü. Eğer bugün bu felaketi böylesine derin bir şekilde yaşıyorsak bunun sorumluluğu paraya tapan, rantçı AKP belediyeciliğidir.

Yeri gelmişken söyleyelim: O yönetmeliği dava edip yedi yıl sonra iptal ettiren Tayfun Kahraman. Tayfun Kahraman, İstanbul'a adanmış bir yaşam, şehir planlamacı, o zamanki Oda Başkanı, şehri koruyan kişi, bugün Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen ısrarla cezaevinde tuttuğunuz kişi. İşte böylesine yiğit evlatları cezaevinde tutuyorsunuz, yeşili koruyanları cezalandırıyorsunuz, "Dereleri böylesine ıslah edemezsiniz, buralara konut yapmayın, beton dökmeyin." diyenleri susturuyorsunuz, sonunda da sahte gözyaşları döküyorsunuz.

2 rakam size: AKP belediyeciliği sırasında yaklaşık yirmi yıllık dönemde İstanbul'da 168 dere yatağı kurutulmuş ve buralara 901 kilometre beton dökülmüş, asfalt dökülmüş. İşte, bugün gördüğümüz o göller o asfaltlardan oluşuyor.

"AKP belediyeciliği" demişken bir konuyu tekrar gündeme getirelim: Ataşehir'de Belediye Başkanımız Onursal Adıgüzel'i ne olduğunu hâlâ bilmediğimiz iddialarla cezaevine aldılar, tutukladılar, peşin yargılama yaptılar, tutuklayarak darbe yaptılar, Ataşehirlinin iradesine âdeta tecavüz ettiler ve sonrasında belediye başkan vekilini de görevden aldıktan sonra, tutukladıktan sonra bu kez seçimi almak için 6 belediye meclis üyesini transfer ettiler. Biz bu transferlerin tehditle, şantajla ve belediye başkan yardımcılığı rüşvetiyle yapıldığını söylemiştik. Nitekim, bugün daha seçtikleri başkan vekili koltuğa oturur oturmaz Oğuz Sarul'u yani transfer ettikleri kişiyi belediye başkan yardımcısı atadı. Merak ediyoruz, soruyoruz: Ne zaman yüzünüz kızaracak? Ne zaman utanacaksınız? Ne zaman önünüze bakacaksınız? Böylesine tehditle, şantajla, rüşvetle, binbir türlü hileyle belediye başkanlarımızı tutukladıktan sonra belediyelere çökmekten ne zaman vazgeçeceksiniz ve bunun utancını birazcık olsun hissediyor musunuz? Bu sorunun cevabını bekliyorum. Aynı utanç Halk TV'ye bir şafak vakti el koydular. "Merak etmeyin, yargı karar verecek." Hangi yargı? AKP yargısı. Oysa kayyum atadınız, artık o kanalı bitirdiniz, o kanalı idam ettiniz, o kanalı yok ettiniz, orada çalışanları işsiz bıraktınız. Bir tedbir kararı olması gereken kayyum ataması, aynen bir tedbir kararı olması gereken tutuklamalar gibi sizin açınızdan elverişli bir sonuç, sizin açınızdan siyaseten kullanabileceğiniz bir avantaja dönüştürülüyor. Rakibini cezaevine koy, rakip partiye kayyum ata, beğenmediğin televizyon kanalına kayyum ata, belediye başkanını cezaevine koy, kayyum ata, kayyum atayamazsan başkan vekilini cezaevine koy, transfer yap, tekrar kayyum ata.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen.

MURAT EMİR (Ankara) - Batsın sizin demokrasi anlayışınız! İşte siz busunuz! "Ama orada çalışanlar işsiz kalmayacak." diyorsunuz, maalesef Tele1'de Flash TV'de daha önce ne yaptıysanız aynısı olacak. O kayyum gelecek, o kanalın her türlü kaynağını kullanacak, orada çalışan emekçileri tazminatsız kapı önüne koyacak ve siz de o onurlu gazetecileri cezalandırdığınız için yolunuzda yürüyebileceğinizi zannedeceksiniz.

Değerli arkadaşlar, fon krizi bitmek bilmediği gibi hâlâ siyasi iktidar kafasını kuma gömmekle meşgul. Ucu nereye kadar giderse oraya kadar gideceklerdi, gide gide Halk TV'ye gittiler, gide gide gazetecilere gittiler, gazetecileri tutukladılar, fon skandalının resmini gösteren gazeteciyi bile cezaevine koydular, ev hapsine koydular; işte anlayışları bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, dün komisyon vardı, çözeceklerdi bu sorunu, küçük yatırımcıların sorunlarını çözeceklerdi, paralarını ödeyeceklerdi değil mi? Maliye Bakanı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en başarısız Maliye Bakanı, gelmesi gereken Komisyona gelmedi, SPK Başkanı gelmedi. Öğlene kadar "hasta" diye bir şeyler duyduk, sözler duyduk, öğleden sonra da gelmedi çünkü gelecek yüzü yok çünkü verecek cevabı yok.

Gelen SPK Başkanına soruyor bizim arkadaşlarımız: "Kasada kaç lira var?" İlk sorulacak soru: "Kasada kaç lira var?" SPK İkinci Başkanı "Bunu bilmiyoruz, size çalışıp gelelim." diyorlar. Ya, Komisyon bitti, geçmiş olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son kez uzatıyorum Başkanım, buyurun.

MURAT EMİR (Ankara) - Son olmasın Sayın Başkanım.

AKP'li Komisyon Başkanı Mehmet Muş da âdeta, artık söyleyecek söz bulamıyor, "Çalışıp gelmiş olmalıydınız, artık çalışır gelirsiniz." diye de âdeta azarlıyor SPK İkinci Başkanını. Soruyorlar bizim arkadaşlarımız SPK Başkanına: "Niye müdahale etmediniz? Bir yıl önceden gördünüz, biliyorsunuz, astronomik fiyat artışları olmuş, niye müdahale etmediniz?" "Ürkütmek istemedik." diyor. Kimi ürkütmediniz? O küçücük yatırımları ile o küçücük birikimlerini, belki ameliyat olacağı parayı, belki çocuğunun okul taksitini, belki araba taksitini, belki ev alma umudunu o fona yatıracak kişiyi ürkütmeyelim de gelsinler para yatırsınlar diye. Bütün tutanaklardan ortaya çıkıyor ki seyretmişler, bakmışlar, artık yürütenler yürüttükten, paraları kaçırdıktan sonra da bu kriz patlamış, onlar açısından da görünür olmuş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum.

Çok önemli bir konu var, bir dakika verirseniz bitireceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sezai Bey ile Turhan Bey'e de birer dakika vereceğim daha sonrasında.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Kabul edilmiştir Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

MURAT EMİR (Ankara) - Bu önemli bir açıklama, şöyle...

Sayın Başkan, teşekkür ederim nezaketiniz için.

Günlerdir Azerbaycan ile ülkemiz arasında bir gerilim olduğunu hissediyoruz. Bir defa, biz iktidarıyla muhalefetiyle, 86 milyonla Azerbaycan devletinin de Azerbaycanlı kardeşlerimizin de kardeşiyiz; tek millet, iki devletiz. Dolayısıyla, herkese daha itidalli ve kardeşlik hukukuna uygun konuşmak ve davranmak düşer. Buradan, yine kardeşçe ve özellikle başörtüsü yasağı konusunda bedeller ödemiş bir ülkenin evlatları olarak her türlü temel hak ve özgürlüğün kullanılmasında sınırlama getirmek bir yana, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi gerektiğini, dinî özgürlüklerin de böyle anlaşılması gerektiğini...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Ankara) - Bu cümle bitmeli Sayın Başkan. Bu cümle bitmezse yazık olur. Bu cümle bitsin Sayın Başkan.

İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Evet, bu cümle bitmeli, biz de katılıyoruz. Bizim yerimize bir dakika verebilirsiniz, bu cümle önemli bir cümle.

BAŞKAN - Buyurun.

MURAT EMİR (Ankara) - Dinî özgürlüklerin de kullanılmasında, özellikle Azerbaycanlıların, Azerbaycan yönetiminin verdiği bu kararı tekrar gözden geçirmesinde yarar görüyoruz ama herkesin daha dikkatli, özenli ve ülkelerin içişlerine karışmama konusunda da dikkatli olması gereken günlerden geçiyoruz.

Çok teşekkür ederim. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)