GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:5
Birleşim:3
Tarih:07.10.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Yılmaz, sizi yalnız bırakmışlar, bunun üstesinden gelebilir misiniz? Sanmıyorum ama Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu da sizi yalnız bırakmış; 20 milyar dolarlık yolsuzluk var, 20 kişi yok yani bu kadar ciddiyetsiz bir toplantı, Meclis gündemi olabilir! (DEM PARTİ, YENİ PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Ya, 20 milyar dolar, ekonomik yansımalarını hesaba kattığımızda olay çok daha vahim bir yerde ama böyle ciddiyetsiz yaklaşmaya devam etmenizin nedeni aslında bunu bir politika hâline çevirmiş olmanız.

İBRAHİM AKIN (İzmir) - Duymak istemiyorlar.

SEZAİ TEMELLİ (Devamla) - Biz ne yolsuzluklar gördük, hatırlayın, ne yolsuzluklar gördük. 2002 yılında iktidara geldiniz, 2003 yılında bir özelleştirmeyle finans piyasalarına bir girdiniz; eyvah, eyvah, o gün, bugün finans piyasalarını altüst etmeye devam ediyorsunuz ve finans piyasalarını altüst ederken de aslında inanılmaz bir yolsuzluk çarkı çalışıyor. Bundan rahatsız olmuyorsunuz, rahatsız olsanız burada olurdunuz, rahatsız olsanız, bundan çok daha önceki yolsuzluklarda inisiyatif alırdınız, bunu önleyecek mekanizmaları hayata geçirirsiniz ama bu olmadı. Özelleştirme... Bakın, başka yolsuzluklardan da birkaç tane örnek vereyim: Deniz Feneri, unuttunuz değil mi Deniz Feneri yolsuzluğunu? O kadar çok yolsuzluğa şahitlik yaptık ki. Ya, dezenfektan satan bakanınız oldu sizin yani baktığınızda; 5'li çete yarattınız, o 5'li çete 500'lü çete oldu; kamu ihale yolsuzlukları, "kamu-özel iş birliği" adı altında aslında bu yolsuzluk çarkını besleyen bir mekanizma oluştu, işte, otoyollar, yollar, şehir hastaneleri; bunların hepsinin arka planında bu mekanizma çalışıyor.

Şimdi, dönüp geldik, bugün çok büyük bir fon kriziyle karşı karşıyayız. Şimdi, bu fon krizine baktığınızda, aslında, perşembenin gelişi çarşambadan belli. Bu olacaktı zaten çünkü bugüne kadar biriktiriyor, o enerji birikti birikti geldi, şimdi bu. Buna dair önlemleri almazsanız bundan sonraki kriz bundan çok daha büyük olacak çünkü yapısal mesele altta devam ediyor. Esas yapısal meseleyle ilgilenmeyip buna bir çözüm getirmediğiniz sürece bu krizleri, bu yolsuzlukları önlemeniz mümkün değil ama böyle bir niyetiniz yok, sizin böyle bir niyetinizin olmadığı şu anda yapmış olduğumuz bu oturumdan belli.

Yine, hatırlatıyorum size -hafıza önemli- 3Y'yle geldiniz, dediniz ki: "Biz yasaklarla, yoksullukla ve yolsuzlukla mücadele edeceğiz." Bu 3Y'ye dönüp baktığımızda yasaklar konusunda, yani yasak olmayan bir şey kalmadı aslında; en son, işte erişim engelleriyle medya üzerinde, sosyal medya üzerindeki -en son yasak bu- ama sürekli yasaklarla hareket ediyorsunuz. Ne zaman ki herhangi bir hak mücadelesi ortaya çıksa karşımıza hemen bir yasak geliyor.

Şimdi, böyle, bu kadar yasakların olduğu bir ülkede yolsuzluk olur çünkü bu ikisi arasında güçlü bir korelasyon var. Ne kadar çok yasak varsa bilin ki o ülkede o kadar çok yolsuzluk vardır. Bu ikisi birlikte hareket eder, birleşik kaplar hikâyesi. Yoksulluğa gelince, ülkenin yüzde 80'i yoksul. Bu istatistiklerde de böyle. Sizin o çok maharetli TÜİK'iniz bile bunu saklayamıyor. TÜİK'in hane halkı araştırmaları bunu net ortaya koyuyor. Yani ülkenin yüzde 80'ini yoksullaştırdınız, neredeyse herkes yoksul olacak.

Gelelim yolsuzluğa. "Yolsuzlukla mücadele" diye geldiniz, şimdi tablo şu: Çok geriye gitmeyelim, 2013 yılında yolsuzluk algı endeksinde 63'üncü sıradaymışız. Masayı devirdiniz, 2026 yılına geldiniz, yolsuzluk algı endeksinde 124'üncü sıraya yükseldik. Tabii, bu yükselme gurur duyacağınız bir yükselme değil; bu, nedenli yolsuzluk batağına baktığımızı bize gösteren bir endeks.

Dolayısıyla ne kadar çok yasak, ne kadar çok yoksulluk, o kadar çok yolsuzluk. Ama bu bir politika artık; bu, sizin mücadele ettiğiniz bir şey değil kılıfını hazırladınız bir şey. O yüzden yolsuzluk meselesi aslında bizim bugün içinde bulunduğumuz rejimin meselesidir, aslında bugün demokrasi meselesidir. Demokrasiden kaçtığınız sürece zaten karşımıza bu yolsuzluklar geldi.

Sayın Yılmaz, konuşmanızda "Bu sistemik değil." dediniz. Doğru söylediniz, sistemik değil. Sistem dışı, sistemden ayrışıyorsunuz, negatif bir ayrışma yaşıyorsunuz. Kapitalist sistem bir sömürü sistemi, kapitalist sistem finansal piyasalar aracılığıyla sömürüsünü pekiştirir ama bu kadarını inan kapitalist sistem bile yapmıyor. Bugün, gidin, bakın Batı merkezlerine hepsinin bu konuda aslında önemli supapları vardır. Evet, kapitalist sistemden bile bu denli negatif bir ayrışma yaşayacak bir tablo karşımızda. Neden? Oysa siz kapitalist sisteme göre, neoliberal politikalara göre örgütlendiniz, teşkilatlandınız, bunları karşımıza getirdiniz. Dediniz ki: "Biz bağımsız denetleyici kurullar kuracağız, bu ülkede yolsuzluğun önüne geçeceğiz." Kurdunuz mu; kurdunuz. Finansal piyasaları buna göre teşkilatlandırdınız mı; evet, teşkilatlandırdınız. O teşkilatlardan biri Sermaye Piyasası Kurulu; bakın, tenezzül edip gelmemiş. O teşkilatlardan biri Bankacılık Denetleme Düzenleme Kurulu, oda yok ortada. O teşkilatlardan biri Merkez Bankasının bağımsızlığıydı; dün gelmiş, hayal satıyor aşağıda Komisyonda ve Hazine ve Maliye Bakanlığı. Hazine ve Maliye Bakanımızla ilgili de bir cümle söylemek istiyorum. Tam da sistemik ilişkilerin merkezinden geliyor, Londra'dan geliyor. Hadi sıkıysa Londra'da böyle bir şey olsun. Mümkün mü? Yok. Ama burada oluyor. Burada olunca çıkıp bunun nedenlerini filan açıklamak yerine sabahın sekizinde toplantı yapıyor, önlem almaya çalışıyor, aklınca yangını söndürecek. Yangın bacayı sardı, bu yangını böyle söndüremezsiniz. Dolayısıyla teşkilatlanmış bir finans piyasası var ama o teşkilatlar aslında ne kadar çürük, ne kadar çürümüş bir teşkilat olduğunu bize gösteriyor. Denetleyemiyorlar, düzenleyemiyorlar, üretemiyorlar. Dolayısıyla da karşımıza bu tablo çıkıyor. Şimdi düşünün, bu kadar teşkilatlanmış bir yapıda 20 milyar dolarlık yolsuzluk olabilir mi? Bu kadar teşkilatlanmış bir düzende bu yolsuzluklar bu kadar aslında kronikleşebilir mi? Akut değil bu durum, kronik çünkü kendini tekrar ediyor, büyüterek devam ediyor. O zaman dönüp bunun nedenlerine bakmak lazım. Meseleyi adli bir vaka sınırlarına çekip o götürdü, bu getirdi, o çaldı, bu çaldı meselesi, o en kolayı, o en kolayı. 85 kişiyi gözaltına almışsınız, bir kısmı tutuklanır, bu dava yürür gider, geçmişte de oldu, o en kolay kısmı. Onu sabahtan akşama kadar konuşuruz ama meselenin temeline bakmamız lazım. Bir kere dünyada en fazla kayıt dışılığın yaşandığı bir ülke burası, kayıt dışılıkla mücadele etmiyorsunuz. Kayıt dışılığın bir kısmı gri kayıt dışılık; işte istihdamda bunu görüyoruz, işsizlikle karşımıza çıkıyor. Ama bir kısmı da kara kayıt dışılık yani orada kara para var. Kara paranın bu kadar yoğun olduğu bir yerde yolsuzluk aslında doğal bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye ekonomisinin ne kadarı kayıt dışı? Valla bazı hesaplamalara göre yüzde 25'i. Bu yüzde 25'in de nereden baksanız yüzde 10'u kara ekonomi yani yılda yaklaşık 160 milyar lira bir para dönüyor bu piyasada. Bu kadar dev fon, nasıl baş edersiniz?

İkincisi, kayıt dışılığın yanı sıra aslında, dönüp baktığımızda "Finansal piyasalarda istikrar, makro ihtiyati tedbirler, enflasyonla mücadele, faizi düşüreceğiz, rant ekonomisini sonlandıracağız." demenize rağmen bu alanda hiçbir iyileşme olmuyor. Neden olmuyor, hiç dönüp düşünüyor musunuz? Olmuyor çünkü bu ülkede büyük bir adaletsizlik var, her alanda var ama ekonomik alanda o denli büyük bir adaletsizlik var ki bu çarkı besliyor. Nedir o? Bu ülkede gelir dağılımı adaletsiz, bu ülkede servet dağılımı adaletsiz. Bu iki büyük adaletsizliğin olduğu yerde kayıt dışının da bu kadar güçlü olduğu bir yerde, işte karşımızdaki tablo kendiliğinden biçim alıyor. Dünyada en büyük servet adaletsizliğinin yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz. Servet Gini katsayısı yüzde 80, 0,80 olmuş. Düşünebiliyor musunuz, servetin neredeyse yaklaşık büyük bir kısmını nüfusun yüzde 10'u yutuyor; nüfusun yüzde 50'si, yoksullar servetin sadece yüzde 4'ünü alıyor; nüfusun yüzde 10, en yüksek kesimi servetin neredeyse yüzde 60-70'ini alıyor; çeşitli hesaplara göre değişiyor. Devasa bir adaletsizlik.

Peki, bu servete el koyanlar bu serveti ne yapıyorlar ya da kayıt dışından, kara ekonomiden gelen ya da sizin yüksek faizinizden gelen bu serveti ne yapıyorlar? Değerlendirmek istiyorlar. Siz diyorsunuz ki: "Biz enflasyonla mücadele ediyoruz." TÜİK'i çalıştırıyorsunuz, enflasyonu sanki aşağıda gösteriyor, oysa gerçek enflasyon çok yukarıda. Faize parasını yatırsa bu servet sahipleri o parasının değerlenmeyeceğini bildiği için ne yapıyor? İşte, fonlara gidiyor. Öyle bir servet biriktirmişsiniz ki o servet sahipleri artık kumar oynuyor. Bu kapitalizmin adı kumarhane kapitalizmidir, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı da bu meselenin krupiyesidir. Dolayısıyla, müdahale etmemiştir, kumar oynanmaya devam etmiştir.

Bakın, borsada 6,5 milyon insan var. İstanbul Borsasında 6,5 milyon insan olur mu? Kim bu insanlar? Bu kadar yatırımcısı olan bir ülke olabilir mi? Hayır. İnsanlar borsayı âdeta bir kumarhaneye çevirmiş, fonlar keza öyle. Şimdi, böyle fırsatları değerlendirecek insanlar da var, gelir dağılımı da bozuk. İşçinin, emekçinin yükünü biliyorsunuz, bu yükten kurtulması mümkün mü? Değil ama riskler, maliyetler işçiye, emekçiye kârlar sermayeye. Şimdi, böyle bir adaletsiz sistemde dolayısıyla, karşımıza çıkan bu mekanizma bu yapıyı kendiliğinden doğuruyor. Bu kumarhane kapitalizmine son vermenin yolu nereden geçiyor? Vallahi buradan geçiyor. Neden? Bütçe iradesinden geçiyor, nasıl bütçe yaptığınıza bağlı olarak şekillenecek ama sizin bütçelerinize baktık, geride bıraktığımız 24 bütçenin 24'ünde de sermayeyi korudunuz, 24 bütçenin 24'ünde de faiz yoluyla kaynak aktardınız, fonladınız. Neden? Bütçe açığı vermeye devam ettiniz. Neden? Cari açık vermeye devam ettiniz. Neden? Tasarruf açığı vermeye devam ettiniz. Bu kadar açık verirseniz bu ranta çökmüş olanlar da size bu fonu işte, böyle satarlar. Evet, bu yolsuzluk karşısında ödediğiniz aslında bu primdir. Primliyorsunuz bu fonları. Neden? Çünkü siz adaletli bir bütçe yapmıyorsunuz, siz işçinin, emekçinin hakkını koruyacak bir yerden meseleye yaklaşmıyorsunuz, siz hep sermayeyi koruyorsunuz. Dolaylı vergiler, faiz ödemeleri, yok, vergi harcamaları... E, sonuç? Sonuçta, böyle bir bütçeye işte böyle bir fon piyasası. Sürekli bu fon mekanizmasının içinde kaldığımız için de zaten bu sorunları çözmemiz mümkün değil. Bugünden sonra eğer bu vaka, bu yaşananlar, gerçekten, artık bu konuda bir şey yapmak gerekliliğine dair bir atmosfer yaratmışsa -ki benim böyle bir umudum yok- o zaman yapılması gereken, gerçekten, ciddiyetle bir komisyon kurulmasıdır. Diğer yaptığınız komisyonlar gibi değil ama tren sallamayacağız, gerçekten bir komisyon kuracağız, o komisyon meseleyi ele alacak, değerlendirecek, hem bu kurulları hem bu kurumları hem bu sistemi nasıl düzeltebiliriz diye gerçekten ciddi bir çalışma yapacak ve bunu düzeltebilmek adına da gerekli yasal düzenlemeleri bir an önce gelip hayata geçireceğiz. Evet, olması gereken bu ama bunu yapmıyoruz, yapmayacağız da ben biliyorum, yapmayacaksınız çünkü hepiniz oradaydınız. Bu size rağmen çıkmış bir şey değil, siyaseti, sermayesi, bürokrasinin ortaya koymuş olduğu tablo bu ittifak. Böyle bir ittifakın sonucunda biz bunları konuşuyoruz. Şimdi, buradan hareketle, dönüp baktığımızda, her şeyden önce, artık gerçekten yolsuzlukla mücadele eden, yoksullukla mücadele eden bir siyasete ihtiyacımız var. O siyasetin yolu yasakları kaldırmaktan geçer, o siyasetin yolu barıştan geçer, toplumsal barıştan geçer.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Devamla) - O siyasetin yolu topyekûn demokratikleşmeden geçer çünkü demokrasinin olduğu bir yerde denetim vardır, demokrasinin yükseldiği bir yerde yolsuzluklar azalır. Mesele budur. Meseleye ya böyle yaklaşacağız ya da diğer yolsuzluklardan sonra yaptığımız gibi bunun da aslında sönümlenmesini hep beraber bekleyeceğiz. Biz beklemeyeceğiz; DEM PARTİ olarak biz biliyoruz ki bizim demokrasi mücadelemiz aynı zamanda demokratik bir ekonomi içindir, aynı zamanda işte bu yolsuzluklara, bu talana, bu rant anlayışına karşı bir mücadeledir.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve CHP sıralarından alkışlar)