| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 125 |
| Tarih: | 10.08.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adı her ne kadar "çerçeve" olsa da önümüzde kırk yılı aşkın terörle mücadeleyi, binlerce şehidimizin mukaddes hatırasını, gazilerimizin fedakârlığını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını doğrudan doğruya ilgilendiren tarihî bir mesele vardır. Bu nedenle, bugün burada herkes "evet" ya da "hayır" demeden önce şapkasını önüne koymalı, vicdanıyla baş başa kalmalı ve vereceği oyun hesabını iyi yapmalıdır çünkü bazı oylamalar tarihe yazılır. Milletvekillerine metni dahi gösterilmeden imzalatılan bu teklif, ciddi bir usul ve meşruiyet tartışmasıyla maluldür. Komisyon görüşmelerinde 17 saat boyunca teklifin usule, Anayasa'ya ve hukuk devleti ilkesine aykırılıklarını tek tek anlattık. Sorduğumuz hiçbir soruya tatmin edici hukuki gerekçeler duyamadık. Buradan tekrar soruyorum: Ne bu acele, nedir bu telaş, nereye yetişiyorsunuz, bu teklif birkaç gün daha beklerse ne olacak? Milletvekilleri Komisyon tutanaklarını okursa, hukukçuların itirazlarını dinlerse, şehit ailelerinin ve gazilerimizin sesine kulak verirse hangi hesap bozulacak? Birilerine verilmiş bir söz mü var, yerine getirilmesi gereken bir taahhüt mü var? Binlerce şehidin kanının, binlerce gazinin fedakârlığının bulunduğu böylesine ağır bir mesele, hepi topu 17 saate sıkıştırılarak, oldubittiye getirilemez. "Yaptım oldu, kabul edeceksiniz." anlayışıyla kanun yapılmaz. Milletvekilliği, önüne konulan kâğıdı okumadan imzalama makamı değildir; milletvekilliği, işaret edildiğinde el kaldırma görevi hiç değildir. Milletvekili okuyacak, sorgulayacak, Anayasa'ya bakacak ve en önemlisi vicdanına danışacak.
Sayın Başkan, Komisyon çalışmaları sırasında yaşanan bir başka hadiseyse bu sürecin geldiği noktayı bütün çıplaklığıyla göstermiştir. Terör örgütü ele başına "sayın" denilerek teşekkür edilirken biz hariç herkes sustu. Yıllarca "terörle mücadele, millî birlik, beka" diyenlerden de "Atatürk'ün partisiyiz." diyerek siyaset yapanlardan da beklenen itiraz gelmedi; bunu özellikle Meclis tutanaklarına geçirmek istiyorum. Bizim için bir terör örgütü elebaşının sıfatı ne bir Komisyon ne bir kanun ne de kendisine kazandırılmaya çalışılan siyasi bir ünvanla değiştirilebilir. Ne sayın hitabı ne muhatap statüsü ne de İmralı'dan gönderilen mesajlara kazandırılmaya çalışılan resmiyet bu tarihî gerçekliği değiştirebilir.
Değerli milletvekilleri, teklifte sürecin yürütülmesi nedeniyle hukuki ve cezai sorumlulukları ortadan kaldırabilecek düzenlemelerle âdeta bir yargılanmazlık zırhı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Şimdi buradan soruyorum: Madem yaptığınız iş bu kadar doğru, madem bu kadar tarihî, madem milletin yararınadır neden daha şimdiden gelecekte hesap vermemenin hukuki zeminini hazırlıyorsunuz? Hukuk devletinde esas olan şudur: Yetki varsa sorumluluk da vardır.
Sayın milletvekilleri, bir de aylardır kamuoyuna "Şuna güvenin." "Buna inanın." telkini yapılıyor. Kusura bakmayın, Türkiye Cumhuriyeti devleti kişilere duyulan güven üzerinden yönetilemez; devlet hukukla yönetilir. Biz burada kişilerin niyetlerini değil önümüze getirilen kanun teklifinin bugün ne getirdiğini ve yarın hangi kapıları açabileceğini tartışıyoruz. Nitekim, İmralı'da terör örgütü elebaşının bu düzenlemeyi bir anahtar yasa olarak nitelendirdiği ifade ediliyor. Öyleyse, soruyoruz: Hangi kapının anahtarı, bu anahtarla hangi kapılar açılacak? Türkiye Cumhuriyeti devletinin kırk yılı aşkın mücadelesi sonucunda terör örgütü tasfiye noktasına gelmişken terör örgütünün başındaki hükümlü neden yeniden sürecin aktörlerinden biri hâline getirilmiştir? Ne uğruna, ne karşılığında? PKK'nın misyonunu tamamladığı söyleniyor, peki, PYD bunun neresinde? PKK tabelasını indirip başka bir tabela altında devam edilmesinin önüne nasıl geçeceksiniz? Bunların açık ve net cevaplarını Türk milletine vermek zorundasınız. Dahası Mayıs 2023 seçimlerinde millete ne söylediniz? "Terör", "terörist", "beka" diyerek oy istediniz. Peki, seçimden sonra ne değişti, milletin bilmediği ne oldu? Türk milleti tüm bunları soruyor. Bir taraftan da sürekli "Kürt sorunu", "demokratikleşme", "tarihî fırsat" gibi kavramlar kullanılıyor. Peki, nedir bu sorun? Somut olarak ne isteniyor, açıkça söyleyin. 1'inci, 2'nci, 3'üncü talepler nelerdir? Türk milleti de duysun, biz de duyalım. Bu ülkenin vatandaşlarından gizlenecek bir devlet meselesi olamaz. Sorunlar varsa çözüm yeri silahlı örgütlerin gölgesi değil Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Değerli milletvekilleri, bu süreci cumhuriyetimizin kuruluş mücadelesiyle kıyaslayarak tarihî meşruiyet üretmeye çalışanlar da var. Daha önce 2'nci Lozan benzetmesi yapıldı, şimdi, 1928 yılında çıkarılan 1239 sayılı Kanun örnek gösteriliyor. Oysa, tarih tam tersini söylüyor, bu kanun, isyanın elebaşıyla veya uzantılarıyla yürütülen bir pazarlığın sonucu değildir. Şark İstiklal Mahkemesi kararıyla failler idam edilmiştir. Devlet, önce otoritesini tesis etmiştir, daha sonra isyan elebaşısı masaya oturtulmamış, devletin siyasi muhatabı hâline getirilmemiştir. Bu kanunda olmayan pişmanlık duygusu, bu kanunun ilk şartı olmuştur. Dolayısıyla cumhuriyet tarihinden bugünkü sürece meşruiyet çıkarmaya çalışanların önce tarihi doğru okuması gerekir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu cumhuriyetin iradesi ile bugün yürütülen süreci aynı kefeye koymaya çalışmak kimsenin hakkı da haddi de değildir.
Sayın milletvekilleri, yine bazılarının diline doladığı gibi, dünyanın hiçbir ülkesinde terör örgütleriyle süreç bu kadar kapalı kapılar ardında bu kadar denetimsiz yürütülmemiştir. Kolombiya'da FARC'la 2016 yılında yapılan barış anlaşmasını hatırlayınız. Bağımsız bir geçiş dönemi adalet mekanizmasına, mağdurların bizzat taraf olduğu yargılamalara ve Birleşmiş Milletlerin adım adım doğruladığı bir silahsızlanma sürecine dayanıyordu. Buna rağmen, halk ilk referandumda bu anlaşmayı reddetti çünkü mağdur duygusu ihmal edilmişti. İspanya'da ETA'nın feshinde ise tek bir teröriste dahi af verilmedi. ETA koşulsuz ve tek taraflı silah bıraktı, her bir mensubu bağımsız İspanyol yargısı önünde bireysel olarak hesabını verdi. Hani diyorsunuz ya "Teziniz ne, öneriniz ne?" Alın size tez. Ülkeyi yirmi beş yıldır siz yönetiyorsunuz ayrıca, zaten biz yönetseydik bu soruların hiçbirisi kalmazdı. Dahası "Teklifi 3 kişi biliyor, birisi teröristbaşı Öcalan." diyorsunuz. Biz de istedik, bize niye teklifi göstermediniz? Gerçi siz kendi vekillerinize boş imza attırdınız ya.
Evet, sayın milletvekilleri, Türkiye'de sorun vardır ama sorun yalnızca sizin tarif ettiğiniz yerde değildir; para da sorun vardır, paylaşımda sorun vardır, adalette sorun vardır, hukukta sorun vardır, demokraside vardır, gelir dağılımında, gençlerin geleceğinde, emeklinin sofrasında sorun vardır. Bu ülkede 86 milyon insanın ortak sorunları vardır. Bu sorunları kimlik siyasetine hapsederek çözemezsiniz. Diyorsunuz ki: "Bu teklife 367 milletvekili imza koydu." Koymuş olabilir ama unutmayın, 86 milyonluk Türk milleti 367 milletvekilinden daha büyüktür. Bunu da en iyi siz bilirsiniz. Bir de terörle mücadele ve maliyetini anlatıyorsunuz. Peki, kimin parası harcandı? Bu milletin parası. Kimin evlatları mücadele etti? Bu milletin evlatları. Kimin çocukları şehit düştü? Bu milletin çocukları. Peki, bu millete sordunuz mu? Bu millet "Devlet terörle mücadele etmesin." mi dedi? Hayır, bu millet terörle mücadeleye değil, kırk yıllık mücadelenin sonunda terör örgütünün ve elebaşının yeniden siyasi ve hukuki denklemin içine sokulmasına itiraz ediyor. Bizim itirazımız da tam olarak budur. Barışa karşı değiliz, kardeşliğe karşı değiliz, demokrasiye karşı hiç değiliz. Teröristin muhatap alınmasına karşıyız, egemenlik yetkisinin pazarlık konusu yapılmasına karşıyız, şehitlerimizin hatırasının siyasi hesaplara konu edilmesine karşıyız ve hukuk devletinin bir siyasi tahakküme kurban edilmesine karşıyız. Şehit anneleri hâlâ evlatlarının mezarı başında ağlarken, gazilerimiz bu mücadelenin izlerini bedenlerinde taşırken hiç kimse bu milletin hafızasının üzerine sünger çekmesini beklemesin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Son sözüm, bugün burada oy kullanacak bütün milletvekillerine diyorum: Acele etmeyin, önünüze konulan metni okuyun, Komisyon tutanaklarını okuyun, muhalefet şerhlerimizi okuyun. Hukuka bakın, Anayasa'ya bakın ve elinizi kaldırmadan önce bir kez de vicdanınıza bakın çünkü bugün kaldırdığınız el biraz sonra iner, oylama biter, tutanak kapanır fakat bazı imzalar, bazı oylar ve bazı suskunluklar vardır ki üzerinden yıllar geçse de silinmez, tarihe yazılır. Bugün çoğunluğunuz olabilir, bu kanunu geçirebilirsiniz ama tarih çoğunluğun kaç kişi olduğuna değil, kimin nerede durduğuna bakacaktır.
Buradan son kez söylüyorum: Türk milleti hiçbir ihaneti unutmaz, şehidinin emanetini hiç unutmaz; evlatlarının kanı üzerinden yapılan hiçbir hesabı da affetmez.
Yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)