| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 6 |
| Tarih: | 14.10.2026 |
CHP GRUBU ADINA KADİM DURMAZ (Tokat) - Sayın Başkanım, yeni yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi Meclis Başkan Vekilliği görevinizi tebrik ediyorum, başarılar diliyorum, hayırlı olsun.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 279 sıra sayılı Türk Kızılay Kanunu Teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Gazi Meclisi, ekranları başından bizi izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada yalnızca bir kanun teklifini görüşmüyoruz. Bugün, milletimizin en zor günlerinde yanında olmuş, savaşta yaralının, depremde afetzedenin, hastanede kan bekleyen yurttaşın, selde evini kaybetmiş insanın yardımına koşmuş yüz elli sekiz yıllık bir insani yardım geleneğinin geleceğini konuşuyoruz çünkü Kızılay sıradan bir kurum değil milletimizin ortak vicdanıdır. Hilal-i Ahmerden bugüne uzanan bu büyük kurumun tarihini cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Kızılaya verdiği değerden ayrı düşünemeyiz. Atatürk, 1924 yılında Hilal-i Ahmerin fahri başkanlığını kabul ederken kurumun vatanın felaket günlerine yaptığı kıymetli hizmetleri özellikle takdir etmiştir. 1935 yılında ise cemiyet, Atatürk'ün önerisiyle "Kızılay" adını almıştır. Bu tarih bize çok önemli bir sorumluluk yüklemektedir: Kızılay herhangi bir siyasi partinin, iktidarın ya da bir kişinin kurumu değil, Kızılay 86 milyonun ortak değeridir. Türk Kızılayı Cenevre Sözleşmeleri kapsamında millî cemiyet statüsü taşımakta; afet, savaş, göç, insani kriz, kan hizmetleri, sosyal yardım, lojistik ve geçici barınma alanlarında yeni hak ve yetkiler getirmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Türk Kızılayının kendine özgü hukuki statüsünün müstakil bir kanunla düzenlenmesini doğru ve yerinde buluyoruz. Ancak böylesine köklü bir kuruma kanun yaparken yalnızca yetkileri değil bu yetkilerin nasıl kullanılacağını, kim tarafından denetleneceğini ve topluma nasıl hesap verebileceğini de düzenlemek zorundayız çünkü yetkinin olduğu yerde sorumluluk, kamu kaynağının olduğu yerde denetim, insani yardımın olduğu yerde de tarafsızlık olmazsa olmazımızdır.
Değerli milletvekilleri, teklif, esas komisyon olarak İçişleri Komisyonuna göndermiştir ancak ne hikmetse buradan tali komisyonlara gönderilmemiş. Nereye... İçinde olan birtakım hizmetlere göre kamu ihale sistemi var, Sosyal Güvenlik Kurumu sistemi var, üniversite hastanelerinin mali yapısı var, kişisel verilerin korunması var, sosyal yardım sistemi var, afet yönetimi var, en önemlisi de milyonlarca yurttaşımızın güven duyduğu bir kurumun geleceği söz konusu. Bu nedenle, teklifin, hukukçuların, sağlık çalışanlarının, akademisyenlerin, afet yönetimi uzmanlarının, gönüllü kuruluşların, bütün siyasi grupların katılımıyla daha kapsamlı değerlendirilmesi hepimizin isteğidir. Hukuk devleti yalnızca kanun çıkarmak değildir; çıkan kanunların adil, eşit, öngörülebilir ve denetlenebilir olmasıdır. Adaletin olmadığı yerde güven, eşitliğin olmadığı yerde toplumsal dayanışma, hukukun üstünlüğünün olmadığı yerde kurumsal bağımsızlık sağlanamaz. Bu ilkeler yalnızca devletin yönetiminde değil Kızılay gibi kamu yararına hizmet eden bütün kurumların işleyişinde de karşılık bulmalıdır. Kızılay gibi tarihi ve insani sorumluluğu bulunan bir kurumda ise bu ilkelerin önemi çok daha büyüktür.
Değerli milletvekilleri, teklifin gerekçesinde 1949 Cenevre Sözleşmesi'ne ve uluslararası yükümlülüklere atıf yapılmaktadır ancak unutmayalım ki uluslararası Kızılhaçın ve Türk Kızılayının 7 temel ilkesi vardır: İnsanlık, ayrım gözetmeme, tarafsızlık, bağımsızlık, gönüllülük, birlik ve evrensellik.
Bu ilkeler bir tüzükte yazılı kalacak süslü ifadeler değildir. İnsanlık, yardıma muhtaç duyan herkese insan onuruna yakışır biçimde yaklaşmaktır. Ayrım gözetmeme, vatandaşın diline, dinine, siyasi düşüncesine, ekonomik durumuna ya da kimliğine değil ihtiyacına bakandır. Tarafsızlık, siyasi tartışmaların tarafı olmamaktır. Bağımsızlık, kamu otoritesiyle iş birliği yapmaktır, yaparken insani kararları da özgür kılabilmektir. Gönüllülük, birlik ve evrensellik de bu anlayışın tamamlayıcı unsurlarıdır.
Değerli milletvekilleri, Kızılay, yardıma muhtaç insana "Sen kimsin?" diye sormaz, "Senin neye ihtiyacın var?" diye yaklaşır. Kurumun yönetiminde siyasi yakınlık, kişisel ilişkiler ve sadakat değil; bilgi, deneyim, ehliyet ve insani sorumluluk belirleyici olmalıdır. Bu yüzden, yöneticileri de liyakatli, işin ehli olmak zorundadır.
Sayın Başkanım, kıymetli milletvekilleri, Değerli Komisyon üyelerimiz; bugün, Kızılayımızın yöneticilerine bakıyorum, yaptığı görevle ilgili bilgi, uzmanlık ve yetki alanına; tıp doktoru, akademisyen, diş hekimliği mezunu, siyaset bilimci, yine, işletmeci, iş insanı, kamu yöneticisi, hukukçu, yönetim kurulu üyesi, muhasebe, yine bir işletmeci, bir gazeteci geleneğinden gelen ve iş insanı arkadaşlardan oluşuyor. Arkadaşlar, dünyanın gelişmiş ülkeleri bu görevlere birilerini seçerken ya da bir düzenlemeyi yaparken kriter koyuyor: Bir teknik üniversitede insan yaşamını ve afet anında pozisyon alabilecek bilgiye, birikime sahip olması lazım ya da bir jeoloji mühendisi ya da bu anlamda bilgisi olan gibi benzeri birçok afet yönetimi dalında uzmanlık yapmış birilerinin olması lazım ama maalesef, bugün böyle kriterleri göremiyoruz. Düzenlemenin içerisinde bunları da bir eksiklik görüyor, belli mesleklerin olmazsa olmaz hâle getirilmesinin doğrusu olacağına inanıyorum.
Tabii, Kızılay önemli bir kurum dedik ama birçok da hızlı yapacağı işler ve işlevler var. Gücü herhangi bir siyasi makamdan değil milletimizin ona duyduğu güvenden gelmektedir. Teklifte dikkatle değerlendirilmesi gereken konuların başında ekonomik ve idari uluslararası yetkiler gelmektedir. Afet, acil durum, olağanüstü dönemlerde Kızılaydan veya sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu şirketlerden bazı ürün ve hizmetlerin Kamu İhale Kanunu'na tabi olmaksızın alınabilmesine imkân tanımaktadır. Elbette afet anında hız önemlidir. Depremde, selde insanlar sokakta kalmışsa bürokratik işlemler nedeniyle insani yardım geciktirilemez, geciktirilmemelidir. Ancak burada çok daha önemli bir ayrım var. Hız, denetimsizlik değildir, aciliyet hesap vermemenin gerekçesi kabul edilemez. Nereden ne alındı, kaça alındı, piyasa değeri nedir, kararı kimler verdi, kamu zararı var mıdır; bu soruların cevabı net olmalıdır. Kızılayın insani faaliyetleriyle ticari faaliyetler arasındaki sınır kesin biçimde bu yasal düzenlemeyle çizilmelidir. Çünkü 6 Şubat depreminde yaşanan çadır satışı hâle milletimizin hafızasındadır. Depremde soğukta çadır beklerken Kızılayın elindeki çadırları bir başka kuruluşa satması hepimizi üzmüş, yüreğimizi incitmiştir; ahbaplara da alan açmıştır. Buradan soruyorum: Afet anında Kızılayın çadırın ticari bir ürün müdür yoksa milletin zor günler için emanet ettiği bir insani yardım malzemesi midir? İşte bu soruya verilecek cevap Kızılayın bugün hangi anlayışla yönetildiğini ortaya koymaktır. Muhtaçtan kâr elde edilmesi kabul edilemez. Buna da izin verilmemelidir. Şirketleri olabilir, üretim yapabilir, lojistik sistemleri kurabilir, gelir elde edebilir ancak bütün bunlar insana hizmet etmelidir. Çadır satışı, yönetici ücretleri, taşımız işlemleri, alımlara ilişkin tartışmaların şeffaf biçimde aydınlatılması bu kuruma duyulan güvenin yeniden güçlenmesi bakımından son derece önemlidir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak muradımız 168 yıllık Kızılayın adını ve itibarını sürdürebilir korumaktır. Bunun yolu yanlışları görmezden gelmek değil, yanlışlarla yüzleşmek ve tekrarını önleyecek yasal düzenlemeleri yapmak. İşte gün bugündür.
Teklifte kamu kurumlarına ait bazı makine, teçhizat ve taşınmazların Kızılaya tahsisi veya bedelsiz devri düzenlenmektedir. Afet kapasitesini güçlendirecek bu imkâna ilkesel olarak karşı değiliz ancak kamu malının envanteri tutulmalı, değeri bilinmeli, kullanım amacı açıklanmalı, akıbeti de denetlenmelidir çünkü kamu malı sahipsiz değildir, sahibi aziz milletimiz, denetleyen de Gazi Meclis olmalıdır.
Bir diğer önemli konu kişisel verilerin korunmasıdır. Sosyal yardımların koordinasyonu, kayıp kişilerin bulunması, ailelerin yeniden bir araya getirilmesi gibi insani amaçlarla verilere erişim ihtiyacı doğabilir. Ancak hangi verinin hangi amaçla alınacağı, kimler tarafından kullanılacağı, ne kadar süre saklanacağı ve nasıl korunacağı açıkça belirlenmelidir. Yardım alan vatandaşın yoksulluğu, sağlık durumu ve kişisel bilgileri hiçbir koşulda siyasi ya da ticari amaçla kullanılamaz. Vatandaşın mahremiyetini korumak da insani yardımın ayrılmaz bir parçasıdır. Aynı şekilde, Kızılay Tüzüğü'nün Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasını öngören düzenleme kurumsal bağımsızlık açısından titizlikle dikkate alınmalıdır. Kızılay devletle iş yapmalıdır ancak devletle iş birliği yapması siyasi iradenin günlük kararlarına bağımlı olacak anlamına gelmemelidir. Kızılayın tarafsız olması kadar toplum tarafından tarafsız ve bağımsız olduğuna inanılması da son derece -bu kurumlar için- önemlidir.
Afet ve savaş bölgelerinde görev yapan personele nakdî tazminat ve aylık bağlanmasına yönelik düzenlemeyi ise olumlu buluyoruz. Ancak aynı tehlikelere maruz kalan gönüllülerin de sosyal ve hukuki güvenceleri güçlendirilmelidir.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun emanetlerinin anlamını biliyor; kıymetini, değerini sürdürülebilir kılmaktan yanayız. Kızılayın yalnızca kanunla yetkilendirilmesi yetmez; insan hayatını koruyan, afetlere hazırlıklı, toplumsal güveni güçlendiren ve hesap verebilen saygın bir kurum hâline getirilmesini istiyoruz. Bu anlayışla somut önerilerimizi Gazi Mecliste paylaşmak istiyorum.
Kan bağışını artıracak kalıcı ulusal bir seferberlik başlatılmalıdır sürdürülebilir bir şekilde. Kan; fabrikada üretilmeyen, parayla yerine konulamayan, kaynağı insan olan hayati bir ihtiyaçtır. Kan bağışını yalnızca dönemsel kampanyalara bırakmamalıyız. Üniversitelerde, kamu kurum ve kuruluşlarında, STK'ler, organize sanayi bölgeleri, iş yerleri, yerel yönetimlerle iş birliği içinde düzenli kan bağışı programlarını oluşturmalıyız.
2011 yılında bir çalışma arkadaşınız olarak Tokat'ı Türkiye ve düzenli en çok kan bağışçısı il yapmış Kızılaydan da Türk Kızılayından da bir ödül almış arkadaşınızım. (CHP sıralarından alkışlar) Kızılayın afetlerde arama, kurtarma ve ilk müdahale kapsamında güçlendirilmesi... 6 Şubat bize afetlere hazırlığın hayati önemini bir kez daha göstermiştir. Kızılay yalnızca afet sonrasında beslenme, barınma ve lojistik hizmetleri sunan değil; afet öncesinde hazırlık yapan, riskleri değerlendiren ve ilgili kuruluşlarla birlikte hareket eden güçlü bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bu çerçevede, AFAD'la akredite olan kurumlar başta olmak üzere, deneyimli arama kurtarma kuruluşları, AKUT, yerel yönetimler, itfaiye teşkilatları, üniversiteler, gönüllü kuruluşlarla sürdürebilir kurumsal iş birliğini geliştiren projeleri hayata geçirmelidir. Ortak eğitimler, tatbikatlar, afet senaryoları ve müdahale planları hazırlanmalıdır. Kızılayın ilk yardım, afet lojistiği, geçici barınma, psikososyal destek ve arama kurtarma ekiplerine destek kapasitesi artırılmalıdır. Arama kurtarma görevlerinde kurumlar arasında yetki karmaşası yaratılmadan eğitimli personel ve gönüllülerin mevcut afet koordinasyon sistemi içinde etkin çalışması sağlanmalıdır. Afet gönüllülerinin gönüllülüğü güçlendirilmeli, gönüllüler güvence altına alınmalıdır. Gönüllülerimize sertifikalı sürdürülebilir eğitim, uygun ekipman, sigorta ve görev sırasında karşılaşabilecekleri risklere karşı hukuki güvence sağlanmalıdır. Kızılayın yönetiminde liyakat, tarafsızlık, bağımsızlık güvence altına alınmalıdır. Yönetici atamalarında siyasi yakınlık değil, mesleki yeterlilik, insani yardım deneyimi ve kamu yararı esas alınmalıdır. Bugün Kızılayın kaç yöneticisinin uluslararası afet anlamında bir deneyimi var, bu konuyu araştırdınız mı bilmiyorum, üzgünüm. Kızılay hiçbir siyasi görüşün arkabahçesi hâline gelmemelidir. Kurum karar verirken gönüllülerin, çalışanlarla ilgili uzmanların görüşlerine yer veren katılımcı bir anlayışı geliştirmelidir. Kızılaya sağlanan kamu kaynakları, bağışların kullanım alanları, ihale istisnaları, şirket faaliyetleri ve yönetim giderleri kamuoyunun anlayabileceği şekilde raporlanıp şeffafça ilan edilmelidir. Bağımsız denetim mekanizmaları güçlendirilmeli ve Türkiye Büyük Millet Meclisine düzenli faaliyet ve mali bilanço ve raporlar sunulmalıdır. Afet döneminde toplanan bağışların hangi amaçla, nerede ve ne kadar kullanıldığı görülebilir olmalıdır. Bütün bu düzenlemelerin temelinde hukuk devleti ilkeleri yer almalıdır. Bu ilkeler; kanunda kurumun yönetiminde, kaynak kullanımında ve hizmet sunumunda somut karşılığı bulunmalıdır çünkü güçlü kurumlar sınırsız yetkilerle değil sağlam hukuki kurallarla ayakta kalırlar. Hukukun olmadığı yerde güven, liyakatin olmadığı yerde başarı, şeffaflığın olmadığı yerde de hesap verebilirlik olmaz. Bizim hedefimiz, bağışçısına güven veren, çalışanını koruyan, gönüllüsünü destekleyen, afete hazırlıklı, ihtiyaç sahibine vicdanen eşit mesafede duran, siyasi etkilerden bağımsız, güven duyulan bir Kızılaydır.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türk Kızılayın kanununa kavuşmasını, millî cemiyet statüsünde güçlendirilmesini ve insani faaliyetlerin daha sağlam hukuki temele oturtulmasını önemsiyoruz. Ancak bu kanun yalnızca bugünkü Kızılay yönetimi için yapılmıyor, bu kanun gelecek kuşakların Kızılayı için yapılıyor. Kızılay, çadırın fiyatını değil çadır bekleyen çocuğu önceleyen anlayışa kavuşmalıdır, şirket bilançosundan önce insan hayatını gözetmelidir, siyasi iktidar değişse de tarafsızlığını korumalıdır, kamu kaynaklarını kullanırken vicdanlara da hesap vermelidir; kan veren yurttaşın, bağış yapan emeklinin, enkaz başında bekleyen annenin güvenine layık olmalıdır. Yalnızca afet sonrasında yapılacakları düzenlemeyen, afet öncesi hazırlığı, kurumlar arası iş birliğini geliştiren Kızılay yine ülkemizde değil Türkiye dışındaki coğrafyada da etkin, nitelikli, kurumsal bir yapıda olmalıdır, ülkemizi temsil ettiğini asla unutmamalıdır ama Birleşmiş Milletlerin Türk Kızılayı ve Kızılhaç ülkelerinin Kızılhaç düzeyinde verdiği uluslararası ödüllere baktığımızda Sayın Komisyon Başkanım, maalesef, Türk Kızılayının ismine hiç rastlamıyoruz; öyleyse eksiğimiz vardır, bunlar düzeltilmelidir.
Yine, bakın, Suriye'nin yeni rejimi döneminde, Türk Kızılayı Suriye'nin inşası, ihyası ve yardım eli uzatma noktasında başvurmuş ama mevcut Hükûmet tarafından akredite edilmemiştir. Ben buradaki temel sorunu, bizim siyasi elden uzak, o Türk Kızılayını koruyucu, ülkemizi temsil ettiği noktada güvenirliğine katkı sunacak bir iklimi el birliğiyle bu Parlamentoda, bu Gazi Mecliste sunmamız gerektiğine yürekten inanıyorum.
Afet, iklim krizi, göç, deprem, sel gibi dönemlerde hangi coğrafyalarda, hangi operasyonel planların hayata geçirileceğinin ve beş yıllık stratejik planlarının olması açık, ölçülebilir, kamu oyuna da hesap verir biçimde...
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
KADİM DURMAZ (Tokat) - Toparlıyorum.
Yani ülkemizin kalkınma planları gibi Türk Kızılayının üç yıllık, beş yıllık ve uzun vadeli, sürdürülebilir planlarının olması gerekiyor. Kızılayın mali şeffaflık ve idari şeffaflık ilkeleri doğrultusunda hesap verebilir bir yapıya kavuşturulmasına, bu kanun teklifine ilişkin temel taleplerimizi bildirdik.
Ben hayata 1971-1972'de öğretmen olarak başlayan bir arkadaşınızım. Hatırlarsınız, okullarda öğretmenleriniz zarflar verir, aile bütçesinden de herkes katkı sunar, o devletin 3 saygın kurumu arasında paylaşılırdı. Neydi bunlar? Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Türk Kızılayı. Yeniden güveni el birliğiyle inşa edeceğimize inanıyor, Gazi Meclisi ve bizi izleyenleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)