| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 3 |
| Tarih: | 07.10.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önemli bir konuyu konuşuyoruz ve ben sizleri 2001 yılına götürüyorum. Gazi Erçel Merkez Bankası Başkanı ve Türkiye'de ekonomik bir kriz olmuş. Bu ekonomik krizle beraber devalüasyon olacak, vatandaşlar paralarını korumanın derdindeler. Gazi Erçel de parasını koruma derdinde, 82 bin dolar parası var ve parasını dolar olarak muhafaza ederek daha sonra devalüasyon olup parasına para katarken vatandaşlar ise Türkiye'de mağdur hâle getirilmişti. Peki, Gazi Erçel'in, bu 82 bin dolarla ilgili olarak kendi yanına kâr mı kaldı? Hayır, kalmadı, hemen kendisini buldular. Kim vardı? Koalisyon hükûmeti vardı ve koalisyon hükûmeti bu 82 bin doları yani manipülasyon yapıldığını, kendisinin devalüasyon öncesinde parasını dolar olarak koruduğunu gördü. Cezalandırıldı ve ceza aldı kendisi.
Peki, şimdi neyle karşı karşıyayız arkadaşlar? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla ilgili bir iddianame hazırlandı, biliyorsunuz. Bu iddianamede ne deniyordu? Akın Gürlek Başsavcıydı ve kendisi şöyle bir ifadede bulundu, basın toplantısı yaptı, iddia makamındaki kişi iddianame yazıyor ve iddianame yazan iddia makamındaki kişi ihsasıreyde bulunuyor, diyor ki: "Yüzyılın yolsuzluğunu oluşturuyoruz, yüzyılın yolsuzluğuyla karşı karşıyayız." Ben de şimdi söylüyorum ve diyorum ki: Yüzyılın soygunuyla karşı karşıyayız. Akın Gürlek'in dediği iddiaydı, daha mahkemeler var, yargılanıyorlar ama bu iddia değil arkadaşlar, bu gerçek ve nasıl bir gerçek? Fatma Betül Sayan Kaya'yla beraber gerçek. Burada kişiler var, burada olaylar var ve olgular var arkadaşlar. Kişiler, buradan hisse alanlar ve bu kişiler hisse saldıkları gibi de burada şirketler var; buralardan para kazanan, aynı zamanda başka yerlere para aktaran şirketler var, kişiler var; benim meselem kişiler değil, onlar kısmen beni ilgilendiriyor. Olaylar var, burada manipülatif eylemler, işlemler var, spekülatif işlemler var, haksız kazanç elde edenler var arkadaşlar ve bu olaylarla ilgili olarak da mutlaka ve mutlaka hepimizin duyarlı olması gerekir.
Peki, olgu nedir? Olgu, sistemdir arkadaşlar. Sistem nedir? Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemidir. Bu sistem olduğu süre içerisinde denetim mekanizmaları zayıflamıştır ve denetim mekanizmaları ortadan kaldırılmıştır. Nereler? Mesela Sayıştay, görevini yapamamaktadır; mesela teftiş kurulları, görevlerini hiç yapamamaktadır; mesela medya, görevini yapamamaktadır; mesela, Parlamento, milletvekilleri; soru önergelerine cevap vermeyen bakanlarla, bir Bakanlar Kuruluyla karşı karşıyayız ve burada bunlar da görevlerini yapmıyorlar, denetim mekanizmaları yok olmaya başlamış vaziyette, yok diyebileceğimiz kadar da ağır bir durumla karşı karşıyayız. Peki, buradaki denetim mekanizmalarını kimin yapması gerekiyordu? Biraz önce gerek Grup Başkanımız gerek Grup Başkan Vekilimiz açıklamalarda bulundular. Ne dediler? Burada "SPK nerede?" dediler. SPK nerede? Peki, bunları -SPK'yi- kim atadı arkadaşlar? BİST nerede? Ve BİST'le beraber de MASAK Nerede? Benim bir arkadaşım Yunanistan'a giderek 400 bin dolarlık bir tekne almak istiyor; tekne almak isteyince 400 bin dolarını oraya çekiyor, hemen ardından banka arıyor kendisini: "Ne yapmak istiyorsunuz? 400 bin doları niye yurt dışına çıkarıyorsunuz? O da diyor ki: "Ben tekne alacağım, tekne fuarına geldim ve tekne almak mecburiyetindeyim." Ve hemen aradan bu açıklamaları yaptıktan sonra "Ben iyi bir iş adamıyım, düzgün bir adamım; vergimi veririm, vergi kaçırmam ve bu para helal bir paradır, ticaret parasıdır." diyor. Ardından MASAK arıyor arkadaşlar 400 bin dolar için. Şimdi, burada milyon dolarlar yurt dışına çıkarılmış; ya, burada manipülatif işler var. Biraz önce Mehmet Emin Ekmen Başkan söyledi, sadece bu dönemi araştırmayacağız, bu dönemi değil, on yıl öncesinden başlayarak buradaki spekülatif eylemleri, işlemleri, buradaki manipülatif işlemleri ve eylemleri araştıracağız, araştırmak mecburiyetindeyiz.
Peki, bu konu yargıya bırakılacak kadar önemsiz mi? Bu konu bugünkü yargıya bırakılmayacak kadar önemli bir konudur arkadaşlar, bugünkü yargıya diyorum bakın. Yargı bazı durumlarda objektif değil, bazı konularda kesinlikle tarafsız değil ve kesinlikle bağımsız da değil, burada da bağımsız olması mümkün değil, bugünkü yargının bağımsız olması mümkün değil. Peki, bu konu Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kuruluna bırakılacak kadar önemsiz mi? Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kuruluna bırakılmayacak kadar önemli bir konu. Peki, kime bırakacağız burayı? "Yargı bunu incelemesin, incelerken taraflı olur." veya "Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu burayı denetlemesin." diyorsak eğer burayla ilgili, "Bunlar doğru incelemezler." diyorsak, kim inceleyecek? İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisi inceleyecek arkadaşlar. Sizin BIST'e atadıklarınız, sizin MASAK'a atadıklarınız, sizin Sermaye Piyasası Kuruluna atadıklarınız, sizin kendi bürokratlarınız... Şimdiye kadar bazı konuları hep örtbas ettiniz, mesela Deniz Feneri gibi. Almanya'da ceza alanlar, Türkiye'de o konuyu araştıran savcılara gerekli işlemi yaptınız. Neydi yaptığınız işlem? Onlar görevden el çektirildiler, görevden alındılar onlar. Niye alındılar? Mesela, diyelim ki bu 17-25 Aralıkta "Bu Bakanlar Yüce Divana gitsin." dediğimiz zaman, onlarla ilgili olarak niye göndermediniz onları? İşte, sizin milat noktanız orasıydı, kırılma noktanız orasıydı Adalet ve Kalkınma Partisinin. Onları eğer Yüce Divana gönderseydiniz, onlar suçluysa cezalandırıp onları kendi partinizden uzaklaştırsaydınız veyahut da onlar suçsuzsa yine kendiniz beraberce yolculuk yapmış olsaydınız size bugün konuşma hakkı doğardı ve başkalarına cesaret vermezdiniz. Bugün Türkiye'de iktidarı kullanarak gerek bürokraside gerek ticaret alanında gerekse sivil toplum kuruluşlarında yapılan yolsuzlukların, hukuksuzlukların, keyfîliklerin müsebbibi nedir biliyor musunuz? Bugünkü bu müsebbibi sizin yargınızın objektif olmaması, sizin yargınızın gözünün kapalı olmaması, terazisinin doğruyu tartmaması arkadaşlar, ondan dolayıdır ve ikinci olarak söylüyorum: Bakın, bunlarla ilgili işlemler yapmadınız; nelerle ilgili, işte, mesela bir milletvekili arkadaşınızla ilgili işlem yapmadınız. Niye yapmadınız? Veyahut da o rektörle ilgili işlem yapmadınız. Ya, şeffaf değil Türkiye, bunu bilmek mecburiyetindeyiz değerli arkadaşlar, şeffaf değil, şeffaf olmayan bir yapıyla karşı karşıyayız. O nedenle, SPK bunu araştıramaz. Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına saygı duyarım, beraber çalıştık, birlikte çalıştık, dürüstlüğüne de inanırım ben kendisinin, dürüst olduğuna inanıyorum. Şimdi, istedikleri kadar kurul kursunlar. Bu kurul sorumlulardan müteşekkil bir kuruldur. Kim sorumlular? SPK sorumlu. Kim sorumlu? Biz sorumlu. Kim sorumlu? MASAK sorumlu. Kim sorumlu? Hazine ve Maliye Bakanlığı sorumlu. Kim sorumlu? MİT sorumlu. Kim sorumlu? İçişleri Bakanlığı sorumlu. Kim sorumlu? Adalet Bakanlığı sorumlu.
Ya, biraz önce örnek verdi Mehmet Emin Ekmen, "Benim 30 bin liramı hemen tespit eden bir sistem burada milyon dolarları niye tespit etmiyor?" diyerek söyledi kendisi. Burada büyük bir ihmal vardır arkadaşlar. Gelin, bu araştırma komisyonundan kaçmayın. Hatırlarsanız eğer burada çeşitli konularda araştırma komisyonları kurmak istedik. Mesela Kartalkaya'da Kartal Oteldeki yangınla ilgili biz muhalefet olarak araştırma önergelerini verince baktınız ki pabuç pahalı, bir kamuoyu oluşuyor, hemen dediniz ki: "Beraberce verelim araştırma önergesini, birlikte bir komisyon kuralım." Yine çocuk istismarlarıyla ilgili baktınız ki pabuç pahalı, çok fazla çocuk istismarı oluyor. "Gelin beraber kuralım." Şimdi bu konuda niye "Beraber kuralım." demiyorsunuz? Neden araştırma komisyonu kurulmasından kaçıyorsunuz? Neden "Araştırma komisyonu kurulsun." diyen 4-5 partinin araştırma önergelerini burada dün görüşmek istemediniz? Rahatlıkla görüşün. Eğer Hükûmetin bir sorumluluğu yoksa, Hazine Bakanlığının sorumluluğu yoksa, bugünkü Sayın Cumhurbaşkanının sorumluluğu yoksa niye kaçıyorsunuz? Vallahi kaçtığınız yere kadar sizi kovalayacağız ve bu konuyu sürekli olarak gündemde tutacağız arkadaşlar çünkü tutmak mecburiyetindeyiz. Burada sadece 455 bin 783 kişi mağdur değil, burada binlerce kişi, bin kişi, 555 kişi milyon dolarlar kazanmış olabilirler, sadece onlar değil, Türkiye zarar gördü. Değerli arkadaşlarım, Türkiye ekonomisi zarar gördü. 86 milyonun cebinden şimdi paraları alacaksınız, o mağdurların paralarını gidermeye çalışacaksınız ve ardından Türkiye nasıl zarar gördü? Bir daha kimse borsanızdan hisse almayacak, alamayacak. Güven çok önemlidir, güven hukuku getirir, güven ekonomide adaleti getirir, güven aynı zamanda dış politikada itibarı getirir; üçünde de güvensizlik olduğu için çok ciddi şekilde sınıfta kalacaksınız ve Türkiye sınıfta kalmış olacak. Bedeli sadece siz ödemeyeceksiniz. Evet, ödeyeceksiniz bedeli. Nasıl ödeyeceksiniz? Göreceksiniz bakın, büyük bir tsunami geliyor. Bu tsunami belli, yapılan yolsuzluklara göz yummanız, yapılan hırsızlıklara göz yummanız, yapılan hukuksuzluklara göz yummanız "Bendense sesimizi çıkarmayalım, zamana yayalım." "Bendense, benim partimdense." Öyle demeyin. Hazreti Fatıma için ne diyordu Peygamber'imiz? "Kızım Fatıma da yanlış yapsa onu cezalandırırım." diyordu. Şimdi, siz diyorsunuz ki: "Biz bunları cezalandıracağız." Cezalandırın o zaman. SPK'nin Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri istifa etmelidirler. Hadi gelin, BİST istifa etmelidir, MASAK istifa etmelidir, Hazine ve Maliye Bakanı istifa etmelidir. Hükûmet istifa etmelidir arkadaşlar, Hükûmet istifa etmelidir. Allah aşkına söyler misiniz, bana söyleyin -dünyanın neresinde- Amerika'da, Kanada'da, Avustralya'da, Japonya'da, Almanya'da, Avrupa Birliği ülkelerinde, İskandinavya'da bunların onda 1'i değil yüzde 1'i yapılsa onlar ne yaparlar? Özür dilerler ve istifa ederler ya! Pişkin pişkin geliyorsunuz, araştırma önergeleri veriyoruz, onlara da ret veriyorsunuz, sonra da tarihinizde olmadık bir şekilde Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili kalkıyor, diyor ki: "Karar yeter sayısı istiyoruz." Nereye gidiyorsunuz? Ne karar yeter sayısı? Dün görüşseydik, reddetseydiniz, deseydiniz: Böyle bir şey yok. Bugün de Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı gelip açıklamalar yapsaydı bize veyahut da "evet" oyu deseydiniz, beraberce komisyon kurmuş olsaydık, ne olurdu?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Arkadaşlar, sistem kötüdür, sorun sistemdedir ve aynı zamanda size söylüyorum: Çare millettedir ve milletin önüne bir sandık gelecek, 2028 Nisan ayında geleceğini söylüyorsunuz. 2028'e kadar millet fokurduyor ve kaynıyor Türkiye, yolsuzluklar karşısında, hırsızlıklar karşısında, keyfîlikler karşısında, torpiller karşısında. Bir bakıyorsunuz, bir bakanın karısı bilmem nerede, bir bakanın çocuğu bilmem nerede, istisnai kadrolarla binlerce adamları alıyorsunuz. Bir bakıyoruz, bir milletvekilinin çocuğu bilmem nerede ve ardından da diyorsunuz ki: Biz adaletiz, Adalet ve Kalkınma Partisiyiz. "Adaletinizi..." diyeceğim ama neyse söylemeyeceğim o tarafını, batsın diyecektim demiyorum. Ya, kalkınma zaten tamamen bitmiş vaziyette ama siz şunu bilin ki: Bugünkü konuşmalar yetersiz, bugün de Meclisi kapatacaksınız. Yarın yine aynı araştırma önergelerimizi vereceğiz ve sizi kaçtığınız yere kadar kovalayacağız. Kaçtığınız yer sandık olacak, sandıktan da çıkamayacaksınız.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)