GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:5
Birleşim:3
Tarih:07.10.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURAK DALGIN (Balıkesir) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına da Türkiye Büyük Millet Meclisine hoş geldiniz diyorum.

Şimdi, kendisi güzel bir sunum yaptı, daha ziyade işin teknik kısmına odaklandı ama önce meselenin adını koyarak başlayalım. Biz bir muhasebe meselesiyle karşı karşıya değiliz, bir teknik meseleyle de karşı karşıya değiliz, bir mali meseleyle de karşı karşıya değiliz; bu iş en az üç farklı ayağı olan bir mesele. Elbette bir mali yönü var, vatandaşın parası nerede ve ne zaman ödenecek? Ama bununla beraber, bir adli yüzü var; "Bu parayı kim çaldı, bu bilgileri kim sızdırdı, bu manipülasyonları kim yaptı?" gibi. Ama en temelinde, biz bir siyasi meseleyle karşı karşıyayız çünkü karşı karşıya olduğumuz şey bir muhasebe hadisesi değil, karşı karşıya olduğumuz şey bir örgütlü suç. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Üstelik kamu gözetiminde bir örgütlü suç, üstelik çok önemli kişilerin, VIP'lerin karıştığı ve kamu gözetiminde bir örgütlü suç; bunu bir tespit edersek çözümü de o şekilde ayarlarız.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı buraya geldi ama burada tek başına oturuyor. Ben ilk defa burada tek başına oturan bir yürütme yetkilisi görüyorum. Görüyorum ki AK PARTİ Grubu ve Hükûmet kendisini saygı duyduğumuz bir insan olarak buraya göndermiş ama yanında durmamayı tercih etmiş. AK PARTİ Grubu burada yok, AK PARTİ Grubunun onda 1'i bile burada yok. (İYİ Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Cumhurbaşkanı Yardımcısının yanında hiç kimse yok. Biz burada, âdeta muhalefet kendi içinde konuşur gibi bir durumdayız. Bizi izleyen yüz binlerce, milyonlarca vatandaşımız var; bu Meclis sizin Meclisiniz, sizin meselelerinizi biz burada konuşurken elbette söyleyeceklerimiz var, elbette soracaklarımız var ama orada da durmayacağız, elbette önereceklerimiz var. Söyleyeceklerimize bir başlayalım.

Şimdi, bu olay münferit falan değil, bunu bir netleştirelim arkadaşlar. Münferit bir hadisede bu kadar büyük bir hacim -üstelik kayıtlı kuyutlu şekilde- ele alınamaz. Bakın, bu milyar dolarlar havada uçuşuyor, herkes buna alıştı. Milyarlar, liralar, dolarlar falan, bunlar muazzam büyüklükler. "1 milyar lira." dediğimiz paranın günde 1 milyon lira mevduat faizi var. "1 milyar lira." dediğimiz paranın İstanbul'da aldığı 125 tane daire var. Bizim orta direk vatandaşımız 2 anahtara hasretken, 1 ev, 1 araba almayı artık hedef olmaktan çıkarmış, hayal etme noktasına gitmişken 1 milyar lirayla İstanbul'da 125 tane daire alınıyor, bunu bir netleştirelim.

1 milyar dolarlar havada uçuşuyor. "1 milyar dolar." dediğiniz şey değil Türkiye'nin, Amerika'nın en zengin 1.000 kişisinden 1 tanesi olmak demek. "1 Milyar dolar." dediğiniz şey ayda 100 bin lira kazanan 1.000 kişinin kırk yıl boyunca, bütün kariyeri boyunca aldığı ücret demek. "Buharlaştı." denen "17 milyar dolar." denen para 300 bine yakın sosyal konut yapmak demek, 1,5 milyondan fazla insanı asgari ücretle çalıştırabilmek demek, her evladımıza dört sene boyunca ücretsiz 1 öğün sıcak yemek verebilmek demek. Bahsettiğimiz paraların ne olduğunu bilelim. Ha, bütün bu paralar elde ele gitmiş, değişmiş, satılmış, alınmış, havale edilmiş ama bunu kimse duymamış; kusura bakmayın, buna kargalar bile güler. Üstüne üstlük her şey kayıtlı, hani böyle "Ben çantada sana para verdim, sen beni gördün." falan değil. Kimin ne zaman, neyi aldığı, neyi sattığı, kaç paradan aldığı, nereye havale ettiği belli, o bakımdan isteyen tek tuşta bunu görebilir, bunu bir netleştirelim.

İkinci büyük meselemiz, neden direksiyonda uyuduğunuz. Hazine ve Maliye Bakanı bile bundan bir sene önce, 4 Kasım 2025'te "Fonlardaki manipülasyonu biliyoruz." dedi. "Biliyoruz." dedi de ne yaptı? Hiçbir şey yapmadı. Hatta, bu sene de benzer bir şey söyler, bir açığımız ortaya çıkar diye herhâlde korkudan Sermaye Piyasaları Kongresi iptal edildi. Aman belki Hazine Bakanı yine başka bir şey söyler diye mi korkuldu; bilmiyorum ama buradaki temel soru şu: Siz bu meselenin bu kadar büyük olduğunu bilmiyor muydunuz yahut umursamıyor muydunuz yahut biri size "dur" mu dedi? Hangisi? Bunların her biri birbirinden ayrı ayrı büyük kabahatler. Bu İş ne zamana kadar seyredildi; on ay boyunca seyredildi ta ki MSCI, yabancılar bu işe "dur" diyene kadar. Şimdi, Sayın Mehmet Şimşek'in ekonomi programı maalesef biliyorsunuz, Balıkesir'e değil Londra'ya, Konya'ya değil New York'a, Diyarbakır'a değil Dubai'ye çalışıyor; bunu her zaman söylüyorum. Türk vatandaşının etkilendiği dönemde hiçbir şey yapmadı, ne zaman MSCI'dan bir ikaz geldi, o zaman harekete geçti. Mesele bitti mi? Mesele bitmedi, tasfiye kararından bir gün önce 650 hesap 227 milyar lirayı aldı, çekti gitti. Hesap başına 400 milyon liradan bahsediyoruz. Bu 650 hesabın kime ait olduğunu da tabii ki merak ediyoruz. Burada da suçlu ve suçu olmayanın ne olduğu birbirine karışmış durumda. Hani birisi yatırım yapmıştır, yüksek getiriye gitmiştir falan, o kendi başına bir suç değil. Suç olan içerden bilgiyle bunu yapıyor musunuz veyahut da sizin varlıklarınız için birisi milletin parasıyla çıkış sağlıyor mu? Hiç bilinmeyen bir hisseyi 2,2 milyar liraya satarken millete satabiliyor musunuz, satamıyor musunuz meselesi. İktidar partisinin geçen haftaya kadar genel başkan yardımcısı olan şahıs beş ayda parasını 16'ya katladı. Dünyanın en büyük yatırımcısı Warren Buffett bunun için on dört sene uğraşmak zorunda. Şimdi, herhâlde bir ders almasında yarar var Warren Buffett'ın, gelsin de Türkiye'ye bir baksın.

Değerli arkadaşlar, burada mağdur meselesi çok geniş, onu da unutmayalım. "Mağdur" dediğimiz kişiler ister istemez tartışma, yaklaşık 500 bin kişilik fon yatırımcısına indirgeniyor. Bu işin bir parçası, buz dağının sadece görünen yüzü. Fonla ilgisi olmayan paralar var, aracı kurumlardaki nakit ve hisseler de blokeli. Bunlar da mağdur.

Bitmedi; normal borsa yatırımcıları var, bu spekülasyona ya da manipülasyona maruz kalan hisselere hiç bulaşmamış insanlar var, bunların paraları da aşağı gitti, bunların portföy değeri de aşağı gitti. Zaten bizim borsamız doları enflasyona göre ayarlarsanız bundan on iki-on üç sene önce 4 dolar mertebesinden geldi 1,6 dolara, enflasyona göre düzeltilmiş dolardan bahsediyorum. Yani insanlar zaten çok iyi bir performans görmediler Türkiye'de sermaye piyasalarına güvenerek, üstüne üstlük bu son süreçte daha da büyük dayak yediler. Bitmedi, bireysel emeklilik sistemi yatırımcıları portföylerindeki paranın aşağı gittiğini gördüler. Bitmedi; bu PPF'leri, para piyasası fonlarını kasa olarak bulunan KOBİ'lerimiz var. Bunların paralarının bir kısmı bloke, orada kaldı. Daha dün bir tanesiyle konuşuyorum, adam diyor ki: "Bu ay 5 kişiyi işten çıkarmak zorunda kaldım. Bana 'Bekle.' diyorlar; çeklerim, senetlerim beklemiyor ki ben nasıl bekleyeyim?" Bu ödeme zincirini tetiklerse Allah korusun bir bulaşma riski oluşturur. Bu da mağdurlardan bir tanesi. Üstüne üstlük siz böyle bir KOBİ'ye mal sattıysanız konunun tamamen dışındasınız ama ödemeyi alamıyorsunuz, siz de mağdursunuz. Bitmedi; on beş senedir İstanbul Finans Merkezi konuşuluyor, binalar dikiliyor, birtakım hikâyeler anlatılıyor. Bu rezaletten sonra biz nasıl İstanbul Finans Merkezini anlatacağız? Biz daha bireysel yatırımcımızın hakkını savunamazken el âleme nasıl Türkiye'ye gel diyeceğiz? Bitmedi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız sık sık -genelde üç ayda bir benim gördüğüm- "Yastık altı altınlar sisteme girsin. Aslında Türkiye'nin rezervi çok büyük, bunları sermaye piyasalarına kazandıralım." diyor. Bu lafları biz şu anda edebilecek durumda mıyız? Yastık altına sermaye piyasasına gir diyecek durum ortada yok. Neticede "Uykusuz geceler geçiriyorum." diyen insanlar, sosyal medya gruplarında birbirine destek olmak için konuşma odaları açan insanlar var karşımızda.

Bütün bu tartışmanın neticesinde harekete geçmekten ziyade gördüğümüz şey, pek çok sosyal medya hesabının kapatılması; "Madem meseleyle uğraşamıyoruz, bari meselenin konuşulmasıyla uğraşalım." diye bir yaklaşım var. Bu iş öyle çalışmıyor, insanlar susunca meseleler ortadan kalkmıyor; bu hürriyet meselesini de tekrar vurgulamak istiyorum.

Şimdi, bu minvalde elbette soracaklarımız da var. Şimdi, birincisi, bu para piyasası fonlarıyla alakalı ne yapacağınızı bir duymak istiyoruz çünkü bunlar daha düşük riskli fonlar, daha yüksek riskli fonlardan yapıları tamamen farklı, üstüne üstlük yüzde 60'ından fazlası likit varlıklarda olan fonlar; bunların direkt ödenmesi lazım ama burada, fonların arasında bir sübvansiyon yapacak mısınız, yapmayacak mısınız meselesi önemli.

İkinci mesele, 1 milyon lira sınırı. Şimdi, ilk milyonlar dağıtılacak, 1 milyona kadar paralar dağıtılacak, sonra fonda para kalmazsa bütün zararı 1 milyon üstü hesaplar mı ödeyecek, üstlenecek; ikinci büyük meselemiz bu. Üstüne üstlük burada kurumsal hesaplar var. Orada 5 milyon lira tutan bir KOBİ ne yapacak, parası kitlenmiş olmayacak mı?

Bir başka soru: Stopaj. Bu fonlardan, bu hisselerden Maliye son yıllarda ne kadar stopaj topladı ve ne kadarlık bir vergi geliri oldu? Bununla alakalı, bunun devamında, yatırımcı tazmin fonu konusunda ne düşünüyorsunuz? Burada, saklama zincirinde bir sıkıntı olduğunu düşünüyor musunuz? Aracı kurumların blokajının ne zaman kalkacağını düşünüyorsunuz? Çünkü insanlar orada kilitli kalmış durumdalar tasfiyedeki fonlarda paraları olmamasına rağmen.

En önemlisi, burada bir kara para var mı, yok mu; esas oradaki fili ben size sorayım yani bu para birtakım uyanıkların şahsi parası mıdır, yoksa yurt dışından buraya gelmiş, belli maskeler çerçevesinde üst getirilere ulaşmış ve âdeta çamaşır makinasına sokulmuş bir para burada var mıdır, yok mudur; bu fevkalade önemlidir çünkü nasıl iktidarınız döneminde Türkiye gri listeye girdiyse, zar zor nasıl çıktıysak, Allah korusun, Türkiye'nin tekrar gri listeye girmesini hiçbirimiz istemiyoruz.

Bilhassa siz de buradayken soruyorum: Ambargo altındaki ülkelerden buraya gelen yatırımcı parası var mıdır, yok mudur? Varsa bu ne meblağdadır? Dediğim gibi, burada milletimizin aldığı risk çok ciddi olabilir. Tüm bunların neticesinde, özellikle bir keyfîlik oluşuyorsa, işte, "Gönüllü, hesaba para yolla." işte, "Para yollarsan ben belki adli soruşturma açmam." denirse bu işin varacağı yer, 15 Temmuzdan sonra yaşandığı gibi, bir FETÖ borsasının oluşmasıdır. Birtakım insanlara "Sen paranı 10'a katladın, bunun 3 katını bana ver, 1 katını da SPK ya da TMSF'ye yolla, geri kalanı da sende kalsın." diye birtakım uyanıklar çıkabilir. "Fon borsası" dediğimiz rezalet "aklama borsası" diye katmerli bir rezalete dönüşebilir, her türlü muğlaklık yeni rant alanları yaratır. Zaten siyasi açıdan bir koruma altında gelişen bu sistem, yeni bir siyasi koruma altında bambaşka bir aklama borsasına dönüşebilir; bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden altını çizerek vurguluyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu işin bir, ikili hukuka gitmesini engellememiz lazım.

Bakın, fahiş kazanç elde ettiği düşünülen bir eski bakan "Sen paranı yolla, merak etmeyiz." denip sadece ifadeye çağırılırken benzer işlerle meşgul başka insanların yurt dışına çıkış yasağı, tutuklanması, mal varlığına bloke konması oluyorsa burada ikili hukuk olur. Hukukun tek olması lazım ki bizim vatandaşlığımızın temeli korunabilsin. Burada ikili hukuk oluşuyorsa ciddi sıkıntılar yaşarız.

Bu işi çözmenin en büyük yöntemlerinden bir tanesi düzgün veridir. Bakın, biz verileri aracı kurum raporlarından, kendi kaynaklarımızdan görüyoruz. SPK'nin, 131 fonun her biri için; kaç yatırımcı geldi, kaç yatırımcı çıktı, ne kadarı bireysel, ne kadarı kurumsal, büyüklüklerin organizasyonu, toplanan toplam para, girenlerin ve çıkanların zamanlamasını ilan etmesi lazım; gerekirse anonim veriler hâlinde ilan etmesi lazım ki bu işin neticesini görelim. Bunlar bir tuş uzağınızdaki meseleler; bunlar olmadıktan sonra, Allah korusun, belirsizlik artar. En önemlisi, bu kriz bir mali krizin ötesinde bir psikolojik krize dönüşür. İnsanlar "Uyuyamıyorum." diyor. Daha dün konuştuğum bir doktor "Ben artık hasta bakamıyorum." diyor. Bugün bana yazan bir hanımefendi "Ailemin tek kızıyım, babam 83 yaşında, yatalak, ona paramızı kaybettiğimizi söyleyemedim. Ben ne yapacağım?" diye soruyor. İntiharlar oluyor. Bakın, bütün bunlar psikolojik yani ekonomi sayılardan ibaret olan bir şey değil, tabii ki sayılarla biz bu işi yapıyoruz ama işin özünde de neticesinde de insan var insan; bu insanlar intihar ederken, moralleri bozulurken, uyuyamazken, eşine mahcup olurken neredesiniz? Esas mesele bu, bu iş ilerledikçe de buradaki hasar artar.

Sözlerimi tamamlarken önereceklerimizle de konuyu bitireyim. Yetki bugün sizde, bu yetki bizde olsaydı biz 5 maddelik bir harekât planı işletirdik.

Birincisi; uyarılara kulak tıkayan, direksiyonda uyuyan insanları görevden alırdık. Arabayı duvara vuranlar o arabayı tekrar süremezler. Problemin kaynağı olanlar çözümün parçası olamazlar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İkincisi; meselenin asli sahibi olan Türkiye Büyük Millet Meclisini göreve davet ederdik ve işin mali, adli ve siyasi taraflarının araştırılması için grubu olan her partiden eşit üyeden müteşekkil bir komisyon kurardık. Bu Meclis Abdullah Öcalan'ın gönlünü hoş etmek için komisyon kuruyorsa binlerce mağdur, mazbut vatandaşının hakkını savunmak için de bir komisyon kurabilir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Üçüncüsü; verileri hızlı bir şekilde açıklardık. Bilhassa hangi fonda ne kadar likit para olduğunu, tasfiyenin nasıl işleyeceğini net bir şekilde ifade ederdik. "Hız" kavramının altını çiziyorum. Vatandaşa "Bekleyin." diyorsunuz; kredi kartı borcu beklemiyor, kira beklemiyor, çek beklemiyor, senet beklemiyor.

Dördüncüsü: Temel prensipleri ve yol haritasını izah ederdik. Mesela, para piyasası fonları ve diğer fonlar için tek havuz olmayacağını açıklardık; getirinin bireysel, riskin kamusal olmayacağını açıklardık; manipülasyon ve içeriden bilgi marifetiyle buradan fahiş kazanç elde edenlerin mallarına el koyacağımızı açıklardık ve bu malların tazminat için kullanılacağını söylerdik. Dolayısıyla buradaki yöntem bir, fon varlıklarının tasfiyesidir; iki, varlıklara el koyma ve etkin pişmanlık kapsamında gelen paralarla burada fahiş kazanç kazananların paralarının havuza alınmasıdır; üçüncüsü, denetim zincirinin sorumluluğunu yani portföy şirketi, saklayıcı ve değerleme şirketi gibi kişilerin sorumluluğunu onların üstüne itmektir.

Ve en önemlisi, bir daha böyle bir şey olmaması için bütün paydaşlarla toplanıp bir yol haritası çıkarırdık; siz Sermaye Piyasaları Kongresi'ni iptal etmeyi tercih ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURAK DALGIN (Devamla) - Toparlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

BURAK DALGIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, burada 3 tane büyük talep var. Bütün meseleyi anlattık, izah ettik de...

Şimdi, bir, bu para nerede? Hani şu meşhur filmdeki gibi "Para nerede? Araba nerede?" Başka bir soru yok aslında burada; bu para nerede Allah aşkına yani?

İkincisi: Vatandaş bu parasını ne zaman alacak?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kimden alacak? Kim verecek?

BURAK DALGIN (Devamla) - Üçüncüsü: Buradan kazanan, buna göz yuman, buna çanak tutan, burada bal tutup parmağını yalayanlardan nasıl hesap soracaksınız?

Şu meşhur "Dicle kenarında kurt kuzuyu kapsa..." şiirini okumakla bu iş olmuyor; bu iş vatandaşın gerçek mağduriyetini gidermekle oluyor, bunun sorumluluğunu üstlenmekte oluyor yoksa "Çok üzüldük, çok moralimiz bozuldu, kızdık." falan demekle bu iş olmuyor.

Tanpınar "Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adamın yok, yetiştirirsin. Her şeyin çaresi vardır. İnsan bozuldu mu onun çaresi yoktur." diyor.

Bu ekonomik model, insanı bozuyor ve maalesef insanları negatife doğru ittiriyor. Biz bu yöndeki gayretimizi devam ettireceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)