| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 7 |
| Tarih: | 15.10.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, öncelikle İstanbul'a geçmiş olsun demek istiyorum. 3 insanımızı yitirdik, 4 insanımız da kayıp maalesef. Bir an önce kayıplara ulaşılmasını diliyorum.
Evet, İstanbul'a dönüp baktığımızda gerçekten bir felaket tablosu var karşımızda. Tabii, bu felaket tablosunu görünce ben buradan iktidara sesleniyorum: Bu felaket tablosunun fotoğraflarını çekin, gidin COP31'de, COP31'e gelenlere sergileyin çünkü iklim krizine en çok neden olan ülkelerin arasında yer alıyorsunuz ve yirmi beş yıllık iktidarınız boyunca iklim kriziyle mücadele etmek yerine dünyadaki iklim krizini besleyenlerden biri oldunuz. Evet, bu bir iklim krizinin sonucudur ve bu sonuca İstanbul halkı dün gece katlandı, hâlâ katlanmaya devam ediyor.
Evet, diğer taraftan, kentin hafızasını da unutmamak gerekiyor. 63 tane dere yatağı olan bir kentten bahsediyoruz, bu 63 dere yatağının hepsine konut yaptınız, yapılaşmaya açtınız. Kadir Topbaş zamanında da böyle bir sel felaketi yaşandı, o zaman da 8 kadın işçiyi bir minibüsün içinde yitirdik. Aynı sel felaketi tekrarlandı. Neden? Çünkü dere yataklarını ıslah etmek yerine dere yataklarına konut yapan, kent rantlarını hedefine almış olan bir anlayışın sonucudur bu yaşadıklarımız. Ve İstanbul'un bir valisi var, önerdiği şey şu: Evden çıkmayın, bodrum katlara girmeyin. Artık biz böyle valiler istemiyoruz, ne İstanbul'da böyle vali istiyoruz ne Muş'ta böyle vali istiyoruz. Biz valilerin de halkın oyuyla gelmesini istiyoruz. Güçlü bir yerel demokrasi ancak valilerin de seçimle geldiği bir demokraside mümkün olabilir. İşte, öyle valiler kentine sahip çıkar, halka böyle palyatif çözümler üretip böyle laflar etmezler.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu meselelerin altında tabii ki bir demokrasi sorunu yatıyor, özünde demokrasi sorunu yatıyor. Neden mi? Dün bu sel felaketi yaşanırken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı neredeydi? Silivri'de, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı şu anda Silivri'de yargılanıyor. Bu bir demokrasi ayıbı. Biz döndük, baktık o iddianameye çünkü bize karşı da sorumludur Ekrem İmamoğlu. Neden? Çünkü kent uzlaşısıyla var ettiğimiz bir kentin belediye başkanıdır. Dedik "Bakalım." İddianamede hiçbir şey yok, yargılanmasını gerekli kılacak hiçbir şey yok. Aynı bizim Kobani kumpas davası gibi, o iddianamede de hiçbir şey yok ama sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Alp Altınörs, Günay Kubilay gibi birçok arkadaşımız cezaevinde. On yıldır cezaevinde olan arkadaşlarımız var bu kumpas davaları yüzünden. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Silivri'de, İstanbul sel altında. İşte, demokrasi böyle bir mesele. Demokrasinin eksik olduğu, kusurlu olduğu, yok sayıldığı yerde bunları yaşamamız tesadüf değildir, bunları yaşamaya devam edeceğiz. Deprem olur Japonya'da, bir kişi ölür, bizde deprem olur, 50 bin kişi ölür. Demek ki burada bir mesele var, bir yönetim meselesi var. Yönetim meselelerini etkin kılmanın yolu demokrasiden geçiyor. Hangi konuya baksak bunu karşımızda görüyoruz. Dün akşam Halk TV açık olsaydı bu sel felaketini bütün gerçekliğiyle size gösterecekti, görmemek için Halk TV'yi kapatıyorsunuz. Fon soygunu konuşulmasın diye medyayı susturmaya çalışıyorsunuz, erişim engelleri getiriyorsunuz. Bu demokrasiden kaçmaktan başka bir şey değildir ama halk peşinizi bırakmaz, siz nereyi kapatırsanız kapatın, nereyi susturursanız susturun, halk konuşur, konuşmaya da devam edecek.
İşte, bugün Hafıza Merkezinden gençler bizi ziyarete geldiler, yapmış oldukları çok güzel bir çalışma var; dertleri demokrasi, dertleri birlikte eşit yurttaşlar olarak yaşanacak bir ülkeyi inşa etmek. Okumanızı tavsiye ediyorum. Orada gençlerin Türkiye'ye, Türkiye'nin demokrasisine dair çok önemli görüşleri, açıklamaları, çalışmaları var çünkü biliyorlar ki demokrasinin olmadığı bir yerde, çoğulculuğun sesinin buluşmadığı bir yerde işte bu şeyleri, bu vakaları yaşamamız kaçınılmaz. Bakın, yoksulluk meselemiz, işsizlik meselemiz, açlık meselemiz... Bu hafta Mecliste birçok kurum bizi ziyaret etti, Birleşik Emekliler Sendikası geldi, bir emekli şu sözü kullandı, dedi ki: "Biz ölmekten korkmuyoruz, biz çok yaşamaktan korkuyoruz." Bu kadar insanın içine işleyen bir söz daha olamaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu denli acımasız koşullara mahkûm edilmiş milyonlarca emekliden bahsediyoruz.
Yine, Marmara'da yaşanan gemi kazasında yaşamını yitirenlerin aileleri geldi. Mağdurlar, bir çare arıyorlar, en azından bir defin hakkına, cenazelerine kavuşmak istiyorlar.
Tırcılar, Kamyoncular ve Şoförler Federasyonu geldi. Beklentileri çok yüksek. Defalarca Adalet ve Kalkınma Partisini ziyaret etmelerine rağmen hiçbir şey yapılmamış, bugüne kadar hiçbir şey yapılmamış.
Muş Damızlık ve Sığır Yetiştiricileri Birliği geldi. Tarım alanının sorunları... Biliyorsunuz, Muş Türkiye'yi, hatta Orta Doğu'yu besleyecek kadar büyük bir tarım potansiyeline sahip ama o denli ihmal edilmiş ki hiçbir sorun çözülmemiş. Bırakın sorunu çözmeyi; Muşlunun kaderine düşen göç etmek, batıda inşaat işçisi olmak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Oysa bu denli bereketli topraklara bunu reva görmek büyük bir haksızlıktır, büyük bir adaletsizliktir. Bugün Tarım Günü; Dünya Gıda, Beslenme ve Tarım Günü ama Türkiye açlıkla uğraşıyor. Çünkü biz meselelerimizi demokrasi zemininde çözmekten çok uzağız, hangi soruna el atsak bunu görmemiz kaçınılmaz. Oysa 27 Şubat 2025'te Türkiye'de barış adına çok önemli bir adım atıldı ama bu barış adımı aynı zamanda önemli bir demokrasi penceresini açtı, bu demokrasi penceresinden artık Türkiye'ye bakmanın ne kadar önemli olduğuna vurgu yaptı. Sayın Abdullah Öcalan'ın bu mimariye dair atmış olduğu adım çok kıymetli bir adımdı. Oysa bugün hâlâ biz şunu duyuyoruz, siyasal statüsü bu kadar net olan bir siyasi aktörün hukuki statüsü hâlâ tartışmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son kez uzatıyorum, lütfen tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Oysa demokrasiyle ancak kalıcı barış inşa edilebilir, demokrasiyle ancak insanlar siyasi katılım hakkına sahip olabilir; işte, o sayede Türkiye'nin önü açılır.
Son bir şeyden bahsedip içinde yaşadığımız bu garabeti bir kez daha tarif etmek istiyorum. Bakın, burada bir kitap göstereceğim size, "Mahir Çayan Kitabı." Bu kitabı yayınlayan arkadaşım, yoldaşım Emir Ali Türkmen hakkında soruşturma açıldı, savcı kitaba dair toplatma kararı verdi. Benim buradan o savcıya seslenmek istiyorum: Ya, sen gerçekten hukuk fakültesinde mi okudun? Ya, sen gerçekten Türkiye'nin siyasi tarihini hiç mi merak etmedin? Sen, Mahir Çayan kim, hiç mi bilmiyorsun? Sen nasıl "örgüt propagandası" olarak bu kitabı değerlendirir de bu kitaba toplatma kararı verir ve yayıncısına soruşturma açarsın?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Yoksa sen de Ankara 2 No.lu Baronun torpiliyle mi oraya geldin?
Teşekkür ederim.