| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 125 |
| Tarih: | 10.08.2026 |
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli Genel Başkanlar, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün cumhuriyet tarihinin en önemli yasa tasarısını görüştüğümüzü söyleyen bazı hatipler oldu. Doğrudur, Türkiye Büyük Millet Meclisi cumhuriyet tarihinin en riskli, en tehlikeli kanun teklifine bugün ev sahipliği yapıyor. Sizler çok önemli gördüğünüz bu teklifi bütün önemine rağmen maalesef halktan sakladınız, Adalet Komisyonunda on sekiz saatlik bir süre içerisine sıkıştırdınız, milletin bunu bütün detaylarıyla anlamasını, konuşmasını, algılamasını niyeyse, ne hikmetse istemediniz. Avukatlar, hukukçular, güvenlik uzmanları bile bakın, ikiye bölünmüş durumda. Bir grup başka bir iddiada, diğeri bambaşka bir iddiada bulunuyor. Bu işin büyük vebalini tüm milletvekillerine hatırlatıyoruz.
Bakın, "kök yasa" deniliyor. Gövdesi nedir? "Evin temeli" deniliyor. Katları ne olacak peki? "Çatısı olacak." deniliyor. "Bu daha başlangıç." denilen, devamında neyin geleceğini bilmediğiniz bir muammaya "evet" deyip de bu büyük vebale ortak olmayın.
Daha düne kadar bizi İmralı'dan talimat almakla, Abdullah Öcalan'ı serbest bırakmakla itham ettiniz. Bakın, ben İstanbul İl Başkanıydım, 2019 yılında Belediye Meclis üyelikleri için gösterdiğimiz Kürt kökenli adayların PKK'lı olduğu iddiasıyla günlerce, haftalarca iftiralar attınız; şimdi kardeşlikten bahsediyor olmanızın bizim nezdimizde hiçbir samimiyeti yoktur. Bu muazzam dönüşü yaşayanlar "Etrafımız ateş çemberi, o nedenle terör örgütü ve elebaşını meşrulaştırmak zorundayız." diyorlar ya, böyle diyerek bu işin içinden çıkamazsınız. Etrafımız ateş çemberiymiş. Arkadaşlar, Millî Mücadele döneminde değil etrafımız, memleketin her tarafı işgal altındaydı, ateş çemberi memleketin içindeydi ancak o dönem Mustafa Kemal ne Anzavur ayaklanmasına ne Kuvayı İnzibatiye'ye ne Çopur Musa'ya ne Çapanoğlu'na ne Milli Aşireti ayaklanmasına, hiçbirisine taviz vermemişti memleketin her tarafında cayır cayır bu hainlikler, bu ateş olurken bile.
Şimdi, bazı kavramlar üzerinde duruluyor: Demokratik toplum, demokratik Türkiye Cumhuriyeti; binanın temeli, katları; ağacın kökü, gövdesi, yaprakları... Arkadaşlar, tüm bu kavramları somutlaştırın ya, ağzınızdaki baklayı çıkarın. Nedir bunlar? Tane tane bu millete anlatın, tek tek anlatın ama çok daha önemlisi, bu kavramları konuşmak için Aybüke Öğretmenleri, Neşe Alten Öğretmeni, babası Hasan Alten'i ve daha nicelerini katledenlerin meşrulaştırılmasının bu bahsettiğiniz kavramların Türkiye'de, ülkemizde daha da güçlenmesine nasıl bir katkısı olacak? Allah aşkına bir isim buna bizleri ikna etsin. Biz bunları söyleyince kalkıp diyorlar ki bize: "Ya, geçmişin acılarını bugüne taşımayın." Arkadaşlar, siz, eli kanlı katilleri meşrulaştırıp kahramanlaştıracaksınız, sonra da biz yaşadığımız tereddütleri, hissettiklerimizi söylediğimiz zaman bize diyeceksiniz ki: "Geçmişin acılarını bugüne taşımayın." Ya, böyle bir ilkesizlik, böyle bir ikircikli tavır olur mu? Barış, demokrasi, hukuk; bunları konuşabilmemiz, geliştirmemiz için cumhuriyet bize her türlü imkânı verdi. Burada bulunan milletvekilleri özgürce her düşüncesini söylüyor mu, her istediğini anlatabiliyor mu? Anlatıyor. Bu millet, bu devlet soykırım yapma iftirasıyla itham edildi, bunu bile söylediler, burada bu ifadelerde bulunan milletvekilleri oldu, sabırla dinledik, tepkimizi verdik ancak başka bir hadise yaşandı. Mesela, bizim Grup Başkan Vekilimiz bir ikazda bulundu, bir uyarıda bulundu, aynı gün Ankara Cumhuriyet Başsavcısı bir milletvekilinin şu kürsüde yaptığı konuşma için soruşturma başlattı ya! Yani Ermeni soykırımından bahsedildiğinde, bu millet, bu devlet itham edildiğinde bir tek vekilin -bizler dışında çok şükür- sesi çıkmadı; Grup Başkan Vekilimiz ağzını açtı, bir cümle sarf etti, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açtı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Nereye gidiyor bu ülke ya! Hani kürsü dokunulmazlığı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
Bütün bunların olduğu yerde biz hukuktan, demokrasiden bahsediyoruz.
Bakın, dışarıdan örnek veriyorsunuz sürekli. Dışarıda başka ülkelerde terörün nasıl bittiğine dair ülkeler veriyorsunuz, ETA'yı anlatıyorsunuz. Gidin, bakın, ilk ve tek, en öncelikli şart silahı bıraktıktan sonra pişmanlıktır, terör eyleminde bulunmuş kişinin pişmanlığını ifade etmesi ve pişman olduğunun ilgililer tarafından tasdik edilmiş olmasıdır. Var mı böyle bir konu burada? Zafer naraları atılıyor, bir tek pişmanlıkla ilgili cümle var mı getirdiğiniz kanun maddesinde? Silahı bırakacağını iddia eden teröristlerin hangi faaliyette bulunacağını biliyor muyuz? "Silahı bıraktık." diyorlar, "Amaçlarımızdan, ideallerimizden vazgeçmedik." diyorlar; örgüt yapılarına devam edeceklerinin bir ifadesidir bu.
Bizi birbirimize sıkı sıkı bağlayan cumhuriyet değerleri en büyük garantimizdir, onun için sonuna kadar savaşacağız.
Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)