| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 6 |
| Tarih: | 14.10.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bu büyük soygun, vurgun hikâyesinde bu vurguna, soyguna adı karışanlara şafak operasyonu olmadı ama bunu haber yapanlara şafak operasyonu oldu. Evet, Halk TV'ye bir şafak operasyon oldu ve kayyumcular yine bir basın kuruluşuna kayyum atadılar.
Şimdi, dönüp baktığımızda, aslında bu fon krizi, fon vurgunu tam dokuz aydır "Geliyorum." demiş; Sermaye Piyasası Kurulu içinde bunun tespiti var. Dokuz ay boyunca buraya müdahale edilmemiş. Şimdi, neden müdahale edilmediğinin göstergesi aslında nerede saklı biliyor musunuz? Dokuz ay boyunca bu fon büyümüş, katlanarak büyümüş yani büyük bir tezgâhla karşı karşıyayız. Bu tezgâhtan beslenenler "Başımıza bu iş gelmeden biz ne götürürüz?" diye fonu büyütmeye devam etmişler, oradan talanı, soygunu yapmışlar. Tabii, mağdur bir kesim var, onlarla ilgili de şimdi belli bir düzenleme yapılıyor ama giden gitti. Sonuçta bunun haberini yapmak suç bu ülkede çünkü siz de biliyorsunuz ki bunun altında kalma ihtimaliniz var. Şimdi, bu kalma ihtimalinden nasıl kurtulacağız? Basını susturarak çünkü bu sizin geleneğinizde de var, bu ülkenin geleneğinde var; basına tahammülsüz bir gelenek bu gelenek. 90'lardan beri bunu çok canlı yaşıyoruz, siz de almış olduğunuz bir mirası devam ettiriyorsunuz. Halk TV'ye yapılan bu operasyonun arkasında tam da bu var.
Bakın, bu ülke, çok büyük gazetecilerin ülkesi. Bu ülke, Kadri Bağdu'nun ülkesi; on iki yıl önce katledildi, gazete dağıtıcısıydı, Azadiya Welat gazetesini dağıtıyordu; davası hâlâ sonuçlanmadı, adalet yerini bulmadı. Bu ülke, çok büyük gazetecilerin ülkesi; Musa Anterlerin ülkesi. Bu ülke, Metin Göktepelerin ülkesi. Bu ülke, Hrant Dinklerin ülkesi. Bu ülkede gazetecileri susturamazsınız, aciz olduğunuz için bunu yapıyorsunuz. Evet, ne zaman acze düşseniz, ne zaman bu utancın içine sürüklenseniz işte yaptığınız budur; basını susturmak, ifade özgürlüklerini kısıtlamak, yok saymak ama basın susmayacak, özgür basın susmayacak. Tele1'i susturdunuz, olmadı; Mezopotamya Ajansı'na sürekli erişim engeli getiriyorsunuz, olmadı. Daha geçen hafta gittik, Anayasa Mahkemesinin önünde Anayasa Mahkemesine seslendik, dedik ki: Sen bir mahkeme değilsin, sen kendini mahkeme sanma. Sen aslında kuvvetler ayrılığının da basın özgürlüğünün de ifade özgürlüğünün de son kalesisin, tuzun kokmaması için oradasın, Anayasa Mahkemesi tuzu kokutmaya devam ediyor. O devam ettikçe de siz işte önünüze gelen her fırsatı bu tür engellerle, erişim engelleriyle, basına müdahale ederek, onu yasaklayarak yolunuzda yürümeye çalışıyorsunuz. Bu yol gidilecek yol değil. Bakın, o kadar acze düşmüşsünüz ki 4 kişisiniz ya şurada, böyle bir meselenin konuşulduğu Meclise bile gelemiyorsunuz utancınızdan, bu utancın altında ezilirsiniz, gelin yüzleşin, gelin bu vurgunla, soygunla yüzleşin. Gelin, belki de yirmi beş yıllık tarihinizde ilk defa sahici bir adım atın, deyin ki: "Evet, bu vurgun vardır. Bu vurguna bulaşanlarla yüzleşeceğiz." Basını susturarak değil, insanları kısıtlayarak değil, şafak operasyonlarıyla değil; artık bu demokrasi denen meselenin ne olduğunu öğrenin, içinize sindirin. İktidarlar gelir geçer, bakın, sizden öncekilerin hiçbirinin adı anılmıyor, 90'larda o gazetecilere yapılan zulmün müsebbiplerinin bu tarihte hiç yeri yok, olmayacak da. Dolayısıyla da size bir kez daha uyarımızdır, bu belki de önemli bir arınma eşiği olsun, gelin bunun hesabını verin; gelin, bununla yüzleşin.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülke gerçekten demokrasiden, hukuk devletinden, insan haklarından, basın ve ifade özgürlüğünden kaçmaya devam ettikçe hiçbir sorununu çözemez. Bakın, bugün çok önemli bir süreç yürüyor. Bu süreç her şeyden önce Türkiye'de barışı kalıcılaştırırken, demokrasinin önünü açmak açısından da önemli bir kaldıraç işlevi görüyor. Bunun kıymetini bilmek yerine, âdeta ayak sürüyerek, oyalanarak demokrasiden kaçmak için her türlü akla hayale gelmeyecek şeyler yapıyorsunuz ve yapmaya devam ediyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bugün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük dairesi Osman Kavala'ya dair bir karar verdi biliyorsunuz. Bu karara dair İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi avukatların başvurusunu reddetti, yeniden yargılama talebinin önünü kapadı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi bu cesareti nereden alıyor? Bu mahkeme bu kararıyla mevcut Anayasa’nın 90'ıncı maddesini ihlal ediyor. Bu mahkeme bu kararıyla "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını tanımıyorum." diyor. Bu cesareti nereden alıyor? Bu cesareti sizin hukuk devletine karşı takınmış olduğunuz tavırdan alıyor. Bu cesareti sizin demokrasiye ve yargı bağımsızlığına karşı duruşunuzdan alıyor. Oysa, bu ülkede yargı gerçekten tarafsız ve bağımsız olsa bu ülkede siyasete yargı eliyle bu müdahaleler olmasa İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi bu kararı alamaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Daha önce Yargıtay da aldı Can Atalay'la ilgili, hatırlayacaksınız. Kaldı ki Kobani kumpas davasıyla ilgili olarak sevgili Selahattin Demirtaş'ın üç kez aslında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen, Demirtaş dosyasına rağmen bir adım atmadınız. Figen Yüksekdağ ve diğer arkadaşlarımız hâlâ cezaevinde tutsaklar. Siz hukuk tanımıyorsunuz. Hukuku tanımadığınız bir ülkede tabii bu talanlar da olur, bu vurgunlar da olur, işte bu yaşadığımız bütün kepazelikler karşımıza gelir. Bu kepazeliklerin olmamasının yegâne yolu hukuktur, yegâne yolu adaletin tesis edilmesidir. Sizin adalet anlayışınız çarpık. Sizin bir adalet anlayışınız var mı ondan da şüpheliyim. Adınızda adalet var, ortada adalet yok. Bu anlaşılır bir şey değil.
Tabii, hukuktan bahsetmişken Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cezaevleri meselesi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son kez uzatıyorum efendim.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Zaten bir ülkenin en önemli, belki de o ülkenin nasıl bir ülke olduğunu anlatacak tablo cezaevleri tablosudur. Defalarca burada cezaevleriyle ilgili konuları dile getirdik ve dedik ki: Bu cezaevleri konusunda yaşanan bu sıkıntıların ortadan kalkması için adım atın. Bakın, en son örnek Bakırköy Cezaevinden. Geçen hafta sevgili vekilimiz Celal Fırat ziyaret etti ve inanılmaz bir sorunlar kümesiyle geldi. Cezaevindeki uygulamalar akıl alır gibi değil. Orada çok ciddi hastalıkla boğuşan kadın mahpuslar var. Onların hastalıklarıyla mücadele edebilmeleri için gereken uygulamalarının yapılması yerine âdeta o kadın mahpuslara işkence uygulanıyor. Bakın, gırtlak kanseri ameliyatı geçiren Çiğdem Özlü, kanser şüphesi bulunan Zeynep Ölbeci, ağır sağlık sorunları yaşayan Hediye Özdemir'in hastaneye sevkleri engelleniyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Yarım dakika istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Diğer taraftan, birden fazla psikolojik kriz geçirmesine rağmen Şükran Avşar'ın hastaneye yatırılması engelleniyor.
Son bir şey daha söyleyip tamamlıyorum. Açık görüşte tutsaklar, mahpuslar birbirlerini görüyor, birbirlerine selam veriyorlar; selam verdikleri için disiplin cezası alıyorlar ve tahliyeleri yakılıyor. Bu asla kabul edilemez. Adalet Bakanlığını bir an önce göreve davet ediyoruz, sorumlular hakkında işlem yapması için buradan çağrıda bulunuyorum.
Teşekkür ederim.