GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:5
Birleşim:3
Tarih:07.10.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, siz de hoş geldiniz, iyi ki de geldiniz çünkü gerçekten size soracağımız çok önemli sorular var. Bu soruları sadece DEM PARTİ Grubu adına değil, bu ülkede yaşayan 86 milyon yurttaş adına ve en önemlisi de aslında parası hiç edilen, emeğine el konulan 455.758 yurttaş adına buradan size sormak istiyoruz.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı bir bilgilendirme yaptı, rakamlar verdi, alınan tedbirleri anlattı, soruşturmaları sıraladı; bu soruşturmalarda kaç kişinin gözaltına alındığını, kaç kişinin tutuklandığını, kaç kişinin yurt dışına çıkış yasağı konulduğunu anlattı ve "Merak etmeyin, endişe etmeyin, sistem sağlam, yaşananlar sınırlı sayıdaki sorunlu fonlarla ilgilidir." diye bize ifade etti. Gerçekten burada buna inanmak isterdik ya da bunun gerçek olmasını isterdik ama maalesef öyle olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir defa, buradaki meseleyi sınırlı bir fonda yaşanan olay olarak, manipülasyon olarak tanımladığınızda birincisi, sistemsel riskleri, yapısal sorunları gözden kaçırmak gibi bir riskiniz var ve bugün -en temel sorunumuz aslında- sistemin sorunlarını konuşuyoruz, yapısal bir sorun olduğunu konuşuyoruz, idari bir sorun olduğunu konuşuyoruz, kurumsal eksiklikler olduğunu konuşuyoruz. O anlamıyla sadece sınırlı bir alanda olmuş bir meseleden bahsetmediğimizi ifade etmemiz gerekiyor. Şimdi, yüz binlerce insanın parasından bahsediyoruz. Bunlar, 131 fon tasfiyeye alınmış, 7 portföy yönetim şirketi sürece dâhil olmuş ve yüzlerce kişi hakkında da adli ve idari işlem yapılmış; burada demek ki aslında bir suç örgütü var yani 1 kişi değil 2 kişi değil, birden fazla, yüzlerce insana idari soruşturma açılıyor, adli soruşturma açılıyor, gözaltına alınanlar var, tutuklananlar var, yurt dışı yasağı konularak adli takibata uğrayanlar var; bu anlamıyla burada küçük bir meseleden bahsetmiyoruz. O anlamıyla da burada sorunu nasıl tarif edersek çözümü de öyle bulacağımızdan hareketle bu meseleyi böyle küçültmeye hakkımız olmadığını en azından söylememiz gerekiyor. O anlamıyla bu mesele çok boyutlu bir mesele, bunu söyleyelim.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına buradan söylemek istiyoruz: 131 fon, toplam fon sayısının yüzde 4,6'sını, toplam portföy değerinin ise yüzde 7,7'sini oluşturuyor. Şimdi, bu, çok küçük bir şey gibi görünebilir yüzde 100'ün içerisinde ama en nihayetinde 500 bin insanı ve onların ailelerini de kattığımızda aslında çok büyük bir insan sayısına tekabül ediyor. İkincisi, burada sadece 500 bin insanın mağduriyetinden bahsetmiyoruz, bir de bunun piyasa üzerindeki etkilerine bakmamız gerekiyor, dış yabancı yatırımcı üzerindeki etkisine bakmamız gerekiyor ve bütün piyasa yapıcılar üzerindeki etkisine baktığımız zaman aslında düşündüğümüzün çok ötesinde maliyetler üreten bir süreçten bahsettiğimizi de ifade etmemiz gerekiyor. O anlamıyla konuştuğumuz şey, sadece 500 bin -yuvarlayarak söylüyorum- yani 455 bin 758 tekil kişinin meselesinden bahsetmiyoruz, bunu söylememiz gerekiyor. Sadece bu mesele olduğunda şunu sormamız gerekiyor: Merkez Bankası ne kadar döviz sattı Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım? Bunların bilinmesi gerekiyor değil mi? Borsadan çıkıp -tam da sizin söylediğiniz gibi aslında- mevduat hesabına yönelenler oldu. Bütün bunların da sistem içerisinde etkilerinin olduğunu biliyoruz. O anlamıyla bunların her birine bakmak gerekiyor ama daha temel bir şeye bakmak gerekiyor: Konuştuğumuz şey ne? Yani 455.758 kişi, bunların belki birisi minibüsçülük yapıyordu, birisi tarımda çalışıyordu, belki bir memurdu, küçük ölçekli bir esnaftı, gerçekten birikimlerini topladılar, birisi evladını okula göndermek için, birisi üniversite okutmak için, belki çocuğunu evlendirmek için ya da başka bir şey için, dar gün, kara gün için yatırım yapmak istediler. Ne yaptılar? Devlete güvendiler, dediler ki "Ya, koskoca bir devlet var; evet, serbest piyasa, doğru, ben de bir yatırımcı olarak risk alıyorum." Ama bu risk almak ile manipülasyon arasındaki farkı da bilebilecek durumda değil mi yatırımcılar? Yani siz bir yere girdiğinizde, yatırım yaptığınızda elbette yüzde 100 kazançlı çıkacağınızı düşünmezsiniz, her zaman için bir risk imkânı vardır ya da bir risk tehdidi vardır ama serbest piyasa koşulları içerisinde, piyasa yapıcılarının normal düzeni içerisindeki bir risk ile aynı zamanda, manipülasyon sonucu yani sistemin manipüle edilerek yapılan risk arasında bir fark var değil mi? Biri serbest piyasanın yarattığı bir risktir, o riski göze alarak, zaten peşin kabul ederek giriyorsunuz ama diğeri birilerinin daha fazla para kazanmak için aslında sistemde yarattığı bir manipülasyondur ve o manipülasyon sonucunda siz birileri daha zengin olsun, sizin paranızı çalsın diye fakirleşiyorsunuzdur ya da bu riski almış oluyorsunuzdur. O anlamıyla buradaki risk meselesini söylememiz gerekiyor.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı bize şöyle bir şey söyledi: "Ya, sonuçta yatırım yapanlar her zaman bunu bilirler ve bu ön kabulle sisteme girerler." dediler, değil mi? Doğru. Peki, şu anda sisteme giren 455.758 kişi bu sistemde manipülasyon yapılacağını, SPK'nin işini yapmayacağını, BDDK'nin işini yapmayacağını, MASAK'ın işini yapmayacağını, Devlet Denetleme Kurulunun işini yapmayacağını, Maliye Bakanlığının işini yapmayacağını biliyor muydu? Bilmiyordu, değil mi? Normal koşullarda "Herkes işini yapıyor ve piyasa kurallara göre işliyor." diye düşündüler, "Artık şansımız varsa da bu kâğıtlar yükselir, biz de para kazanırız." diye düşündüler ama bunların hiçbiri böyle olmadı. Peki, bu şirketler birden bire mi ortaya çıktılar? Hayır, bu şirketlerin hiçbiri birden bire ortaya çıkmadı. Bakın, bu şirketlerin büyüklüğü Kasım 2025'te 297 milyar lira civarındaymış, Eylül 2026'da 800 milyar lirayı geçmiş yani tam 3 katı, on ayda 3 katına çıkmış. Peki, bu arada uyarılar da yapılmış ama uyarılara rağmen yaklaşık 525 milyar daha sisteme girmiş yani 525 milyarlık daha kişi girmiş, "Bunlar yükseliyor, devletin de burada güvencesi var, biz buraya yatırım yapalım." demişler, "Devlet denetliyordur, güvenlidir." diye düşünmüşler ve girmişler. Sonuç ne? Tam bir hüsran olmuş. Peki, buna dair bir önlem alınmış mı? Hayır, alınmamış. Şimdi, bakın, 4 Kasım 2025'te Hazine ve Maliye Bakanı bazı fonlarda manipülasyon yapıldığını, mevzuatta eksiklik olduğunu söylemiş. Yine, SPK Başkanı ne demiş? "Hepsini tespit ediyoruz." demiş. Peki, kriz ne zaman başlamış? 2026'da. Aradaki sürede ne yapılmış, Maliye Bakanı ne yapmış, SPK ne yapmış, BDDK ne yapmış? Hiçbir şey yapmamışlar, bütün bu manipülasyona göz yummuşlar, birileri yavaş yavaş, küçük küçük almış ve sistemi işletmiş ve bugünlere de getirmiş. O anlamıyla, burada, dediğimiz gibi, tekil bir şey değil. Bakın, bu fon vurgununun ülkeye toplam maliyeti 20 ile 30 milyar dolar civarında, bir de bunun piyasanın içerisindeki toplam zararını hesapladığınız zaman aslında çok büyük bir vurgundan ve çok büyük bir zarardan bahsettiğimizin altını çizmemiz gerekiyor.

Şimdi adı geçen Bakana gelelim, bugün ifadesi alındı, Fatma Betül Sayan Kaya. Kendisi herhâlde gerçekten piyasadan çok iyi anlayan biri çünkü 163 milyon lirasını krizin patlamasından hemen önce yatırıyor ve 2 milyar 173 milyon liraya çıkınca da daha sistem kriz vermeden, pat, bir vahiy geliyor, diyor ki "Çek paranı, burada fonlar patlayacak." ve hemen parasını çekiyor, alıyor, cebine koyuyor. Sonuç, sonuç işte, bu 500 bin insanın mağduriyetine yol açıyor. Peki, her şeyde sabah kapıları kıran, insanların evine giden, insanların en mahrem görüntülerini yayınlayan, kadınların en mahrem görüntülerini, devletin kolluk görevlisi eliyle çektiği görüntüleri yayınlayan Hükûmet, AKP ne yapıyor? Fatma Betül Sayan Kaya'ya "Ya, sen suçlusun." diyor mu? Günler sonra muhalefetin bu konudaki direnişi ve tutumu nedeniyle bu sabah lütfetmişler, ifadesine başvurmuşlar. Bakar mısınız; böyle bir aymazlık, böyle bir utanmazlık olur mu? Hırsız sizden olunca mübah, hırsız sizden olunca aklıyorsunuz, hırsız sizden olunca pulluyorsunuz, hırsız sizden olunca yasayı dolanıyorsunuz ama olur da başka bir yerde bir şey olduğunda da pat, insanların kapısını kırıp insanların evine sabahın köründe giriyorsunuz. O zaman sormamız gerekiyor, burada çok sorunlu bir yaklaşım olduğunu görüyoruz. Şimdi, biz yıllarca liyakate göre atama yapın, liyakatsiz atamaların önüne geçin, nepotizmin önüne geçin dedik, değil mi? Yapmadınız. Şimdi birisi Bakanlık koltuğunda oturuyor, Bakanın eşi SPK'de oturuyor; birisi müsteşar, birisi onun özel kalemi. Ya, ahbap çavuş ilişkisine çevirdiğiniz, arka bahçenize çevirdiğiniz bir devlet ve devlet kurumları gerçeği var. Bunu göremiyor muyuz sanıyorsunuz? Şimdi, kim kimi denetleyecek, kim kimin hakkını arayacak diye sormak istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına sormak istiyorum: Devlet Denetleme Kurulunu yetkilendirdiniz bu süreçte, çok da iyi yaptınız. Peki, Devlet Denetleme Kurulu Başkanının aynı zamanda Borsa İstanbulun Yönetim Kurulu üyesi olduğunu biliyor muydunuz? Biliyordunuz. Ne yaptı? Borsa İstanbul Yönetim Kurulundan istifa etti. Oysa ki istifa etmesi gereken yer neresiydi? Devlet Denetleme Kurulundan istifa etmesi gerekiyordu, değil mi? Şimdi kendi zamanında yaptığı, onay verdiği işlemleri gidecek ve denetleyecek ve biz de buna "Ya, Devlet Denetleme Kurulu gitti işte, denetledi, çok iyi oldu, raporu da çok güvenilir." diyebilir miyiz? Hayır, diyemeyiz değerli arkadaşlar. Burada çok büyük bir sorun olduğunu görüyoruz.

Şimdi, sistemi kuran siz, yolsuzluğa yol veren, manipülasyona yol veren, fon vurgununa yol veren siz ama dönüp tekrar denetlemeye çalışan da sizsiniz ve bize de diyorsunuz ki... Günlerdir, dünden beri burada bütün muhalefet partileri ama grubu bulunan 5 beş parti "Mecliste bir araştırma komisyonu kurulsun ve Meclis sürece el koysun, halk adına denetim görevini yapsın. Meclisin tek görevi yasa yapmak değildir, en büyük görevi yürütmeyi denetlemektir, bu görevini yerine getirsin." diyoruz. Dün burada karar yeter sayısıyla AKP Grubu Meclisi kapattı, bugün başka şekilde gündemi kapatmaya çalışıyor. Niye korkuyorsunuz? Niye Meclis araştırma komisyonu açılmasını istemiyorsunuz? Kendi mahallenizdeki hırsızların açığa çıkmasından korkuyorsunuz. Bence sizin için de iyi olur, hırsız ile hırsız olmayanı ayırt etmiş olursunuz ama bunu da göze almak istemiyorsunuz çünkü biliyorsunuz ki mesele çok büyük, mesele çok büyük! Hani zamanın meşhur bir lafı vardı ya "Bir tuğlayı çekersek sistem yıkılır." Evet, işte, bu fon krizi zamanın Susurluk'u gibidir değerli arkadaşlar. Bunun üzerine gidilirse bu sistemin içerisindeki bütün pislikler deşifre olacak; kim kimin parasına çöküyor, halkın parasına nasıl çökülüyor, garip gurabanın hakkı nasıl yeniliyor tek tek bunların hepsini görme şansımız olacak. İşte, bunu görmeyelim diye şimdi yeni bir helalleşme kampanyası başlattınız, diyorsunuz ki: "Merak etmeyin, bize güvenin, biz halledeceğiz." Şimdi, toplumda soruyor "Niye size güvenelim?" Maliye Bakanınız açıklama yapmış, önlem alınmamış, SPK açıklama yapmış, önlem alınmamış, göz göre göre bu manipülasyon, bu fon vurgunu gelmiş, siz hiçbir tedbir almamışsınız ama bugün bize diyorsunuz ki: "Merak etmeyin, her şey kontrol altında." Vallahi, kusura bakmayın, öyle bir şey yok.

Şimdi, diğer bir mesele, en önemlisi; burada, sisteme girenler açısından baktığımızda "1 milyonu olanları ödeyeceğiz, yatırımı 1 milyonun üstünde olanların da 1 milyonu ödeyeceğiz ama geri kalanını beş, altı ay içerisinde vereceğiz." Şimdi, hem diyorsunuz ki: "Ekim ayı içerisinde paralarını vereceğiz." hem diyorsunuz ki: "Toplam tasfiye süreci beş, altı ayı bulur." Bunun kendisinin bir açmaz olduğunu, bir sorun alanı olduğunu görmemiz gerekiyor. İkincisi, gerçekten bu meselenin, fon krizi yani bu manipülasyon nedeniyle elde edilen zarar ile piyasa yapıcılar ya da piyasa nedeniyle oluşturulan zararı nasıl tespit edeceksiniz Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım? Bu soruya yanıt oluşturmanız gerekiyor, değil mi? Yani kimin gerçekten ne kadar anaparayla girdiğini, bu girdiği ana paranın ne kadarının manipülasyon sonucu zarara uğradığını ya da ne kadarının piyasa nedeniyle zarar olduğunu nasıl hesaplayacaksınız? Bu da temel bir sorun alanı olarak önümüzde duruyor. O anlamıyla, burada gerçekten net yatırım tutarının hangi yöntemle hesaplandığını da kamuoyuna açık ve şeffaf bir şekilde söylemeniz gerekiyor. Ama en önemlisi gerçekten yatırımcının parasının ne zaman alacağını bilmesi ve bu konuda gerçek bir takvimi hızlı bir şekilde kamuoyuyla, Meclisle ve toplumla, en önemlisi de mağdurlarla paylaşmanız gerekiyor.

Şimdi, çok şey söyleyebiliriz ama şunu açık ve net söyleyelim: Bu sistemsel bir sorun. Bir eski bakanı, AKP'nin içerisindeki birkaç yetkiliyi, BDDK'deki birkaç üst düzey bürokratı, SPK'nin birkaç yetkilisini bu işten sorumlu tutarak bu işin içinden kurtulamazsınız. Burada sistemsel bir sorun var, burada aslında bilerek ve isteyerek yoksulun, orta gelirlinin, halkın parasına çökme var. Bunu ilk defa da yaşamıyoruz, bunu yer yer kanun eliyle yaptınız, kur korumalı mevduat meselesi tam da buydu, tam da bir servet transferi yöntemiydi. Vergi verenin parasını, yoksulun parasını alıp orada zarar etmesin diye zengine peşkeş çektiniz? Bunu günlerce söyledik, aylarca söyledik, itiraz ettik, duymazdan geldiniz ve en sonunda gelen kendi Bakanınız ne dedi? "Kur korumalı mevduat sistemini yavaş yavaş tasfiye edeceğiz ve sistemi yerine oturtacağız." Peki, o paralar kimindi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Evet, bunu da bir zihniyet sorunu olduğunu görmemiz gerekiyor. Zihniyet şu: Siz musluğun başına oturmuşsunuz, "86 milyon yurttaş, dar gelirli çalışsın." diyorsunuz, "Hortumlar bize aksın, paralar bize aksın, paralar bizim yandaşlara aksın, kendi ahbabımıza, çavuşumuza aksın." istiyorsunuz. Bu nedenle, bu akıldan çıkmadıkça, en yakınınızdakine dokunmadıkça, bu kurumlarda gerçek bir sistemsel değişime gitmedikçe, sistemi şeffaf, açık, denetlenebilir hâle getirmedikçe bu sorunları çokça yaşayacağız. Zamanında da bilirsiniz, banka vurgunları oldu, bankaları hortumladılar, zararı kamulaştırdılar, bugün de aynı riskle karşı karşıyayız. O nedenle, birilerinin cebine giren parayı biz, işçinin, çiftçinin, yoksulun ödemesini istemiyoruz, emeğiyle çalışan insanın ödemesini istemiyoruz; kim bu soygunun sorumlusu ise faiziyle, misliyle alınsın ve hukuk önünde hesap versin diyoruz.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ, YENİ PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)