| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 3 |
| Tarih: | 07.10.2026 |
YENİ PARTİ GRUBU ADINA ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Büyük Türk romancısı Kemal Tahir'in Rahmet Yolları Kesti romanında şöyle bir cümle geçer: "Hükûmeti sıtma tuttu, eşkıya baş gösterdi." Bugün eşkıyanın illa dağ başında insanların yolunu kesmesi gerekmiyor, pekâlâ finansın Susurluk'u dediğimiz yerde de bir eşkıyalık baş gösterebilir. Peki, bu eşkıyalık Hükûmeti sıtma tuttuğu için mi baş göstermiştir? Yüzde 100 evet. Bugün Hükûmet, kamu otoritesi denetim yapabilmiş midir? Hayır, yapamamıştır. Bu eşkıyalarla beraber iş birliği yapmış mıdır? Hem de nasıl yapmıştır.
Şimdi, bize düşen nedir? Bu milletin iradesinin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu 21'inci yüzyılın en büyük soygunlarından bir tanesi olan bu fon vurgununun sorumlularını açıklamaktır.
Şimdi, burada Sayın Cevdet Yılmaz'ın konuşmasında dikkat çektiği bir yer var, dedi ki: "Serbest fon sahipleri risklerini aldı, o yüzden de onların zararlarını tazmin etmeyeceğiz." Şimdi, şöyle: Normal şartlarda gerçekten de bir piyasa riski varsa ve siz bu riski almışsanız o zaman doğrudur, yatırımcı bir risk almıştır, onun zararı tazmin edilmez fakat buradaki risk nedir Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım? Şimdi, AK PARTİ'ye oy veren vatandaşlar başta olmak üzere buraya para kaptıranlar şunu gördüler: Telefona baktılar, orada Cumhurbaşkanı Danışmanı Kerem Alkin'in ismini gördüler; telefona baktılar, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Fecir Alptekin'in ismini gördüler; diğer yerlere baktılar, Cumhurbaşkanlığında bizzat görev yapmış, üst düzey görev yapmış bürokratların ismini gördüler ve güvendiler, buna piyasa riski diyemeyiz, buna tamamıyla "AK PARTİ riski" deriz. Sadece AK PARTİ'li bürokratlara, sizin ağzınızdan çıkan laflara, sizin siyasetçilerinizin bizzat temsil ettiği değerlere güvendikleri için bu serbest fonda paralarını tutanlar çok önemli bir ölçüde zarara uğradılar, o yüzden onların zararlarına sadece piyasa riski diyemezsiniz.
Bu olay göz göre göre gelmiştir arkadaşlar. Geçen sene kasım ayı, tutanaklara bakın, Plan ve Bütçe Komisyonunda ismini verdik. Piyasada borsa manipülasyonu yapılan şirketlerin ismini, bunu yapan şirketlerin adını verdik, karşımızda da Sayın Mehmet Şimşek vardı, hiçbir şey yapmadı. Kamuoyunda bunu dile getiren bir sürü insan oldu, hiçbir şey yapmadı. Daha sonrasında burada bütçede, bütçe görüşmelerinde Tera'nın adını verdik, hangi hisselerde manipülasyon olduğunun haberini verdik, sizler bir şey yapmadınız, bu haberleri bir bilgi sayan insanlar geldiler, o fonlara paralarını yatırdılar. Dolayısıyla her şey herkesin gözü önünde oldu. Şimdiki Adalet Bakanı, o zamanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı dedi ki: "Biz de bu yolsuzlukları gördük. Sermaye piyasasında, Borsa İstanbul'da piyasa manipülasyonu olduğunu tespit ettik ama bize resen soruşturma izni verilmedi." Bizzat, o dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek'in kendi ifadesidir. Mehmet Şimşek geçen sene kasım ayında "Piyasada manipülasyon var." dedi, yeniden bu olay araştırılmadı. Bu ülkede İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, şimdinin Adalet Bakanı ve Sayın Mehmet Şimşek'in iradesinin üzerinde kim vardır da bu soruşturmanın yapılmasına şu ana kadar izin vermeyip 455 bin kişinin mağdur edilmesine yol açmıştır? Kimdir bu kişi? Bu iradenin altında, gölgede bütün manipülasyonu yapıp parayı götürenlerden hiç mi hesap sormayacağız?
Bu yolsuzluk önlenebilirdi. Daha önce de önlenebilirdi ama biz dört seneden beri -Dördüncü Yasama Yılımız- bunu soruyoruz sizlere: Neden yirmi yıldan beri sizin iktidarınızda vergi cennetleri açıklanmıyor? Niye vergi cennetlerini açıklamıyorsunuz? Bu vergi cennetlerine hangi bürokratlar, hangi parayı götürdü? Bunu isteseniz anında tespit edersiniz. Niye tespit etmiyorsunuz? İşte, tespit etmediğimiz için de bu ülkede bürokratlar, iş insanları burada haksız, hukuksuz yere kazandıkları paraları bu vergi cennetlerine gönderiyorlar. Bu yolsuzluk, bu asrın vurgunu yeniden önlenebilirdi. Eğer siz siyasi etik kanununu bu Meclis koridorlarında kaybetmeseydiniz, onu sürüncemede bırakmasaydınız bu yolsuzluk yine önlenebilirdi. KOMBASSAN'da, YİMPAŞ'ta, Çiftlik Bankta, bunun arkasında AK PARTİ'nin siyasetçilerinin, bürokratlarının olduğu bilindiği hâlde, bu siyasetçiler KOMBASSAN'da, YİMPAŞ'ta, Çiftlik Bank'ta o dolandırıcılarla beraber poz verirken başlarına bir şey gelmediği için bugün bu vurgun oldu. Zehra Taşkesenlioğlu'na zamanında hesap sorabilseydik eğer, Zehra Taşkesenlioğlu'nun çantacılığını yaptığı büyük siyasetçiye hesap sorabilseydik eğer bugün bu vurgun olmazdı. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) 455 bin kişi de bugün bu vurgundan dolayı mağdur olmazdı. Bizler Zehra Taşkesenlioğlu ve o gibilere hesap soramadığımız için bugün vurgunun boyutu bu ölçüdedir.
Şimdi, işin bir bürokrasi ayağı var. Benden önceki kıymetli vekiller de söyledi, Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirmişsiniz. O kadar trajikomik bir olay var ki Devlet Denetleme Kurulunun Başkanı; o problemli dönemin, şaibeli dönemin Sermaye Piyasası Kurulu Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Vekili, kendisinden mi randevu olacak bu kişi "Ben yolsuzlukları araştırıyorum." diye? Yani denetlemekle görevlendirdiğiniz kişi, kendi altında imzası olan kararları denetleyecek.
Ya, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyesine bakıyorsunuz... Bakın, piyasa manipülasyonlarının gırla gittiği, dezenformasyonun gırla gittiği yerde Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinden biri kim?Dezenformasyonla Mücadele Eden Sorumlu Burhanettin Duran. Kendi Yönetim Kurulu üyesi olduğu Borsa İstanbulda bu kadar fazla manipülasyon olurken Burhanettin Duran'ın hiç mi haberi olmadı?
Bir başka isim daha: Borsa İstanbulun Yönetim Kurulu Başkanı kim? Erişah Arıcan. Erişah Arıcan, Aydın Ayaydın'ın yeğeni. Aydın Ayaydın kim? Sayın Cumhurbaşkanını Marmara Üniversitesinde gören tek öğretim üyesi; kendisinin yeğeni Erişah Arıcan, kendisinin kızı da AK PARTİ milletvekili. Bu Erişah Arıcan, o kadar kıymetli birisi ki hem Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı hem de Türkiye'nin en büyük anonim şirketi Varlık Fonunun -Cumhurbaşkanının vekili- Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve bu kadar kıymetli bir kişi bu Borsa İstanbulda bütün bu piyasa manipülasyonlarını görmüyor, tamamiyle bunlardan arî ve hâlâ piyasa manipülasyonu da var. Sadece fonlardan bahsediyoruz. Bugün arkadaşlar, bir sürü hisse senedinde manipülasyon var. Bunların önlemini almadığınız sürece biz daha çok fazla mağdurla karşılaşacağız. Bundan başka Merkezi Kayıt Kuruluşu. Ya, Merkezi Kayıt Kuruluşuna yönetim kurulu üyesi olarak Emre Tezmen'i atamışsınız. Emre Tezmen Teranın Yönetim Kurulu Başkanı ve buradaki baş dolandırıcı. Yani sizler buradaki en kritik kurumun yönetim kurulu üyeliğine Emre Tezmen'i atıyorsunuz. Nasıl bir bürokrasi bu? Devam ediyorum. Erkan Kilimci Terada, şimdi içerde, Mehmet Şimşek'in öve öve bitiremediği Merkez Bankası Başkan Yardımcısı; öve öve bitiremediği bir başka Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Emrah Şener, o da BKM usulsüzlüğünden yargılandı, tutuklandı. Nasıl bir liyakatten bahsediyoruz biz? Osman Arıkan Nacar, Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı, 400 milyon dolarla kaçtı. Ya, bir insan 400 milyon doları yurt dışına havale ederken hiç şüpheli işlem yapılmaz mı? Burada MASAK yok mu, BDDK yok mu? 400 milyon doları siz dışarıya transfer ediyorsunuz ve ne MASAK ne de BDDK böyle bir işlemden en ufak bir şüphe duymuyor ve biliyoruz ki bu Osman Arıkan Nacar da tek başına değil. Evlere şenlik bir SPK var, cumartesi günü tedbir alıyor, tedbir aldığı şirketlerden bir tanesi Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, Türkiye Sigorta. Türkiye Sigortanın sahibi kim? Varlık Fonu ile Borsa İstanbul. Yani SPK, sahibi Borsa İstanbulda varlık fonu olan Türkiye Sigortaya tedbir kararı uyguluyor, üç saat sonra da kaldırıyor. Sadece kaldırdı o değil ki, Hayati Yazıcı AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı, oğluna tedbir kararı uyguluyorsun, üç saat sonra kaldırıyorsun, o üç saat içerisinde ne olmuş olabilir? Hangi gelişme olmuş olabilir ki üç saat önce verdiğin tedbir kararını üç saat sonra kaldırıyorsun. Bu işin bürokrasi ayağı baştan aşağı kokmuştur arkadaşlar. İşin bir de siyaset ayağı var. Fatma Betül Sayan Kaya, bir açıklama yaptı, çok doğru bir açıklama yaptı, dedi ki: "Ben bu işin suç olduğunu bilseydim hiç kendi adımı kullanır mıydım?" Buradan da ben şunu anlıyorum: Demek ki birileri kendi adını kullanmadan bu işlemleri yapmışlar, öyle değil mi?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tabii.
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Fatma Betül Sayan Kaya'nın ben bu parayı nereden bulduğunu, artık oraları geçtim ama bunu net bir şekilde ortaya koymak lazım.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Fatma Betül'ün suçu ne?
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Fatma Betül Sayan Kaya şu anda, şundan dolayı mahcubiyet duyuyor: "Ya, ben kendi ismimi kullandığım için yakalandım." diye.
Şimdi, benim burada size bir sorum var: Fatma Betül Sayan Kaya yalnız mıdır?
Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, sizin Kabinenizde kendi adına değil ama babası adına fona para yatırıp 470 milyonu 830 milyon yapmış bir bakan var mıdır? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Tekrardan soruyorum: Kendisinin babası bir fona 470 milyon yatırıp fon krizi patlak vermeden önce 830 milyona çıkmış mıdır çıkmamış mıdır? (Yeni Parti sıralarından "Çıkmıştır." sesleri)
Bir başka soru, ikinci soru: Mevcut Kabinedeki bakanlardan bir tanesi 170 milyonla bu fondan fon krizi patlak vermeden çıkmış mıdır çıkmamış mıdır?
Üçüncü soru: Sayın Cevdet Yılmaz, sizin özel kaleminiz Sayın Fatih Kılınç, Pusula kapalı fonunda parası var mıydı yok muydu? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Bu soruların cevabını almadan bu vurgunu biz kapatamayız arkadaşlar.
Bir başka mesele, Nihat Zeybekci, AK PARTİ'nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, geçmişte de Ekonomi Bakanlığı yaptı. Ya, şimdi, Sayın Nihat Zeybekci'nin toplantılarını ben sosyal medyada izlediğimde "Türk ekonomisine güvenin, Türk sanayisine güvenin." diyor. Peki, kendisi de yapmış? Bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla 250 milyon lirasını para piyasası fonunda değerlendirilmiş. Yani öyle bir nokta ki AK PARTİ'nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı "Bizlere, sanayiciye, iş insanlarına, Türk sanayisine güvenin." derken 250 milyon lirasını tamamıyla spekülatif kazanç üzerine kurulmuş para piyasası fonu üzerinde değerlendirmiş ve bizden de şimdi siz Nihat Zeybekci'nin ve AK PARTİ'nin ekonomi kadrosunun dediklerine inanmamızı mı bekliyorsunuz? Var mı böyle bir dünya? Kendisi bir sanayici, sanayinin önemini vurguluyor ama ondan sonra kendisi sanayiye yatırım yapmak yerine, gidiyor, para piyasası fonunda kendi parasını değerlendiriyor.
Sayın Hayati Yazıcı'nın kendi oğlu, biliyorsunuz, oğlu tam 1 milyar lira ücret vererek, 1 milyar lira para ödeyerek bir banka ruhsatı aldı. Dün çok elim bir olay yaşandı ve Hayati Yazıcı'nın oğlunun ortağı dün intihar etti. Başımız sağ olsun, sevenlerinin başı sağ olsun, Allah rahmet eylesin ama dün aynı şirket aynı zamanda 615 milyon lira borcunu ödeyemediği için temerrüde düştü. Eğer belki biz bunu zamanında, bu fon vurgununu zamanında bütün ayrıntılarıyla açıklayabilseydik, anlatabilseydik eğer belki de Hayati Yazıcı'nın oğlunun ortağı intihar etmeyecekti, belki binlerce insan mağdur olmayacaktı. Bütün bunlara zamanında önlem almadığınız için bugün bütün oluşan bu intiharlardan, iflaslardan, temerrütlerden, halkın artık günü kurtaracak parası olmamasından kusura bakmayın ama sizler sorumlusunuz.
Şimdi, ben burada konuşmanın sonlarına doğru ilk önce AK PARTİ milletvekillerine seslenmek istiyorum, dördüncü yasama yılınız: Ben sizin vicdanınıza güveniyorum, vicdanlı olduğunuzu biliyorum, samimiyetle biliyorum, gelin birazdan vereceğimiz bu fon vurgunuyla ilgili araştırma önergemizi kabul edin. Bütün bu piyasayı dolandıranlar, bütün bu AK PARTİ'nin adına kara çalanların hepsini bizler Türkiye'de, bu millî iradenin tecelli ettiği yerde araştıralım. Ben sizlerin bu vicdana sahip olduğunuza inanmak istiyorum. Burada somut size isimler verdim, bakanların isimlerini verdim, bürokratların isimlerini verdim, gelin bunları hep beraber Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştıralım. Bu fon vurgununu yapanların yaptığı hiçbir ödeme, sorumluluk affına lütfen dönüşmesin. Devletin adabına uygun davranalım ve haksız kazançları tövbe kapısı açmış gibi bir kuruma dönüştürmeyelim, haksız kazançları cezalandıralım. Aynı zamanda iadeyi, bir aklanma belgesi olarak kabul etmeyelim, her şey şeffaf olsun. Bir kişinin dolandırdıktan sonra yakalandığı zaman o parayı iade etmesi, onun aklanmasının garantisi olmasın çünkü bugün hepimiz hem ülkemize karşı hem de devletimize karşı sorumluyuz. Burada sadece kaybolan şey 21-22 milyar dolar değildir, burada sadece kaybolan şey borsadaki şirketlerin hisse senetlerinin fiyatları, değerleri değildir; burada kaybolan şey vatandaşın devlete itibarıdır, vatandaşın devlete duyduğu güvendir. Sizler devletin o güvenini hissettirerek bu vatandaşları bu fonlara yönlendirdiğiniz zaman ve bu fonlar battığı zaman bunun altında sizin vebaliniz büyüktür. O bakımdan, lütfen, buradaki adil tasfiyeyi sadece "Paralar ödendi ve bir tövbe kapısı açıldı, burada da haksız kazanç sahipleri kendi parasını iade etti." şeklinde yapmayalım.
İkinci olarak benim seslenmek istediğim vatandaşlarımızdır: Burada yaklaşık 455 bin kişi, aileleriyle beraber 2-2,5 milyon kişi mağdur olmuştur. Burada mağdur olmayan kişiler lütfen "Ben mağdur değilim." demesinler çünkü denetimsiz bir düzen bir gün sizin birikiminizi, işinizin geleceğini, çocuğunuzun hayatını da vurabilir. Yani illa bu yönetim sisteminden vazgeçmeniz için yenidoğan skandalında bebeğinizi kaybetmeniz, kaçak yapılarda yakınlarınızı kaybetmeniz ya da bu fon vurgununda bütün birikimlerinizi yitirmeniz gerekmiyor. Bakın, bütün bu isimler, saydığım bütün bu isimler, bunların hepsi sonuçtur; Fatma Betül Sayan Kaya sonuçtur, sizin özel kaleminiz sonuçtur. Burada kocaman bir liste yaptım AK PARTİ'yle ilintili bürokratlarla ilgili -daha sonra sizlerle paylaşayım- bu isimlerin hepsi sonuçtur. Sebep, bu yönetim sistemidir; sebep, tamamıyla keyfîlik üzerine kurulmuş, eğer AK PARTİ'liyseniz size her türlü usulsüzlüğü, yolsuzluğu yapıp oradan da elinizi, kolunuzu sallama lüksü veren yönetim sistemidir. Yani sonuç buradaki insanlardır, bu dolandırıcılardır; sebepse bu ucube yönetim sistemidir. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
Son olarak, bir çağrı da Sayın Selçuk Bayraktar'a yapmak istiyorum. Kendisi çok başarılı bir girişimci, samimiyetle söylüyorum. Geçenlerde verdiği bir röportajda da çok güzel bir şey söyledi, dedi ki: "Bugün Türkiye'nin geleceği, sabah sekizden akşam sekize kadar var gücüyle çalışacak olan insanların, gençlerin elindedir." samimiyetle katılıyorum. Bizim de, Yeni Partinin de hayali bu; gençlerin sabah sekizden akşam sekize kadar çalıştığı, bu çalıştığının karşılığını aldığı bir dünyayı bu Meclisteki bütün partiler hayal ediyor. Ben de Selçuk Bayraktar'a bu görüşleri için teşekkür ediyorum ve kendisine yakışan şeyin Haziran 2026'da kurduğu para piyasası fonunu kapatıp yeniden en iyi yaptığı şey olan savunma sanayisine dönmek olduğunu söylüyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)