| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 6 |
| Tarih: | 14.10.2026 |
MHP GRUBU ADINA MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizi bekleyen, bizi izleyen asil milletimizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.
Yeni görevinizi Allah hayırlı uğurlu etsin Sayın Başkanım. İnşallah çok güzel işler yapacağımıza tüm kalbimle inanıyorum.
28'inci Dönem Beşinci Yasama Yılının ülkemize, milletimize ve devletimize hayırlı olmasını diliyorum.
Bugün burada görüştüğümüz Türk Kızılayının hukuki statüsünün güçlendirilmesine ilişkin kanun teklifi için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Bu kanun teklifi sıradan bir mevzuat düzenlemesi değildir. Bu teklif tarih ile geleceği buluşturan, merhameti hukukla güçlendiren, milletimizin vicdanını uluslararası alanda daha etkili hâle getiren stratejik bir devlet düzenlemesidir.
Sözlerimin başında, bundan tam yüz elli sekiz yıl önce "Hilal-i Ahmer" adıyla başlayan bu büyük iyilik hareketinin kurucularını, gönüllülerini, bağışçılarını ve bugüne kadar insanlık için emek vermiş bütün Kızılay mensuplarını rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum.
Değerli milletvekilleri, Sayın Komisyon üyeleri; bugün adına "Türk Kızılay" dediğimiz bu büyük kurumun kökleri Osmanlı Devleti döneminde 1868 yılında kurulan Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyetine dayanmaktadır. Daha sonra Hilal-i Ahmer Cemiyeti adını alan bu yapı savaş meydanlarında yaralı askerlere yardım eden bir teşkilat olmanın ötesinde milletimizin vicdanını temsil eden tarihî bir kuruma dönüşmüştür. Bugün burada bir kanun görüşüyoruz ama aslında bugün konuştuğumuz şey bir kanun maddesinden çok daha büyük bir anlam taşıyor. Bugün biz Türk milletinin dara düştüğünde birbirine nasıl sahip çıktığını, zor zamanlarda nasıl kenetlendiğini ve iyiliği nasıl bir devlet ve millet geleneğine dönüştürdüğünü konuşuyoruz. Konumuz Türk Kızılayıdır, Kızılay deyince benim aklıma önce bir kurum gelmez, benim aklıma cephede yaralı bir Mehmetçik, deprem enkazının başında bekleyen bir baba, çocuğuna sıcak yemek ulaştırılan bir anne, kan bekleyen bir hasta ve hiçbir karşılık beklemeden yardım etmek için koşan Türk insanı gelir. İşte, Kızılay budur. Kızılay Türk milletinin zor günlerinde uzattığı yardım elidir ve bu yardım eli 1868'den beri de bugünümüze uzanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Kızılayın tarihine baktığımızda aslında Türk milletinin tarihini görürüz. Savaşlar gördük, yokluklar gördük, göçler gördük, salgınlar gördük, depremler gördük, yangınlar gördük ama her defasında bir şey değişmedi; Türk milleti düşenin elinden her defasında tuttu. Çünkü bizim medeniyetimizde komşusu açken tok yatmak ayıptır, bizim kültürümüzde ihtiyaç sahibine sırt dönmek yoktur, bizim devlet anlayışımızda insanı yaşatmak vardır, bizim millet anlayışımızda ben değil biz vardır. İşte, Kızılay ruhu da bu gelenekten doğmuştur. Bakınız, tarih bize çok çarpıcı bir örnek bırakmıştır. Balkan Savaşlarının en ağır günlerinde, Hilal-i Ahmer imkânlarının son derece sınırlı olduğu şartlarda yaralıların, hastaların yardımına koşmuştur. Hastaneler kurulmuş, doktorlar görev yapmış, gönüllüler cephe gerisine koşmuştur; insanlar hayatlarını başkalarının hayatını kurtarmaya adamıştır. Bugün bunları anlatırken kolay söylüyoruz ama o günlerde ne modern lojistik vardı ne de bugünkü haberleşme imkânları vardı. Bir tek şey vardı, fedakârlık; bir tek şey vardı, iman; bir tek şey vardı, millet sevgisi ve işte, bu da Kızılayın mayasını oluşturuyor.
Tarihin başka bir sayfasına baktığımızda da karşımıza Gazi Mustafa Kemal Atatürk çıkar. Mustafa Kemal, Trablusgarp Savaşı sırasında yaralanmış, Hilal-i Ahmer Hastanesinde tedavi görmüştür. Düşünün, bir gün o hastanede tedavi gören bir Türk subayı, yıllar sonra bu milletin millî mücadelesinde önderlik ve liderlik ediyor ve bugün biz o kurumun devamı olan Kızılayı konuşuyoruz. Bundan daha anlamlı bir tarih olabilir mi? Bir yaralıya uzanan el, bir gün bir milletin kaderine dokunabilir. Onun için, Kızılay sadece geçmişimizin değil, Türkiye'nin geleceğinin de kurumudur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben Malatya'dan gelen bir milletvekili olarak Kızılayın anlamını özellikle 6 Şubat depremlerinde bir kez daha gördüm.
Burada özellikle de bir şey ifade edeyim: 24 Ocak 2020 depreminde ve 6 Şubat depremlerinde o gün İçişleri Bakanı olan Sayın Süleyman Soylu'ya ve Murat Kurum'a huzurlarınızda Malatya ve Malatyalılar adına çok teşekkür ediyorum, o günkü çalışmalarını Malatyalılar hiçbir zaman unutmadı. Hassaten, çok teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Deprem olduğunda insanın dünyası birkaç saniye içerisinde değişiyor, ev gidiyor, düzen gidiyor, hatıralar gidiyor ama insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri kalıyor; o da umut. O anda bir çadır sadece bir çadır değildir, bir sıcak yemek sadece bir yemek değildir, bir battaniye bir battaniye değildir, bir yardım kolisi de bir yardım kolisi değildir. Bunların her biri ihtiyaç sahibine şunu söyler: "Yalnız değilsin." İşte, Kızılay budur, yalnız değiliz.
Değerli milletvekilleri, elbette Kızılayı konuşurken sadece geçmişteki başarılarla yetinmeyiz, bizim görevimiz Kızılayı daha güçlü, daha şeffaf, daha hızlı ve daha güvenilir hâle getirmektir çünkü afet beklemez, deprem beklemez, savaş beklemez, felaket beklemez. O hâlde, biz de beklememeliyiz. Afet olmadan hazırlanacağız, kriz çıkmadan organize olacağız, ihtiyaç ortaya çıkmadan kapasitemizi oluşturacağız ve ihtiyaç sahibi vatandaşımızın karşısına çıktığımızda "İmkânımız yoktu." demeyeceğiz, "Biz buradayız." diyeceğiz. İşte, güçlü Kızılay budur? Kızılayın en büyük gücü yalnızca devlet desteği değildir, en büyük gücü milletimizin ona olan güvenidir. Bir vatandaş kan verdiğinde, bir genç gönüllü olduğunda, bir esnaf bağış yaptığında, bir anne çocuğunu Kızılaya anlattığında aslında Türkiye'nin dayanışma zincirine yeni bir halka eklenmektedir. Bu nedenle, Kızılayın itibarı hepimizin meselesidir. Kızılayın başarısı milletimizin başarısıdır. Kızılayın güçlenmesi, Türkiye'nin güçlenmesidir ve Kızılayın güven kaybetmesine asla müsaade edilmemelidir çünkü milletin emaneti olan kurumların itibarı günlük tartışmaların üzerinde tutulmalıdır. Değerli milletvekilleri, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak meseleye sadece bugünün penceresinden bakmıyoruz. Biz devletin güçlü, milletin huzurlu, kurumların itibarlı, Türkiye'nin afetlere hazırlıklı olmasını istiyoruz. Bizim siyaset anlayışımızda insanı yaşatmak devletin asli görevidir. Devlet millet için vardır, kurumlar millet için vardır ve Kızılayda milletimizin en zor gününde milletinin yanında olmak için vardır. Bu anlayışla, Kızılayın kurumsal kapasitesini güçlendiren, afetlere hazırlığını artıran, insani yardım faaliyetlerini daha etkin hâle getiren her adımı kıymetli buluyoruz. Şimdi buradan bütün Türkiye'ye sesleniyorum: Kızılay, sadece Ankara'nın, İstanbul'un, Malatya'nın, Adıyaman'ın meselesi değildir. Kızılay Van'da depremzededir, Hatay'da yaralıdır, Malatya'da afetzededir, Gazze'de mazlumdur, Afrika'da açtır, Balkanlar'da ihtiyaç sahibidir, Türk dünyasında dara düşenin yanındadır çünkü Kızılayın sınırları yalnızca haritalarla çizilmez, Kızılayın sınırlarını insanlığın vicdanı çizer.
Değerli arkadaşlarım, bugün burada bir kanun teklifi görüşüyoruz ama aslında bir emaneti geleceğe taşıyoruz. 1868'den bugüne gelen bir emanet bu. Savaşta sınanan, afette sınanan, yoklukta sınanan ama her defasında milletin dayanışmasıyla ayağa kalkan bir emanet; bizim görevimiz de bu emaneti korumak, güçlendirmektir ve gelecek nesillere de güçlü bırakmaktır çünkü Türkiye güçlü olmak zorundadır, devlet güçlü olmak zorundadır, millet güçlü olmak zorundadır ve afet karşısında Türkiye'nin eli güçlü olmak zorundadır. O elin adı da "Türk Kızılayı"dır. Çanakkale'de cephe gerisinde yaralı Mehmetçiğe su taşıyan hemşirede Hilal-i Ahmer vardır, Sarıkamış'ta donmak üzere olan askerin üstünü örten elde Hilal-i Ahmer vardır, Kurtuluş Savaşı'nda kağnılarla cephane taşıyan Anadolu kadınlarının duasında Hilal-i Ahmer vardır. Cumhuriyetimizin kurulmasıyla birlikte bu büyük miras güçlenerek devam etmiştir. 1935 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruma "Kızılay" adı verilmiştir. Bu isim değişikliği sadece bir kelime değişikliği değildir. Bu değişiklik Osmanlı'dan cumhuriyete uzanan merhamet medeniyetinin devamlılığının simgesidir. Bugün Türk Kızılayı yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın en köklü insani yardım kuruluşlarından biridir.
Değerli milletvekilleri, dünya değişmektedir, savaşların niteliği değişmektedir, göç hareketleri büyümektedir, iklim krizleri, afetleri artmaktadır. Salgınlar, açlık krizleri, bölgesel çatışmalar milyonlarca insanı etkisi altında bırakmaktadır. Böyle bir dönemde insani yardım kuruluşlarının yalnızca iyi niyetli olması yeterli değildir. Güçlü bir hukuki statüye, uluslararası tanınırlığa ve açık görev tanımına sahip olmaları gerekmektedir. İşte bugün görüştüğümüz bu kanun teklifinin temel gerekçesi de budur.
Değerli arkadaşlarım, uluslararası insancıl hukuk sistemi içerisinde Kızılay ve Kızılhaç hareketi çok özel bir yere sahiptir. Bu yapı 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri temelinde faaliyet göstermektedir. Bu sözleşmeler devletlere kendi ülkelerinde tek ve yetkili bir millî cemiyet oluşturma yükümlülüğü getirmektedir. Millî cemiyetler savaşta, afette ve olağanüstü dönemlerde devletlerin insani yardım kapasitesine destek veren, uluslararası sistem içinde tanınan özel kuruluşlardır. Türk Kızılayı yıllardır fiilen bu görevi yerine getirmektedir. Ancak artan uluslararası operasyonlar, sınır ötesi insani krizler ve küresel afetler nedeniyle mevcut hukuki çerçevenin daha da güçlü hâle getirilme ihtiyacı doğmuştur. Bakınız, bugün dünyanın birçok ülkesinde millî cemiyetlerin hukuki statüleri açık ve güçlü bir şekilde düzenlenmiştir. Örneğin Amerika'nın Kızılhaçı doğrudan federal yasayla tanımlanmıştır. İngiliz'in Kızılhaçı özel hukuki statüye sahiptir. Japon Kızılhaç Cemiyeti kamu yararına çalışan ve devlet koordinasyonunda görev yapan güçlü bir millî cemiyet modelidir. Yine, Alman Kızılhaç ise afet yönetiminde devletin temel paydaşlarından biri olarak açık şekilde tanımlanmış ve tanınmıştır. Bugün gelişmiş ülkeler millî cemiyetlerini sadece yardım kuruluşu olarak görmüyor, aynı zamanda devletlerin insani diplomasisi, gücü olarak da değerlendiriyor, Türkiye'nin de aynı anlayışla hareket etmesi son derece doğaldır.
Değerli milletvekilleri, bu düzenleme neden önemlidir? Çünkü güçlü hukuki statü uluslararası operasyonlarda tanınırlık sağlar, savaş bölgelerinde hukuki koruma sağlar, uluslararası kuruluşlarla koordinasyonu kolaylaştırır, bağış ve yardım süreçlerinde güven arttırır, afet anlarında yetki karmaşasını azaltır ve en önemlisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin küresel itibarı açısından çok önemli bir zemin oluşturur.
Bugün Türk Kızılayı yalnızca Türkiye'de faaliyet göstermemektedir; Gazze'de aşevleri kurmaktadır, Somali'de su kuyuları açmaktadır, Pakistan'da sel mağdurlarına yardım ulaştırmaktadır, Suriye'de milyonlarca insana da destek vermektedir, Afrika'da sağlık hizmetleri sunmaktadır.
Düşününüz değerli arkadaşlarımız, bir Afrika köyünde susuz kalan çocuk üzerinde ay yıldız bulunan bir yardım tankeri gördüğünde Türkiye'yi ve Türk Kızılayını tanıyor. Gazze'de bombardımandan kaçan bir anne Kızılay çadırına sığındığında Türkiye'nin şefkatini hissediyor. Deprem bölgesinde enkaz başında bekleyen bir vatandaşımız kırmızı hilalli araç gördüğünde "Devlet geldi." diyor. İşte, Türk Kızılayı böyle bir anlam taşımaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu noktada 6 Şubat depremlerine de ayrıca değinmek istiyorum. 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız ve asrın felaketi olarak tarihe geçen büyük depremde hepimiz tarifsiz acılar yaşadık. 11 ilimiz etkilendi, binlerce vatandaşımızı kaybettik, milyonlarca insanımız evsiz kaldı. İşte, o karanlık gecede, karın, soğuğun, çaresizliğin ortasında Türk Kızılayı ve sıcak çorbası yine milletimizin yanındaydı. Hatay'da enkaz başında bekleyen küçük bir çocuğun kendisine uzatılan battaniyeye sarılarak "Artık üşümeyeceğim değil mi ağabey?" dediğini unutmak mümkün değildir. Kahramanmaraş'da yaşlı bir teyzenin dağıtılan sıcak çorbayı aldıktan sonra "Allah devletimize zeval vermesin." diye dua edişi hepimizin hafızasındadır. Adıyaman'da bir gönüllünün tam otuz altı saat boyunca hiç uyumadan yardım dağıttığına hep birlikte şahit olduk. Malatya'da bir genç, Kızılay gönüllüsü, kendi ailesine ulaşmadan önce başkalarının çocuklarına süt dağıtıyordu. İşte, Türk Kızılayı budur, fedakârlıktır, merhamettir, millet olmanın somut hâlidir. Elbette böylesine büyük afetlerde eksiklikler, aksaklıklar, koordinasyon sorunları tartışılmıştır. Bunlar demokrasimizin de gereğidir ancak bir gerçeği de inkâr edemeyiz. Böylesine büyük bir felakette güçlü, kurumsal kapasiteye sahip insani yardım kuruluşlarının önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. İşte bu kanun teklifi tam da bu nedenle önemlidir çünkü afetlere daha hızlı müdahale eden, uluslararası alanda daha güçlü tanınan, hukuki altyapısı daha sağlam bir Türk Kızılayı gelecekte karşılaşacağımız krizlerde de milletimizin güvencesi olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün dünyada devletlerin gücü sadece askerî kapasiteyle ölçülmüyor, vicdan diplomasisi de artık devlet gücünün önemli bir parçasıdır. Türkiye son yıllarda dünyanın en fazla insani yardım yapan ülkelerinin başında gelir. Bu başarıda da Türk Kızılayı çok önemli bir role sahiptir çünkü Türk milleti tarih boyunca sadece güçlü olmayı değil, mazlumun yanında olmayı da görev bilmiştir. Ecdadımız açken komşusu tok yatmasın diye vakıflar kurmuştur, yolda kalana aşevleri açmıştır, savaştan kaçana kapısını kapatmamıştır. Bugün Türk Kızılayı, işte bu medeniyet mirasının modern dünyadaki temsilcisidir. Bu kanun teklifiyle amaçlanan şey de tam olarak budur. Bu büyük iyilik hareketini daha güçlü bir hukuki zemine oturtmak, daha güçlü bir Türk Kızılayı, daha güçlü afet yönetimi demektir, daha güçlü insani diplomasi demektir, daha güçlü uluslararası temsil demektir ve daha güçlü Türkiye demektir.
Şimdi sözlerimi bitirirken şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Bizim milletimiz dara düşeni yerde bırakmaz. Bizim devletimiz afetzedeyi yalnız bırakmaz. Bizim insanımız zor günlerde birbirine sırtını dönemez çünkü biz aynı bayrağın altında, aynı vatanın üzerinde, aynı milletin evlatlarıyız ve Kızılay, bu büyük milletin vicdanından doğmuş, bize kalmış en büyük emanettir. Bu emanete sahip çıkacağız, Kızılayı güçlendireceğiz, milletimizin yardım elini daha da büyüteceğiz çünkü bizim anlayışımız nettir: İnsan yaşarsa devlet yaşar, millet yaşarsa Türkiye yaşar, iyilik yaşarsa insanlık yaşar ve biz diyoruz ki: Kızılay güçlü olacak, Türkiye güçlü olacak, Kızılay yaşayacak, iyilik yaşayacak, Türk milletinin vicdanı ilelebet yaşayacak.
Bu düşüncelerle, görüşmekte olduğumuz düzenlemenin milletimiz, Kızılayımız ve bütün ihtiyaç sahipleri için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu düşüncelerle, Türk Kızılayının hukuki statüsünün güçlendirilmesine ilişkin kanun teklifinin ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyorum.
Son olarak da bizim "Ahbap"ımız devlettir, bizim "Ahbap"ımız millettir, bizim "Ahbap"ımız Kızılaydır. Kanun teklifine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak olumlu oy kullanacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Allah'a emanet olun, servetiniz ana baba duası olsun, sağ olun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)