GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:5
Birleşim:6
Tarih:14.10.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kızılayla ilgili verilen kanun teklifi üzerinde grubumuz adına söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle bu kanunda eleştirilmesi gereken ve hemen hemen her kanun teklifinde dile getirdiğimiz ama bir yol, bir usulsüz uygulama olmaması açısından tekrar dile getirmekte fayda gördüğüm İçtüzük'ün 91'inci maddesi. İç Tüzük'ün 91'inci maddesi temel kanunlar başlığını taşıyor; bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi, kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendirmesi, kendi alanındaki özel kanunların dayandığı temel kavramları göstermesi gibi gerekçelerle bir kanunun ancak temel kanun olabileceğini ve burada temel kanuna dair görüşme hükümlerine tabi olmasını düzenliyor. Ama Adalet ve Kalkınma Partisi bir alışkanlığı bu kanun teklifinde de yine dile getirdi, bunun İç Tüzük'e, Anayasa'ya ve hakkın kötüye kullanılması ilkesine aykırı olduğunu net bir şekilde ortaya koymak istiyoruz. 9 maddelik bir kanun teklifinin neyi temel kanunun Allah aşkına? İnsan böyle bir kanun teklifini temel kanun diye buraya getirirken bunu sırf "Muhalefet daha az konuşsun." sırf "İç Tüzüğü arkadan dolanalım." şeklinde bir düzenleme getirdiğini düşünür, utanır böyle bir teklifi getirmeye. Her getirdiğiniz kanunu buraya temel kanun hükümlerine tabi tutarak getirirseniz artık temel kanun diye bir kavramı ortadan kaldırırsınız. Dolayısıyla, Anayasa'ya saygı duymadığınız gibi, İç Tüzük'e saygı duymadığınız gibi, burada 600 milletvekilinin hakkına hukukuna da saygı duymadığınızı bir kez daha ifade etmiş olalım.

Kanunun olumlu tarafını bulmakla birlikte Komisyon çalışmaları sırasında da yapıcı eleştirilerde bulunduk ancak maalesef bu yapıcı eleştirilerimiz dikkate alınmadığı için buradan bir kez daha Genel Kurulda bu kanunla ilgili oy kullanacak milletvekillerinin dikkatine sunmak üzere bu hususların üzerinde tekrar durmak istiyoruz: Bu kanunla ilgili muhalefet şerhimizin ve itirazımızın birinci noktası şuydu: Bu teklif tarihsel süreklilikten kopmuş bir tekliftir çünkü Türk Kızılayı 1868'den bu yana Türk Medeni Kanunu'nun 56'ncı maddesi ve devam eden hükümleri ile 5253 sayılı Dernekler Kanunu çerçevesinde özel hukuk tüzel kişisi olarak faaliyet sürdürmektedir. Mevcut tüzüğüyle bu hukuki zemine dayanmaktadır. Teklif ise söz konusu çerçeveyi muhafaza ettiğini beyan ederken 4'üncü, 5'inci ve 7'nci maddeleri aracılığıyla kuruluşa kamu kurumu mahiyetinde yetkiler, ayrıcalıklar ve personel hakları tanımakta, buna karşın bir kamu kurumunun sahip olması gereken sorumlulukları ve denetimi güvence altına almamaktadır. Dolayısıyla, bu kanun teklifine ilişkin ilk itirazımız bu, Kızılayın bu tarihsel süreklilikten kopuşudur.

İkinci gerekçemiz ise uluslararası statüyle uyumsuzluktur. Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve Uluslararası Kızılhaç ile Kızılay Dernekleri Federasyonunun bağlayıcı statüleri gereği ulusal cemiyetlerin hükûmet otoritelerinden fiilen özerk olması şarta bağlanmıştır. Oysa burada Kızılay Tüzüğü'nde yapılacak değişikliklerin Cumhurbaşkanının onayına bağlanması bu özerkliği zedelemekte ve bu uluslararası statüyle uyumu bozmaktadır. Buna dair itirazlarımız da maalesef bu kanunun görüşmeleri sırasında dikkate alınmamıştır.

Ve yine üçüncü itiraz gerekçemiz, bu kanunun olumlu yanlarına katılmakla birlikte şerh olarak ortaya koyduğumuz ama maalesef, Komisyonda dikkate alınmayan ama inşallah Genel Kurulda milletvekillerinin dikkatine sunmak istediğimiz bir diğer önemli husussa, bu kanun teklifinin kurum tüzüğünün, Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu'nun emredici hükümleriyle somut bir şekilde çatışmasıdır. Dolayısıyla, Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu'nun emredici hükümlerine dayanan bu çatışma hâlleri de kanunda giderilmemiş ve dolayısıyla bu yönüyle de kanunun mahsurlu yönünü ortaya koymuş bulunuyoruz. Zaten ilgili maddelerin Genel Kurulda müzakeresi sırasında arkadaşlarımız bu maddelere tek tek girecekler. Vaktimiz müsait olmadığı için madde madde bu konulara girmeyeceğim.

Dördüncü itiraz noktamız da teklifin bu çatışmaları yani bahsettiğimiz bu kanunlarla ilgili çatışmaları çözmek yerine, daha da derinleştirdiğine dair itirazlarımız da maalesef Komisyonda dikkate alınmamıştır. Teklif 4 ve 7'nci maddeleriyle dernek statüsünü fiilen aşan ihale muafiyeti, kamu taşınır tahsisi ve kamu personel hakları gibi istisnai ayrıcalıkları düzenlemekte ancak madde 6'da da hüküm bulunmayan hâllerde yine Türk Medeni Kanunu ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu'na konuyu havale etmektedir. Mevcut tüzük hükümlerinin bu kanunlarla çatıştığı alanlar çözümsüz kalınan hangi durumun hüküm bulunmayan hâl sayılacağı, maalesef bu konuda da belirsizdir. Dolayısıyla, teklifin bu belirsizliği gidermekten de uzak olduğu ortadadır.

Sonuç olarak, Türk Kızılayının hukuki niteliği konusundaki köklü sorular maalesef yanıtsız kalmakta. Bu çelişkiler giderilmediği için bu kanunun ileride belirsiz, mahsurlu hususları içereceğini bir kez daha buradan ifade etmek istiyoruz.

Yine, bu kanunla yapılan düzenlemelerde Kamu İhale Kanunu'nun muafiyeti ve serbest piyasa ilkeleriyle çelişen durumlar söz konusudur. Kanun'un 4'üncü maddesinin 1'inci fıkrasında afet ve acil durum düzenlemelerinde ilk yardım hizmetleri, afet lojistiği ve geçici barındırmaya yönelik ürün ve hizmetlerin Türk Kızılayı ile Kızılayın iştiraklerinden doğrudan Kamu İhale Kanunu'na tabi olmaksızın temin edilmesinin önü açılmaktadır.

Bugün Kızılay, 14 iştiraki bünyesinde barındıran devasa bir holdinge dönüşmüştür. Böyle bir holdingin, özellikle milletimizin bağışları ve kamudan zorunlu olarak sağlanan gelirlerle devasa bir bütçeye ulaştığı ve bu bütçenin kullanımı sırasında bu kadar keyfî yetkilerin, bir kamu yetkisini kullanan derneğe, oluşuma verilmesini elbette mahsurlu buluyoruz. Kamu İhale Kanunu'nun bu kadar çok kez ihlal edildiği, hele hele Varlık Fonu gibi birçok kurumun Sayıştay denetiminden kaçırılmaya çalışıldığı bir dönemde; Kızılayın bu Kamu İhale Kanunu'ndan muafiyetinin ve serbest piyasa ilkeleriyle çelişen durumlarının bu kanunun yine bir diğer mahsurlu noktası olduğunu buradan bir kez daha ifade etmek isteriz.

Yine, Sosyal Güvenlik Kurumunun mahsup mekanizması ve kamu güvencesiyle desteklenen özel tahsilatların ayrı bir sorun oluşturduğunu buradan bir kez daha ifade etmek durumundayız.

Bir diğer önemli husus: Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama yetkisinin yanında aynı zamanda denetleme yetkisine sahip önemli bir kuvvettir. Hem Hükûmetin hem bürokrasinin hem de devletin kendisine imtiyaz ve ayrıcalık tanıdığı Türk Kızılayı gibi kurumların mutlaka ama mutlaka Sayıştay -Devlet Denetleme Kurulu raporları da kamuoyuyla paylaşılmadığı için- raporlarının da ilgili Meclis komisyonlarının denetimine açık tutulması lazım ama maalesef burada da bu eksikliğin giderilmesine dair kanun görüşmeleri sırasında dile getirdiğimiz teklifler dikkate alınmamış ve bu Kızılayın yapmış olduğu harcamaların, ihalelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi denetiminin fiilen dışına çıkarıldığını hep beraber üzülerek görmüş durumdayız. Bu ve benzeri hususlar Türk Kızılayı gibi kuruluşlar hepimizin göz bebeği olan kuruluşlar dolayısıyla ne kadar fazla denetlenirse, ne kadar üzerindeki şüphelerden ari bir hâle gelirse vatandaşlarımızın o kadar gönül rahatlığıyla bu kurumlara yardımda bulunacağı gibi, bu yardımların yerli yerinde kullanacağına dair kanaat de vatandaşlarda o kadar uyanmış olur. Yani dolayısıyla buraya bir kanun teklifi getirmek çok kolay. İşte, deprem sırasında Ahbap Derneği üzerinden veya farklı dernekler üzerinden yürüyen usulsüzlüklerden, yürüyen dolandırıcılıklardan kamuoyunun ne kadar rahatsız olduğunu biliyoruz ama aynı Kızılayın o dönemde Ahbap Derneğine çadır satışı üzerinden kamuoyuna yansıyan ve güvensizlik uyandıran uygulamalarını da hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, Kızılayı Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın denetiminden kaçırmak demek Türk vatandaşlarına "Bu kurum şüphelidir." gibi bir algı üretme durumunu ortaya çıkarıyor. O açıdan bu kurumun olabildiğince denetime açık tutulması, olabildiğince yapmış oldukları alımların, olabildiğince yapmış oldukları ihalelerin hem Türkiye Büyük Millet Meclisinin hem de Sayıştayın denetimine tabi tutulması, hele hele Kamu İhale Kanunu'na tabi tutulması bu derneğe olan güveni artırıcı hususlardır. Siz, kendi paranızı dilediğiniz şekilde kullanabilirsiniz ama Türk Kızılay vasıtasıyla kullandığınız paralar bu milletin fakir fukarasının, yetimin hakkı olan harcamalardır. Dolayısıyla, bu kanun teklifinde bu hususun düzenlenmemiş olduğunu bir eksiklik olarak gördüğümüz için, bu kanun teklifiyle ilgili muhalefet şerhimizi ortaya koyduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Dolayısıyla komisyon çalışmaları sırasında karşılık bulmayan itirazlarımızın Genel Kurulda bu maddelerin görüşülmesi sırasında sunacağımız olumlu katkı sunan değişiklik önergeleriyle dikkate alınmasını ve 600 milletvekili olarak milletimizin, devletimizin göz bebeği olan bu kurumun şaibelerden ya da denetimden uzak bir dernekmiş gibi algılardan kurtarılması için önerilerimize destek vermenizi umuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)