| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 6 |
| Tarih: | 14.10.2026 |
KAYIHAN PALA (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, size de yeni görevinizde başarılar diliyorum.
Konuştuğumuz Türk Kızılay Kanunu Teklifi pek çok konuşmacının dile getirdiği gibi, bizim ortak değerimiz olan bir kuruma ilişkin bir düzenleme. Daha önce de söylendi ama bir kez daha söylemekte yarar görüyorum. 1868 yılında Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti olarak kurulmuş bir kurumdan söz ediyoruz, 1947'de "Türkiye Kızılay Derneği" adını almış kuruluşa "Kızılay" adını ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk vermiş. Dolayısıyla, hepimiz için çok değerli bir kurumdan söz ettiğimizi bir kez daha vurgulamak isterim.
Kızılayın kendi tüzüğünde yazan ilkelere baktığımızda, insancıl olmak, ayırım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık, gönüllü hizmet ve evrensellikten söz edildiğini görüyoruz ki bunlar hepimizin benimsediği değerler. Birazdan bu değerler ile Kızılayın uygulamaları arasında nasıl bir paralellik ya da terslik var, onlara da değineceğim.
Kızılay çok önemli bir insani yardım kuruluşu, birkaç önemli etkinliğinden örnek vermek isterim. Örneğin, 2025 yılı Faaliyet Raporu'nda "Yoksulluğun Etkilerini Azaltmak" başlığı altında şöyle bir yardımdan söz ediliyor: O yıl içerisinde 191 bin 318 kişiye Kızılay sağlık yardımı yapmış. Gerçekten, çok önemli bir destek, teşekkür ederiz ama aynı zamanda, bu destek Türkiye'deki sağlık hizmetinin, sağlık sisteminin yurttaşlarının ihtiyaçlarını karşılamadığının da çok önemli bir kanıtı olarak karşımızda duruyor. Keşke sağlık sistemi yurttaşların ihtiyaçlarını karşılıyor olsa da Kızılay böyle bir destekte bulunmak zorunda kalmasa. Türkiye Kızılay Derneği ile Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan bir protokol doğrultusunda ülkemizin genelinde kan hizmetlerinin yürütülmesinde yetkilendirilmiş ana kuruluş. Gerçekten bu çok önemli. Düşünün, bir hastanız var, bir ameliyat olması gerekiyor ya da kanamalı bir hasta ona kan gerektiğinde Kızılay bize bunu sağlıyor. Dolayısıyla bunu gerçekten çok değerli buluyoruz. Türkiye genelinde kan kullanan 1.132 hastane var, 10 tanesi dışındaki bütün hastanelerin kan ve kan ürünleri ihtiyacını Kızılay karşılamaya çalışıyor. Kendi raporunda yazdığı kadarıyla Kızılay sorumluluğunda bulunan bu söz konusu sağlık kuruluşlarının eritrosit süspansiyonu ve aferez trombosit süspansiyonu talepleri yüzde 98 oranında karşılanabiliyor. Bu çok yüksek bir oran ama bir tıp doktoru olarak söyleyeyim, o 102 içerisinde eğer sizin bir hastanız varsa bu yüzde 98 sizin ihtiyacınızı karşılamaktan çok uzaktır. O yüzde 2 içerisindeki bir hastanız nedeniyle bir kan ve kan ürününe erişemiyorsanız o hastanın sağlığı ciddi bir şekilde bundan etkilenme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle şunu söylememiz gerekir ki Kızılay kan merkezlerinde görev yapan meslektaşlarımız, hekimler, sağlık çalışanları ve destek personelinin bütün gayretine ve özverili çalışmasına rağmen Kızılay ülkemizin kan ihtiyacını karşılamada zaman zaman yetersiz kalmaktadır. Kan ve kan ürünleri aynen aşılar gibi çok stratejik ürünlerdir. Bu nedenle, bunların mutlaka sağlanması gerekir. Bu bağlamda, bu kanun konuşulurken Türkiye'de kan temini ve transfüzyon hizmetlerinin yeniden örgütlenmesinin de mutlaka masaya yatırılması gerekir. Bakın, bu ürünlere ilişkin hizmet sürecini yalnızca bağışçılardan kan toplanması, toplanan kanların bileşenlerine ayrılması ve hastalara ulaştırılması olarak tanımlamamak gerekir. Talasemi hastaları, kemik iliği hastaları gibi özellikle alloantikor gelişme ihtimali olan kan gruplarının belirlenmesi ve buna ilişkin bağışçı havuzlarının da oluşturulması önemli bir işlevken bu işlevin henüz yerine getirilemediğini görüyoruz. Oysa burada bilimsel bir zorunluluk olduğunu vurgulamak isterim. Ayrıca, plazma gibi bileşenlerden pıhtılaşma faktörleri, fibrinojen gibi endüstriyel kan ürünlerinin üretilebilmesi de ulusal kamucu bir endüstriyel yapılanmaya duyulan ihtiyacı karşımıza çıkarmaktadır. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de transfüzyon tıbbı açısından bir akademik alan belirlenmesine ihtiyaç var. Oysa bu alan ne uzmanlık ne de yan dal olarak belirlenmediği için, YÖK nezdinde ayrı bir bilim alanı olarak da tanınmamış olması nedeniyle Türkiye'de geri bırakılmış durumdadır. Bunun da mutlaka altını çizmemiz gerekir.
Dolayısıyla, Türkiye'de bütün bu sorunları aşacak ve mutlaka Kızılayla birlikte entegre çalışacak bir Türkiye kan enstitüsü kurulması gündeme alınmalıdır. Burada üzülerek görüyorum ki Komisyon çalışmaları sırasında buna ilişkin bir düzenleme bu kanun metninde yer almıyor.
Değerli milletvekilleri, çok önemli bir kanun teklifi ancak benden önceki bazı konuşmacıların da dile getirdiği gibi aslında Kızılayla ilgili ihtiyaçları karşılamaktan uzak bir düzenleme olduğunu vurgulamamız gerekir. Kızılay tüzüğüne göre Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kızılayın onursal başkanıdır. Bu kanuna bu gözle bakmak gerekir. Kızılayın olumlu işleri de olumsuz işleri de sonuçta Cumhurbaşkanı adına yapılan işlemlerdir ve bu kanun teklifine baktığımızda kanun ayrı, tüzük ayrı düzenlemelerin getirebileceği sıkıntılar bir yana temel olarak bir insani yardım kuruluşu olarak tanımlanmasına ilişkin de çerçevede bir eksiklik vardır ve maalesef geçmişte de birçok kez eleştirildiği gibi bir holding olarak çalışmasının önünde bir kısıtlama olmadığını bu yasal düzenlemede söylememiz gerekir.
Kızılayın 2025 yılındaki bütçesinin 1 milyar 200 milyon dolar civarında bir bütçe olduğunu, bu kadar büyük bir bütçenin bir insani yardım kuruluşu olarak mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha söyleyelim. Az önce söylendi ama kayıtlara girsin; biliyorsunuz, 6 Şubat depremlerinde Ahbap Derneğine depremden birkaç gün sonra 2.050 adet çadırın 46 milyon lira karşılığında satıldığı Kızılay tarafından da kabul edilmiştir. Bakın, burada özellikle sormak istiyorum: Gerçekten buna olumlu bakan kimse olabilir mi? Bir deprem olmuş, depremde çok sayıda insan ölmüş, yaralılar var, çok sayıda bina yıkılmış ve insani yardım kuruluşu olarak göz bebeğimiz olan Kızılay çadır satıyor. Üstelik yalnızca Ahbap Derneğine değil, bazı meslek örgütlerine sattığını da hep birlikte biliyoruz. Ben böyle bir kanun teklifi önümüze geldiğinde bunların ortadan kaldırılacağı bir sistematik düzenlemenin olmasını da beklerdim ama maalesef böyle bir durum söz konusu değil. Kızılay, depremi fırsata dönüştüren aç gözlü bir şirket gibi davranırken bir daha böyle davranmasının önüne geçecek bir düzenlemenin olmamasını burada doğru bulmadığımı söylemek isterim.
Bir başka önemli konu yine kamuoyuna yansıyan bir bilgi: Kızılay Genel Sekreteri Sayın Murat Ellialtı sosyal medyada yayınlanan bir videosunda Kızılaya ait hastanelerde vatandaşlara sunulan sağlık hizmetleri karşılığı olarak Sağlık Uygulama Tebliği'nde belirtilen ücretlerin yüzde 1000 katının alındığını açıklamıştı, hatırlarsınız. Ben de Sağlık Bakanına sordum Kızılaya ait sağlık kuruluşlarını denetliyor musunuz? Bu kamuoyuna yansıyan bilgiler ışığında ne yaptınız diye. Tahmin edeceğiniz gibi Sağlık Bakanlığı birçok konuda olduğu gibi bu konuda da herhangi bir yanıt vermemeyi tercih etti.
Bir başka sorun yine kamuoyuna yansıdı biliyorsunuz, Kızılayın ürettiği maden suyunda arsenik oranı sınır değerin 2 katında çıktı. Değerli milletvekilleri, Kızılay eğer gerçekten hepimizin göz bebeği bir kuruluşsa Kızılayın böyle olumsuzluklarla, sağlığı tehdit edecek sıkıntılarla ve sağlığın ticaretini yapacak bir şirketleşme anlayışıyla asla gündeme gelmemesi gerekir. Bunu bir kez daha vurgulama ihtiyacı duyuyorum. Ayrıca başlangıçta sıraladığımız Kızılayın ilkelerine aykırı tutumları da birçok kez kamuoyuna yansıdı. Bir örnek: Örneğin Kızılaya ait Ankara Çamkoru, Eskişehir Hasırca ve İstanbul Heybeliada'da bulunan kamp alanları AKP'ye yakınlığıyla bilinen TÜGVA, Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü, İnsan ve Medeniyet Hareketi gibi kurumların kullanımına verilmiş durumda. Hani ayrımcılık olmayacak, hani tarafsız davranacaktı Kızılay? Tüzüğünde bu ilkeler yazarken böyle bir tutum almasını gerçekten samimiyetle soruyorum, siz kabul edebilir misiniz?
Bakın, bir sürü sıkıntının yansıdığını biliyoruz. Bu konuda İsmail Arı'nın Kızılay Holding kitabını okumanızı öneririm. İçinde kanıta dayalı Kızılayın geçmişte yaptığı olumsuzluklara ilişkin çok sayıda bilgi, belge ve bulgu var. Açık söyleyelim, Kızılay gibi bir kurumun böylesine olumsuzluklarla kamuoyunun gündemine gelmesini kabul etmemiz mümkün değil. O yüzden bu yasal düzenlemenin bu olumsuzlukları ortadan kaldırmasını beklerdim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen efendim.
KAYIHAN PALA (Devamla) - Değerli milletvekilleri, geçmişe dönük yine bir konuya anımsatmak isterim: Maxicells firmasıyla iş birliği yaparak yerli plazmadan plazma ürünleri üretiminin başlaması hedeflenmiş ancak fabrikanın kurulmasında yaşanan gecikmeler ve ithalat süreçlerindeki usulsüzlük iddiaları da hatırlayacağınız gibi kamuoyuna yansımıştır. 2021 yılında temeli atılan Maxicellsin İstanbul Silivri'de kurmayı planladığı kan plazması üretim tesisi projesi iptal edilmiş ve tahsis edilen alan atıl kalmıştır.
Ben de o Kızılay zarflarına atıfla sözlerimi bitireyim: Biz çocukken okulda o Kızılay zarflarını bize dağıttıklarında her aile kendi bütçesine göre çocuğunun zarfına bir parayı koyar ve ertesi gün Kızılaya gönül rahatlığıyla bağışta bulunurdu. Tekrar Kızılayı o günlere kavuşturmak için hep birlikte çaba tüketmemiz gerekir. Bu kanun maalesef bu çabayı yeterince yansıtmamaktadır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)