| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 6 |
| Tarih: | 14.10.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA BİROL AYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Yeni dönemin ilk teklifi olarak Türk Kızılay Kanunu'nu görüşüyoruz. İçişleri Komisyonunda grup olarak eleştiri ve tekliflerimizle katkı verdiğimiz bu kanunun geneli üzerinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum.
Öncelikle, hazırlık sürecinde katkı veren Değerli Komisyon üyelerimize ve Sayın Başkana teşekkür ediyor, çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bir buçuk asırlık köklü bir geçmişe sahip olan, dünden bugüne ülkemizde ve dünyanın farklı coğrafyalarında yapmış olduğu çalışmalarla hepimizin kıymetlisi olan bir kurumumuza dair teklifi değerlendiriyoruz. Bu nedenle, oldukça titiz ve hassas yaklaşmak durumundayız.
Ayrıca, başta deprem olmak üzere diğer tüm afetler konusunda ülkemizin çokça acı tecrübeleri olduğu hepimizin malumudur. İşte bu hassasiyetimizden dolayı bizim bu kanun teklifine şerhlerimiz var, bunları Komisyonda sözlü ve yazılı olarak ifade ettik; evet, bir kısmı birtakım değişikliklerle yapılarak Genel Kurulumuza getirildi. Keşke muğlaklıklar tam olarak giderilseydi, keşke bu denli tarihî müktesebatı olan bir kurumumuzu tüm tartışmalarından arındıracak bir teklifle gelinseydi.
Biz ısrarla bir şeyin altını çizdik, çiziyoruz; çoğu zaman olduğu gibi bu teklifte de yine, tabiri caizse, deve kuşu misali kafa karışıklığına sebep olabilecek maddeler bulunmaktadır. Kızılay bir deve midir yoksa bir kuş mudur, hem deve midir hem kuş mudur yoksa bazen deve, bazen kuş mudur? Biz açık ve net olarak bunun tarifinin yapılmasını istiyoruz. İsteyenin "Bu devedir." diye yorumlayacağı, isteyenin de "kuş" olarak sündüreceği muğlak ve istismara açık ifadelerden kanun metinlerini arındırmalıyız. Yani iki kere dört etsin, hiç kimsenin iki kere ikinin alırken "üç" satarken "beş" diyebilmesine fırsat vermeyelim.
Kızılayı bazen kamu kurumu, bazen dernek, bazen şirket, yine bazen gönüllülük, bazen ticari kâr odaklı konumlandırabilecek kaygan zeminlerden arındırmamız gerekiyor.
Değerli milletvekilleri, belki de en kritik husus kaynak oluşumu ve aktarımı sürecidir. Sonuçta, Kızılayımızın kendisine bağlı 11 iktisadi işletme ve iştirakiyle aynı zamanda holdingleşmiş bir yapısının olduğu unutulmamalıdır. Zihinlerde tazeliği devam ediyor, deprem sürecinde çadır satışı ve benzeri hususlar da göz önünde bulundurulduğu zaman, ihalenin "i"sinin geçtiği yerde çok titiz davranılmalı, şeffaflık ve denetim ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalınmalı ve bunlar kurala bağlanmalı, ahbaplara da onların çavuşlarına da fırsat verilmemeli. Mesela "stratejik alım" gibi muğlak ifadeler kanun metnini ve ilkelerini elastikleştirmektedir, isteyenin istediği yere çekebileceği bu tanımlardan özenle kaçınılmalıdır. Milyarlarca liralık cironun olduğu bir çatı altında denetim ve hesap verebilirlik ilkesi olmazsa olmazdır. Burada Sayıştay denetimi yok, dış denetim zorunluluğu yok, Türkiye Büyük Millet Meclisine düzenli raporlama yok oysa hem Sayıştay denetimi hem dış denetim zorunluluğu hem de her yıl belli periyotlarla Türkiye Büyük Millet Meclisine raporların verilmesi icap ediyor. Sadece bu kanunun özelinde değil, genel olarak keşke yaşananlardan ders çıkarılsa, keşke "Ben yaptım, oldu." mantığı yerine "Gelin, en doğruyu, en faydalıyı birlikte arayıp bulalım." yaklaşımıyla yasama faaliyetleri icra edilse, keşke her alanda kurumları ve kuralları esas alan bir yaklaşımı geliştirebilsek, keşke tepeden tırnağa denetimi ve şeffaflığı esas alabilsek. Değerli milletvekilleri, zira, şeffaflık ve denetim esaslı kurumsallaşmanın olmadığı yerde yolsuzluğun, vurgunun kurumsallaşması kaçınılmazdır. Biz bunu defalarca tecrübe etmiş, bunun ağır maliyetlerini ödeyen ve ödemeye devam eden bir milletiz. İşte, son yaşanan gelişmeler yani fon vurgunu bu durumu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Değerli arkadaşlar, bu fon vurgununda açığa çıkan birkaç kişiden hesap soruluyormuş gibi yapılarak buz dağının görünmeyen o büyük kısmı hâlâ gizlenmeye devam edilmektedir. Hâlbuki, herkes biliyor; Antalya, Trabzon, Kayseri, Erzurum, Trakya, Bor; petrol, sağlık, eğitim, TOKİ, ihaleler, turizm, her bölge ve her sektörde âdeta bir parsellenmişlik durumu var. Bilmem hangi eski bakan ve ailesi bir yere çökmüş, bilmem nerenin, falanca başkan ve ailesi bir bölgeye bir yere çöreklenmiş. Nereye giderseniz gidin, hangi sektörü ele alırsanız alın hep aynı talan. Eskisiyle yenisiyle herkes bir yerden tutmuş koparıyor. Kurumlara bakıyorsunuz, bilmem kimin eşi, kiminin çocuğu, kiminin damadı, gelini, yeğeni, sülale âdeta karabasan gibi kurumlara, kuruluşlara, yapılara, sektörlere çökmüş tam bir oligark aileler düzeni. İllerde, ilçelerde, sektörlerde, kurumlarda -Anadolu'daki tabirle- bunların sakalının altından geçmeden neredeyse bir tek adım bile atılamıyor.
Değerli milletvekilleri, malumunuz olduğu üzere son yıllarda birçok operasyon yapıldı, yapılmaya devam ediyor ve özellikle son aylarda hukuk arşivimize birçok suç örgütü adı da kazandırıldı. "İmamoğlu suç örgütü" denildi, "Alihan Kuriş suç örgütü" denildi, "Alparslan Kuytul suç örgütü" denildi, peki yolsuzluklar üzerinden bir suç örgütü tanımı neden yapılmıyor? Bu foncular suç örgütünün hiyerarşisini, tabanını, ortasını ve tavanını neden tanımlamıyorsunuz? Muhalefete gelince "suç örgütü lideri" adını koyuyorsunuz, kamuoyuna faş ediyorsunuz. İşte, önümüzde, örgüt demek bir gaye, bir amaç etrafında bir araya gelen zümre, grup, kişi, kişilerdir. Bütün Türkiye, bütün cümle alem biliyor ki burada bir suç örgütü var. Buyurun bunun adını koyun, buyurun bunun başının kim olduğunu, dallarının kim olduğunu ortaya çıkarın. Bu ülkede sadece bir bankadan fatura ödediği için, eğitim taksitini yatırdığı için örgüt üyesi olmak suçlamasıyla yıllarca cezaevinde yatan ve yatmış olan insanlarımız var. Buralarda "irtibat" ve "iltisak" adı altında dalını, budağını, kökünü, gövdesini tespit eden -sözüm ona- devlet aklı bu vurgunları, bu soygunları, bu çökmeleri, bu koparmaları nasıl fark edemiyor, neden bunu tanımlamıyor? Esnafın, vatandaşın 3-5 bin lira para trafiğini takip edenler, söz konusu muhalifler olunca âdeta belgesel tadında operasyonlar yapıp en mahrem görüntüleri dahi yayımlamakta beis görmüyor ama bugün aynı zümre, aynı operasyonları çekenler bu operasyonlar karşısında, fon vurgunu karşısında üç maymunu oynamaya devam ediyor.
Değerli arkadaşlar, sözlerimin sonunda, iktidarın içerisinde temiz kalmayı başarabilmiş arkadaşlara dönüyorum, çocukluktan itibaren "Kızım Hazreti Fatıma da olsa..." diye bilen ve bu bilinçle yetişenlere, sesleniyorum, beytülmale, yetim hakkına, kul hakkına hassasiyet taşıyanlara sesleniyorum, geceleri yastığa başını koyduğunda vicdanının haykırışını duyanlara ama gündüz olunca bir şekilde bu sesi bastıranlara sesleniyorum...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
BİROL AYDIN (Devamla) - ...daha fazla dayanamayıp birkaç cümle sarf edip, birkaç cümle söyleyip hem de doğruları söyleyip sonunda bu doğrulardan dolayı özür dilemek zorunda kalan arkadaşlara sesleniyorum: Vicdanınızın sesini bastırmayın, onu dinleyin, mırıldanmayın; haykırın, haykırın, haykırın!
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)