| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 7 |
| Tarih: | 15.10.2026 |
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Ben de İstanbul'da yaşanan sel felaketinde maddi zarara uğrayan bütün vatandaşlarımıza, hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diliyorum.
İstanbul bir metropol şehri ve gerçekten ülke nüfusumuzun önemli bir kısmının yaşadığı, hem ticari hem sosyal hem kültürel hem de siyasal olarak dünyanın önemli şehirlerinden bir tanesi. Dolayısıyla, böyle bir şehrin, hele hele her geçen gün nüfusu yoğunlaşan bir şehrin devasa sorunları her geçen gün birikiyor. Bunların bir kısmı Hükûmetin halletmesi gereken sorunlar, bir kısmı da yerel yöneticilerin halletmesi gereken sorunlar. Burada iktidarın topu belediyeye, belediyenin topu iktidara atmadan bu sorunlara bir master plan çerçevesinde el birliğiyle el atması gerekiyor. Örneğin, imar rantından dolayı imara açılmaması gereken alanların imara açılması, depreme dayanıklı binaların eksikliği, kentsel dönüşüme gerekli hızın verilmemesi ve plansız kentleşme dâhil birçok sorun hem belediyenin hem de iktidarın maalesef yeterince hizmet üretememesinden kaynaklı İstanbul halkı sorunlar, çileler, sıkıntılar çekiyor. İstanbul millî görüş hareketi için dolayısıyla Saadet Partisinin öncü partisi olan Refah Partisi için de çok önemli bir şehir çünkü 1994'te rahmetli Erbakan Hocamızın siyasi liderliğini yaptığı ve en son Genel Başkan olarak Saadet Partisine genel başkanlık yaptığı millî görüş hareketinin önemli merkezlerinden biri. Gerçekten 1994'te millî görüş belediyeciliği Türkiye'de belediyecilik çıtasını yükseltti ve İstanbul'un birçok önemli sorunu o günkü siyasal iktidarların engellemelerine rağmen çözüldü. Daha fazla hizmetler beklenirken maalesef 2004'ten bu yana İstanbul hak ettiği hizmetleri yeterince alamadı. Dolayısıyla, bugün itibarıyla baktığımız zaman, artık bir muhalefet-iktidar kavgasının daha ötesinde, muhalefet ve iktidarın baş başa verip -bir master planla- iktidara ne tür görevler düşüyor, yerel yönetimlere ne tür görevler düşüyor, bunları planlayarak İstanbul'a daha köklü çözümler bulacağımız, daha geniş imkânlarla İstanbul'a el atmamız gereken bir durumdayız çünkü İstanbul sadece İstanbul değil, eğer İstanbul bir felaket yaşarsa -Allah korusun- bu, Türkiye'nin felaketi manasına gelir. Hani, meşhur bir söz vardır "İstanbul 80 ile yeter ama 80 il bir araya gelirse İstanbul'un sorunlarını zor çözer." diye, dolayısıyla İstanbul'u Türkiye için hep beraber planlamak, korumak, ona hizmet ve yatırım yapmak durumundayız.
Bir diğer önemli husus: İktidar yine bugün de kulaklarının üzerine yatıp milletin fonla ilgili taleplerini duymazlıktan gelmeye devam ediyor ve bu gündemin kapanacağını zannederek bugün de fon kriziyle ilgili meydana getirdiğimiz önergeleri, fon soygunuyla ilgili araştırma önergelerimizi muhtemelen reddetmeyle ilgili bir hazırlık içerisinde ama buradan iktidara tavsiyem, bu konuda bir Meclis araştırması açılmasının önünü açın, siz de vebal altında kalmaktan kurtulun, zan altında kalmaktan kurtulun, bu süreçte kim suçlu, kim değil, en azından siyasi ve bürokratik ilişkiler ortaya çıksın diyorum.
Bir diğer önemli husus: Son günlerde Türkiye ve Azerbaycan arasında, özellikle Azerbaycan'da başörtüsü ve dinî özgürlüklerle ilgili bir kısım yasaklamalardan dolayı gündem oluyor. Biz elbette Türkiye ve Azerbaycan'ın ilişkilerini önemsiyor ve bu coğrafyada Türkiye ile Azerbaycan'ın birlikte bir kader birliği yapmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz ama Fransa'dan, İngiltere'den, Amerika'dan esirgemediğimiz dinî özgürlükler alanındaki müdahalelerle ilgili eleştirilerimizi elbette Azerbaycan'dan da esirgeyecek değiliz. Bu, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine zarar verme değil; tam da hani, "Kardeşlerinize yardımcı olun, velev ki zulüm üzere olsalar." diye bir hadisişerif var. Sahabeler diyor ki: "Ya Resulullah, hani, mazlum olan kardeşlerimize yardım etmeyi anladık da zalime nasıl yardım edeceğiz?" "Onların da zulmüne engel olarak onlara yardımcı olun." diyor. Dolayısıyla, bizim Azerbaycan'a dinî özgürlüklerle ilgili, ihlallerle ilgili tavsiyelerimiz bir düşmanlık hukuku çerçevesinde değil, tam da kardeşane bir şekilde, yapmış oldukları zulümden alıkoymayla ilgili bir tavsiye, bir kardeşlik görevidir. Elbette siyasi olarak, diplomatik ilişkiler anlamında bu iki ülkenin hem askerî hem güvenlik hem sosyal hem de diğer alanlardaki ilişkilerini daha ileri boyutlara götürmek iki ülkenin devlet yetkililerine düşen bir vazifedir ama bizler bu manada Azerbaycan'da...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun insan hakları ihlalleri ancak ülkeleri aşan bir dayanışmayla önüne geçebilecek ihlallerdir. İnsan hakları ihlallerini sadece ülkenin kendi iç meselesi olarak gördüğümüz zaman bu sorunları çözemeyiz. Onun için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ortaya çıktı, onun için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ortaya çıktı ve onun için ülkeler insan hakları alanında uluslararası sözleşmelere imza atmak ve o yükümlülüklere uyma ihtiyacı hissetti. Dolayısıyla, buradan dost Azerbaycan devletine ve halkına bir çağrıda bulunuyoruz: Bizim size dinî özgürlüklerle ilgili, yasaklamayla ilgili, medyaya düşen veya iddia edilen konularla ilgili yapmış olduğumuz tavsiyeler tamamen kardeşlik hukuku çerçevesinde; yapmış olduğunuz işlerin yanlış olduğunu o süreçlerden geçen bir ülke olarak, damdan düşen birileri olarak bu tavsiyelerde bulunuyoruz. Bunun millete de faydası yok, bu kutuplaşmanın toplumlara ve ülkeye de bir faydası olmadığını buradan bir kez daha ifade etmiş oluruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen, tamamlayın.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bir diğer önemli husus Mekke Sözleşmesi. Elbette henüz sözleşmenin içeriğine vakıf değiliz ama sanki bu sözleşme Mecliste onaylanmış ve siyasi iktidara bu sözleşmeden kaynaklı yetki ve sorumluluklar yüklenmiş gibi Dışişleri Bakanımızın çeşitli açıklamalarına şahit olmaktayız. Hatta, Dışişleri Bakanımız yetmedi, Trump da sanki bu anlaşma onaylanmış gibi "Sayın Erdoğan'la aramızda çok dostane bir hukuk var, ben Erdoğan'dan ne istersem yapar." şeklinde hadsiz açıklamalar yapmaya devam ediyor. Biz elbette Sayın Cumhurbaşkanının 86 milyonun Cumhurbaşkanı olarak Trump'ın dedikleriyle bağlı olmayacağını düşünüyoruz ama bu konuda da buna had bildirmek gibi bir durumla da en azından Dışişlerimizin bir açıklama yapma ihtiyacını hissediyoruz. Eğer Dışişleri bir açıklama yapmayacaksa hiç olmazsa burada Adalet ve Kalkınma Partisindeki nöbetçi Grup Başkan Vekilimiz -bir itham sözlü olarak söylemiyorum ama- en azından şunu diye bilir: "Ey Trump..."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son kez uzatıyorum, buyurun lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Hiç olmazsa Türkiye Büyük Millet Meclisindeki Adalet ve Kalkınma Partisi adına söz söylemeye yetkili arkadaşların "Trump'ın yapmış olduğu bu açıklama hadsizdir." deyip en azından es geçmemesini bekliyoruz. Bu konuda da herhâlde Yüce Türk milleti adına böyle bir talepte bulunma hakkımızın olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla Trump Orta Doğu'yu kendi emelleri doğrultusunda İsrail'le beraber şekillendirmeye çalışırken Mekke Sözleşmesi'ne çok daha dikkatli bir şekilde yaklaşmamız gerektiği ortada. O açıdan, siyasi iktidara tavsiyemiz şudur: Bu konuyu, imzaladığınız bu anlaşmayı Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmeden önce hiç olmazsa siyasi parti gruplarıyla, siyasi partilerin genel başkanlarıyla bir tur yaparak bu sözleşmeye niçin imza koyma ihtiyacı hissettiğinize dair bir bilgilendirme yapmaları gerekir. Ha, yok "Nasıl olsa bizim burada kurşun askerlerimiz var, bu anlaşma bu Meclisten geçer, biz kimseye bilgi verme ihtiyacı hissetmiyoruz." diyorsak bu millete ihanet edeceklerini de buradan hatırlatmak istiyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.