| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 3 |
| Tarih: | 07.10.2026 |
CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün görüştüğümüz fon vurgunu sıradan bir piyasa dolandırıcılığı veya nefsinin esiri olmuş, şeytana uymuş birkaç kişinin münferit hatası değildir. Nasıl 3 Kasım 1996'daki Susurluk kazasıyla siyaset-bürokrasi-mafya üçgeni ortaya çıktıysa bundan üç hafta önce patlayan fon skandalında da siyasetçi, bürokrat ve vurgunculardan oluşan organize bir çürümüşlük üçgeni ortaya çıkmıştır. Bu skandal Türkiye'nin finansal Susurluk'udur.
Bu skandalın neresinden tutarsanız tutun ucu sarayın siyasetteki, bürokrasideki, vurgun düzeninin içindeki kollarına çıkmaktadır. Eski Aile Bakanı ve AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı eşiyle beraber beş ayda fon vurgunundan 2 milyar 200 milyon lirayı cebe indiriyor. Sermaye Piyasası Kurulu suç duyurusunda bile bulunmuyor ya da bulunamıyor. Kendisine "Yedek kulübesinde biraz dinlen." deniliyor. Vurgundan elde ettiği para gönüllü olarak iade ettiriliyor, faiz neması almasına dahi göz yumuluyor. Eski bakan ve eşi herhangi bir cezai müeyyideye bugüne kadar tabii olmuyor. Kendisine şu ana kadar verilen en büyük ceza iktidar partisinin WhatsApp grubundan çıkarılmak olur. AK PARTİ'nin siyasi ve hukuki işler başkanının oğlu, adı fon skandalına karışan "Adil" adını verdiği şirketiyle faiz ve borç batağındaki çiftçinin, esnafın icralık borçlarını bankalardan satın alıp tahsilat işi yapıyor. Bunlar, adalet gibi devletin temelindeki en önemli değeri bile tefeciliğe kılıf yapabiliyorlar. Soruyorum modern tefeciliğin adı ne zamandan beri "adil" oldu? AK PARTİ'nin, adaletten anladığı bu. Mahdumun mallarına tedbir kararı konuyor ama tedbir bir saat geçmeden gizemli bir el tarafından kaldırılıyor. Fon krizinin kilit ismi olan ortağı ise dün akşam arabasında ölü bulunuyor. Allah rahmet eylesin, Allah yakınlarına sabır versin. Böylesine büyük bir finansal skandalın ortasında yaşanan bu ölümün bütün yönleriyle aydınlatılması devletin görevidir. Ölümün fon soruşturmasıyla herhangi bir bağlantısı var mıdır? Bu şahsa herhangi bir tehdit, baskı veya başka bir dış müdahale söz konusu olmuş mudur? Bütün bunlar hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde mutlaka araştırılmalıdır.
Yine hisseleri şişirilen bir diğer şirketin yönetiminde AK PARTİ'nin AR-GE ve eğitim başkan yardımcısı var. İddiaya göre, aynı şirket üzerinden AK PARTİ'li bir milletvekilinin eşi ve şirketi de milyonlarca lotluk al-sat yapıyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bu skandalın üzerini örtmek için, konuşulmasını engellemek için memlekette dijital bir OHAL uygulanıyor. Peki, dijital OHAL'i uygulayan BTK yönetiminde kim var? Fon skandalı patlamadan iki hafta önce bizzat Cumhurbaşkanı tarafından BTK'ye atanmış, ailesinin adı fon skandalında geçen bir eski Bakan Yardımcısı. Yani fon haberlerine sansür getiren kurumla skandala bulaşan şirket arasında bir aile bağı var. Saray her nedense kuzuyu kurda, kümesi de tilkiye emanet etmeyi pek seviyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Devlette düzenleyen ile düzenlenen, denetleyen ile denetlenen iç içe geçmiş; kimin eli kimin cebinde belli değil. Vurgunu denetleyecek Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, vurgun döneminde Borsa İstanbulun yönetiminde, yeni ayrıldı. Şimdi Devlet Denetleme Kurulu Kurulu fon skandalını inceleyecek yani Devlet Denetleme Kurulu Başkanı kendi dönemini, kendi müfettişine denetletecek. E, sonuca kim inanacak?
Bu işte sorumluluğu olan, Borsa İstanbulun başındaki kişi Varlık Fonunda Başkan Vekili; skandalın faturasını temizleyecek kamu bankası da Varlık Fonunun bünyesinde. Bu iş nasıl temizlenecek? Tasfiye edilecek portföy yönetim şirketlerinin kadrolarına bakıyoruz; Erdoğan'ın önceki seçim kampanyasını yürüten eski milletvekili fon yönetiminde. Vurguncu biraderlerin bir kolu Cumhurbaşkanlığı İstişare Konseyinde, bir kolu Varlık Fonunda. Boşuna demiyoruz; skandalda adı geçenler tam bir Külliye yıldızlar karması oluşturuyor.
Basında "sarayın sesi" olarak bilinen kalemler bir taraftan "Erdoğan iyi, çevresi kötü." masalları anlatırken Sermaye Piyasası Kurulunu yerin dibine batırıyorlar. BİST'in şüpheli fonlarla ilgili SPK'yı 2025'ten beri 130 kez uyardığını yazıp çiziyorlar, sonra da SPK çıkıyor, bir açıklama yapıyor: "Fonlara ilişkin bilgi notu sayısı gerçeği yansıtmıyor." Sayısı gerçeği yansıtmıyor. Yani SPK uyarmış ama bilgi notu sayısı 130 değilmiş, daha az veya daha çokmuş. Yani deli bir değil ki bağlayasın, ölü bir değil ki ağlasın ama satır aralarında başka bilgiler de dökülüyor. Vurguncu fonun borsaya açılma sürecinde karşı oy veren 2 SPK üyesi görevden alınmış, şirket iki ay sonra borsaya açılıyor. O zaman sormak lazım: Bu 2 SPK üyesini görevden kim aldı? Bu kararların altında kimin imzası var? İşte, buyurun, 31 Ekim 2022 tarihli Resmi Gazete, imza Recep Tayyip Erdoğan ama bir başka husus daha var: Vurguncu fonlar bu sürede birçok manipülasyon yapıyor, hisseler şişiriliyor, bir sürü alavere dalavere. Yandaş yazarın bir diğer iddiasına göre vurgunda kullanılan Tera Yatırımın patronu sorgusunda diğer bir vurgun şirketi Pusulanın devri sürecinde önemli bir ismin tavsiyesinin etkili olduğunu söylüyor. Şimdi, biz bu ifadeyi nereden hatırlıyoruz? Can Holding davasından. Kara para operasyonu yapılan holdingin sahibi de ifadesinde medya grubu satın alma sürecinde bir devlet büyüğünün aracı olduğunu, üst düzey devlet yetkililerinin araya girdiğini söylüyor ama savcılık ne hikmetse "Kimdir bu devlet büyüğü, kimdir bu üst düzey devlet yetkilisi?" diye sormaya gerek görmemişti. Buradan biz bir soralım: Bu, her şaibeli işin altından çıkan bu devlet büyükleri, bu üst düzey yetkililer kim? Fon soygunun üstüne düşen parti gölgesi külliyenin gözünü öyle bir korkutmuş ki krizi yönetsin, mağdurun parasını ödesin diye kurduğu Fon Koordinasyon Kurulunun masasına parti komiseri misali kendi vekillerini de oturtmuş. Soruyoruz: Siz bu kurulu vatandaşın parasını kurtarmak için mi yoksa skandala batan partinizi kurtarmak için mi kurdunuz? (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, Hazine ve Maliye Bakanı bir yıl önce "Manipülasyon var, biliyorum." dedi, Sermaye Piyasası Kurulu aynı dönemde hisselerdeki balonu tespit ettiğini söyledi, vurguncu fonlar hakkında piyasa uzmanları aylar önce isim isim suç duyuruları yapmışken nasıl oldu da finansal cinayet göz göre göre işlenebildi? Sebebi açık, ülkemizde 2018'den bu yana iş başında olan tek kişilik yönetimde ne denge ne denetim ne de liyakat kaldı, varsa yoksa saraya sadakat, yandaş kayırma, sarayın vesayeti altında bir bürokrasi ve siyaset ve hesap vermeyen bir yönetim. Merkez Bankasının arka kapısından 128 milyar dolar saçtılar hesabını soran olmadı. Birkaç yıl önce AK PARTİ milletvekili ve SPK Başkanı ağabeyine kadar uzanan rüşvet ağları ortaya çıktı, üzeri kapatıldı. Geçmişte 4 bakanın adı yolsuzluğa karıştı, Yüce Divana gönderilmediler, pandemide kendi bakanlığına dezenfektan satan bakandan hesap sorulmadı. Bunların hesabı sorulsaydı bu çark böyle döner miydi? Bugün vurguncular garip gurebanın tasarrufuna böylesine çökmeye cesaret edebilir miydi?
Saygıdeğer milletvekilleri, bu sarmaldan kimse partisinin vekillerini kriz masasına oturtarak ya da dijital OHAL ilan ederek kurtulamaz. Gerçekleri halının altına süpürme devri bitti. Milletimiz kendini görmeyeni görmüyor, sesini duymayanı duymuyor. AK PARTİ'nin Milletvekili bile sosyal patlamadan söz edebiliyor. Ortada tartışma götürmeyecek bir hakikat var: Yüz binlerce yatırımcının, milyonlarca vatandaşımızın mağdur olduğu bir soygunun her yerinden Külliye'nin atadıkları partilileri ve en yakınları çıkıyor. Bu nepotik ahbap çavuş ağlarının sardığı Külliye kurullarının bu sorunu çözmesi -açıkça buradan ifade ediyorum- mümkün değil, güven vermesi mümkün değil çünkü ruh gibi olan güven Külliye'yi çoktan terk etmiştir, bir daha da -buradan açıkça ifade edeyim- terk ettiği bedene geri dönmeyecektir. Tekrarlıyorum: Külliye kurullarından milletin içine sinecek, yerli ve yabancı yatırımcıya yeniden güven verecek bir sonuç çıkması mümkün değildir. Bu yüzden, çare, büyük meselelerin, büyük millî meselelerin kesin çözüm adresi olan Meclisimizin vaziyete el koymasıdır. Zararların ve sorumluların kimse korunmadan tespit edileceğine, nepotizm ve nüfus ticareti ağının ortaya çıkarılıp temizleneceğine, vurguncuların mal varlıklarından vurdukları paranın derhâl tahsil edilip mağdurlara ödeneceğine dair toplumda güveni ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında tüm partilerin katılımıyla bir araştırma komisyonu kurarak ve işleterek sağlayabilirsiniz. Ancak dün muhalefet partilerinin verdiği araştırma önergelerinin iktidar partisi tarafından Genel Kurulda görüşülmesinin engellenmesi, bugün de bir genel görüşmede, olan biteni seyreden icranın ikinci adamının yaptığı açıklamalarla, Sayın Yılmaz'ın yaptığı açıklamalarla geçiştirmeye çalışmanız kabul edilemez yani güven de vermez. Külliyenin bu skandalla ilgili gerçeklerinin ortaya çıkmasından, buna bulaşanların listesinin Meclis tarafından öğrenilmesinden çok korktuğunu anlıyoruz ama korkunun ecele faydası yoktur. Milletimiz günü, vakti, saati geldiğinde bu yolsuzlukların hesabını soracak bir yönetimi mutlaka iş başına getirecektir. Ancak o gün gelene kadar daha önce ödenecek bedeller olduğu da görülmektedir. Türkiye'nin beklenen cari açığıyla bir yıl içinde ödenecek dış borçlarının toplamı 300 milyar liraya yaklaşmıştır. On iki aylık net doğrudan yatırımlarının 2000 yılından bu yana ilk kez negatife döndüğü yani çıkanın girenden fazla olduğu gözden kaçmamalıdır, bu bir güvensizlik işaretidir. Fon skandalı sonrasında portföy yatırımları mutlaka daralacaktır. Krizin başladığı 16 Eylül 2026'dan bu yana Merkez Bankasının net rezervleri 11,2 milyar dolar erimiştir. Piyasa oyuncuları "Param fonda battı." diyerek birbirlerine borçlarını ödemiyor, çarşı pazarda yaprak kımıldamıyor. Bu krizin üretim ve işsizlik cinsinden maliyeti her an kontrolden çıkabilir. Yerli ve uluslararası yatırımcılar, güven verecek çapaları görmek istiyor ama siz, skandalı Meclise taşımaktan korkuyorsunuz. Yetmez, seçilmiş belediye başkanlarını ölçüsüz ve dengesiz bir şekilde adli kontrolün yetersiz olduğunu ispatlamadan tutukluyorsunuz, görevden alıyorsunuz, hukuk devletini bitiriyorsunuz. Milletin vermediği belediyeyi transfer ediyorsunuz, millet iradesine ezip geçiyorsunuz, kör göze parmak batırıyorsunuz; daha büyük krizlere davetiye çıkarıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
Ülkeyi bugüne kadar yaşadığı en büyük ekonomik krizlerin birinden çıkaran ekibin hazine müsteşarı olarak sizleri uyarıyorum, bu işin "Sin külahın görünmesin." denilerek geçiştirilebilecek "-mış" gibi yaparak atlatılabilecek bir yanı yoktur, kalmamıştır. Bugün bu skandalı Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütün partilerin katılımıyla kurulacak bir araştırma komisyonu aracılığıyla çözmezsek yarın çok daha büyük krizlerle, çok daha büyük maliyetlerle karşılaşmak zorunda kalırız. Dün Sayın AK PARTİ Grup Başkan Vekilinin ifade ettiği gibi, bunun siyasi sorumluluğu da grubunuzun üstünde kalır. 1996'daki Susurluk krizinden sonra ilk yapılan seçimde sağ partilerin ne hâle geldiğini unutmamamız lazım; bu, sizin de başınıza gelir.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)