GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:125
Tarih:10.08.2026

ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu gece burada sadece bir kanunu değil aslında bir süreci konuşuyoruz. Dolayısıyla meselenin bütününe bakmak durumundayız. Aslında meselenin bütününün ne olduğunu canibaşı Abdullah Öcalan bize söylüyor. Ne diyor? "Bin kilometrelik yol bir adımla başlar." diyor. Hangi partiden olursa olsun fark etmez, ben bu teklife imza atan arkadaşlara soruyorum: Abdullah Öcalan'a veya onların siyasi temsilcilerine sordunuz mu, bu bin kilometrelik yolun menzili nedir, bunun sonunda ne var? Bunu sordunuz mu? (İYİ Parti sıralarından alkışlar) "Cumhuriyet kadar önemli." diyor canibaşı. Değerli arkadaşlar, cumhuriyet bir devletin kuruluşudur. Bunun cumhuriyet kadar olabilmesi için ya cumhuriyetin şeklini değiştirilmesi lazım ya da bir devletin kuruluşu olması lazım. Bu teklife imza verenler Abdullah Öcalan'a bunu sordu mu, ben çok merak ediyorum. Bu sürecin uzun vadeli hedefi bellidir; bu sürecin hedefi büyük kürdistandır, bu sürecin hedefi Türkiye Cumhuriyeti devletini bölmektir. Bunu ben kendim söylemiyorum, bakın, projenin sahibi söylüyor. Bu projenin sahibinin Amerika Birleşik Devletleri olduğu çok net ortada. Tom Barrack ne diyor? Diyor ki: "Çözüm süreci 4 ülkedeki Kürtleri bir araya getirecek. Bu süreç herkesi bir araya getirecek, Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân verecek." Evet, işte, dolayısıyla, ilk adımı sizin imza attığınız bu kanun teklifi olan bu sürecin nihai hedefi büyük kürdistandır, Türkiye Cumhuriyeti devletinin parçalanmasıdır. Dolayısıyla, meseleyi böyle görmek lazım. Meselenin bütününe bakmadan yapılacak her değerlendirme yanlış olacaktır, boş olacaktır.

Öcalan bize aslında başka şeyler de söylüyor, "Biz hiçbir iddiamızdan vazgeçmedik." diyor, "Silahlı mücadele sona ermiştir, bizim mücadelemiz yeni bir evreye gelmiştir, bu evre demokratik cumhuriyettir." diyor. Yine, imza atanlara soruyorum: Hiç merak etmiyor musunuz bu demokratik cumhuriyet nedir? Abdullah Öcalan ne diyor? "2 Ağustos 2026'da tarihsel bir çıkış yapacağız." diyor. Bu tarihsel çıkışın ne olduğunu hiç sormadınız mı, hiç mi merak etmiyorsunuz değerli arkadaşlar? Dolayısıyla, eğer bunların ne anlama geldiğini konuşmadıysanız bu bir sıkıntı konuştuk, konuşup buralarda söz verdiyseniz bu da ayrı bir sıkıntı; Türkiye Cumhuriyeti devletinin parçalanmasına söz vermişsiniz demektir.

Şimdi, ben arkadaşlarla konuştuğumda buna olumlu oy kullanacak bir kısım arkadaşlar şunu söylüyor, diyorlar ki: "Ya, şimdi, bu örgüt bir kendisini feshetsin, sonrasına bakarız." Yani "Örgütü kandırırız." diyorlar akılları sıra. "Demokratik siyaset, demokratik cumhuriyet, ortak vatan, halkların eşitliği" kavramlarına kulaklarınızı tıkayamazsınız. "Onları kandırırız." diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Eğer ilk adımdan sonraki adımları atmazsanız ne olacak? Bir: Terör örgütü insan kaynağı olarak çok daha güçlü gelecek, toparlanacak gelecek, içerdekiler çıkacak, onlar nefes alacaklar, daha iyi örgütlenecekler ama daha da önemlisi uluslararası desteği daha güçlü olacak terör örgütünün; niye? Çünkü "Devlet olarak siz onunla masaya oturdunuz, söz verdiniz fakat verdiğiniz sözü tutmadınız." pozisyonuna düşeceksiniz ve uluslararası arenada PKK terör örgütü veya onun uzantısı kimse onlar bizim karşımıza çok daha güçlü olarak dikilecek. Dolayısıyla, oy veren arkadaşların bunları düşünerek oy vermesi lazım. Ve bu teklifi hazırlayanlara, bu taahhütleri verenlere burada sormak istiyorum: Eğer bu dediğim gerçekleşirse buna ilişkin bir tedbiriniz var mı yani bu sonraki adımlarda anlaşamadığınız durumda ne olacak, bunun için bir "b" planınız var mı?

Sürecin kısa vadeli hedefi belli: Bir, silahların bırakılması. Değerli arkadaşlar, PKK terör örgütünün silah sıkıntısı mı var? Cumhurbaşkanı Erdoğan bugüne kadar bize ne dedi? "Sadece Amerika Birleşik Devletleri 40 bin tır silah verdi." dedi. Ya, her terörist bakın, bin tır silahla gelse 10 bin terörist 10 bin tır silah getirir, geriye kalan 30 bin tır silah nerede? Silah sıkıntısı mı var? Yani silahları teslim edeceklermiş diye milleti avutuyorsunuz. Teröristleri affedeceksiniz, katilleri affedeceksiniz ama daha önemlisi ne, biliyor musunuz? Bu kanunla PKK terör örgütü olmaktan çıkartılıyor, PKK meşrulaştırılıyor. Dolayısıyla, bu çok kritik bir karardır değerli arkadaşlar, bunun geri dönüşü olmaz. Eğer sonraki aşamalarda anlaşamama durumunuzda yeniden terör eylemlerine başlarsa PKK'yı terör örgütü olarak dünyaya tekrar kabul ettirebilecek misiniz? YPG örneğinde gördük, YPG'yi terör örgütü olarak kabul eden bir tane ülke oldu mu? Olmadı.

Şimdi, teröristler "af" denilmesini istemiyor. Kanunun pişmanlık aramaması da basit bir durum değil değerli arkadaşlar. Neden istemiyorlar? Çünkü af veya pişmanlığı kabul ederlerse suçu kabul etmiş olurlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ERHAN USTA (Devamla) - Suçu kabul ederlerse terör örgütü tabanını kaybeder, diğer adımlardaki uluslararası desteğini kaybeder. Daha doğrusu ve daha önemlisi, pişman olmak bundan sonraki iddialarından vazgeçmek anlamına gelir, o yüzden "Pişman değiliz." diyorlar. Şimdi, bize bu barış ambalajı olarak sunuluyor değil mi? 50 bin kişinin katlini onurlu bir mücadele olarak görenlerle barış kaygısı olur mu? Bunlarla barış yapılır mı? "Pişman olmuş gibi bir hâlimiz var mı?" diyenlerle barış yapılır mı? Yasaya "af yasası" denilmesini istemeyenlerin, pişmanlık hükmünü yasaya koydurmayanların barış kaygısı olabilir mi? Devleti apaçık tehdit edenlerin "barış" diye bir kaygısı olabilir mi? Cemil Bayık ne diyor? "Türkiye taleplerimize karşılık vermezse sonu Osmanlı'dan beter olur. Tüm kuzey kürdistanı yani Türkiye'nin güneydoğusunu vuracak gücümüz var, bunu Hükûmet çok iyi biliyor." diyor. Bunların barış kaygısı olabilir mi? Bu teröristlerin barış kaygısı olabilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) - Sonuç olarak şunu söylüyorum: Sevr Anlaşması'nın yıl dönümünde bu millete yeni bir Sevr dayatılıyor.

Değerli milletvekilleri, bu teklif Türkiye'nin üniter yapısının bozulması, parçalanması için güçlü bir adım atılmaktır. Bu iş sizi mutlu ediyorsa buna "evet" deyin, bundan rahatsızlık duyuyorsanız "hayır" deyin. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)