| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 125 |
| Tarih: | 10.08.2026 |
CHP GRUBU ADINA OĞUZ KAAN SALICI (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, siyasi partilerimizin değerli Genel Başkanları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben Adıyamanlıyım, sevgili hemşehrim Sırrı Süreyya Önder'in bu yıl aramızda olmasını çok isterdim, bugünü görmek en çok onun hakkıydı; mekânı cennet olsun. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim oraya Şam ve Beyrut Ankara'dan daha yakın, Adıyaman'a Bağdat İzmir'den, Tebriz İstanbul'dan daha yakın. Buralar Orta Doğu'nun kadim şehirleri. "Coğrafya kaderdir." derler ya bizim kaderimiz birbirine bağlı. Ben doğduğumda Suriye'yi Hafız Esat, daha iki sene öncesine kadar da oğlu yönetiyordu. 3 yaşımdayken Lübnan'da iç savaş başladı. 7 yaşımdayken İran'da devrim oldu. İran ile Irak sekiz yıl savaştı. Hayatımın yirmi üç yılında Irak'ı Saddam Hüseyin yönetti. 9 yaşımdayken Mısır'da İsrail'le barışan Enver Sedat öldürüldü, İsrail Golan Tepeleri'ni hukuksuzca ilhak etti. PKK terörü başladığında 12 yaşımdaydım. Üniversite için İstanbul'a gittiğim yıllarda Kuveyt'te Amerika ile Irak savaşıyordu. Osso'da İzak Rabin ile Yaser Arafat barışıyordu. Bugün bunların hiçbirisi şey yok. Savaşlar oldu, yeni düzenler kuruldu, kurulan düzenler bozuldu, aktörler değişti, yeni savaşlar, yeni barışlar oluştu. Bugün kızım 10, oğlum 6 yaşında. En büyük dileğim evlatlarımızın terörün, şiddetin, savaşın uğramadığı bir Türkiye'de büyümesidir, sorunlarını konuşarak çözebilmeleridir, bugün omuzlarımda ben bu sorumluluğu taşıyorum. Olağanüstü bir bölgesel kırılma döneminden geçiyoruz. İran'ın direniş ekseni kırıldı. Suriye'de Baas Rejimi çöktü. İhvan siyaseti iflas etti. Irak yeni dengeler arıyor. İsrail'in sınırları belirsizleşti. Filistin'de 70 binden fazla insan katledildi. Orta Doğu'da ekonomik ve siyasi güç ilişkileri değişiyor, dahası Orta Doğu'da sınırlar değişiyor, yüz yıl önce de sınırlar değişmişti. Bundan tam yüz dört yıl önce, 6 Mart 1922'de Sakarya Muharebesi'nden sonra Büyük Taarruz'dan önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu Meclisin kürsüsüne çıktı ve şunları söyledi: "Türkiye'yi yok etmeye çalışanlar ile Türkiye'nin yok olmasında çıkar görenler zamanla birleşmiş, ittifak kurmuşlardır." Yüzyıllar boyunca bu anlayış, bir gelenek hâline gelmiş ve sonunda çeşitli bahanelerle Türkiye'nin iç işlerine, yönetimine ve hayatına müdahale etmeye kadar varmıştır.
Değerli arkadaşlar, işte, bu müdahaleleri püskürtmenin yolu, toplumsal barıştır; milletin birbirine şüphe dolu gözlerle bakmamasıdır; Meclisin milletin ortak iradesini güçlü biçimde taşımasıdır. Çünkü askerî cephede, savaşta yenilebilirsiniz, günü gelir yeniden taarruz edersiniz ama milletin ortak iradesi çökerse asıl tehlike orada başlar. Birlik ise milletin iradesinin zemini olan Mecliste kurulur. Halkımızın isteği bağımsız ve kardeşçe yaşamaktır. Meclisin görevi de bunu başarmaktır.
Biz bugün Kürt meselesini çözmüyoruz. Biz bugün Kürt meselesinin silahlardan arındırılması yönünde tarihî bir adım atıyor. Silahın olduğu yerde sözün bir anlamı kalır mı? Biz bugün sözü başlatıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bakın, Sosyaldemokrat Halkçı Partinin 1989 yılında yazdığı rapordur bu. Herkes korkarken biz cesurduk. Herkes korkarken biz konuştuk. Demokratik çözümün adresini ilk biz gösterdik. Siyasi rakiplerimiz ne yaptı? "Terörle iş birliği yapıyorsunuz." diye bize iftiralar attı hatta mitinglerde montaj videolar bile yayınlandı. Atı alan Üsküdar'ı geçti, kara propaganda kazandı. İktidar sıralarında oturan değerli arkadaşlar, madem barışın kapısını açıyoruz, sizce de Türkiye'ye bir özür borcunuz yok mu? (CHP sıralarından alkışlar) Bu işin bugüne gelmesini en tutarlı şekilde sosyal demokrat halkçı parti, Cumhuriyet Halk Partisi geleneği savundu. Çözümün adresi Meclistir dediğimizde bize müstehzi gülenler olmuştu. İşte, şimdi Mecliste çözüyoruz.
Değerli arkadaşlar, Sayın Sırrı Sakik o günlerin tanığıdır. Sayın Ayşegül Doğan burada, rahmetli Orhan Doğan'ın kızı. Babasının gözaltına alındığı Mecliste bugün birlikte çalışıyoruz. O günleri hayırla hatırlayan kimse kalmadı. Ama maalesef bu Meclisten milletvekili alıp götürmeyi marifet zanneden bir anlayış hâlâ yaşıyor. Varsa fezlekesi milletvekilliği bittikten sonra yargılanır ama önemli olan Meclisin itibarını korumaktır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye uzun yıllar boyunca bazı meselelerini güvenlik ekseninin dışına çıkarak konuşmayı başaramadı. Hatta siyaset neredeyse öyle bir noktaya geldi ki: Depreme millî güvenlik sorunu demezsen sağlam konut yapılmaz. Orman yangınlarına millî güvenlik sorunu demezsen itfaiye çalışmaz. Yolsuzluğa millî güvenlik sorunu demezsen üstüne gidilmez hâle geldi. Her meseleye güvenlik gözüyle bakıldı, sorunlar o şekilde ele alındı. Belki kavramın içi boşaltıldı. Bugün, kelimenin tam anlamıyla millî güvenliğimizi yakından ilgilendiren bir noktaya gelindi. Şunu bilelim: Türkiye'nin asıl ihtiyacı, sorunlarını çözebilmek için onları önce birer güvenlik tehdidine dönüştürmek zorunda kalmadığı bir siyaset düzenidir. İşte, bu mantıkla sürecin gerçek başarısı, silahların kaç adet teslim edildiğiyle değil, siyasetin ne kadar genişlediğiyle ölçülmelidir. Demokratik siyasetin alanı genişledikçe şiddet alanı daralacaktır. Sürecin itici gücü bölgesel güvenlik denklemi olmakla birlikte, Türkiye'nin geleceğini yalnızca dış gelişmelerin belirlediği bir güvenlik refleksi üzerine kurmak doğru değildir. Çünkü jeopolitik gelişmeler değişken ve dalgalıdır. Demokratik siyaset ise kalıcıdır. Bugün dış gelişmeler nedeniyle başlayan bu süreç, yarın koşullar değiştiğinde ortadan kalkmamalıdır. Sürecin devlet politikasına dönüşmüş olması bu açıdan kıymetlidir, anlamlıdır ve kalıcılığını pekiştirmektedir. Meselelerimizi konuşarak aşma iradesinden asla geri adım atılmamalıdır. İster ana dili ister yerel yönetim temelli talepler olsun, terör hiçbir zaman meşru bir yöntem olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. İşte, artık silah olmayacak değerli arkadaşlar, artık konuşma vaktidir. Terör gerekçesiyle demokrasimizi askıya alanların artık bahanesi kalmayacaktır. Artık demokratikleşme zamanıdır. Biz, bizi, Komisyonumuzun raporuna, "Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır." diye yazdırmak zorunda bırakan zihniyeti değiştirme zamanıdır. Kayyum uygulamalarına veda etme zamanıdır. Herkes için bireysel özgürlükleri garanti altına alma zamanıdır. Artık komedyenler için, gazeteciler için, sanatçılar için ifade özgürlüğü zamanıdır, hukukta "masumiyet karinesi" diye temel bir ilke olduğunu hatırlamanın zamanıdır. Demokratikleşmeden kastımız da dar çerçevede ele alınmamalıdır. Demokrasi, yalnızca seçim veya kuvvetler ayrılığı değildir, bunlar gereklidir ama yeterli değildir. İşte, tam da burada konuşmamız gereken kavram yurttaşlıktır. Bizim hedefimiz; her yurttaşın kökeni, kimliği, inancı, yaşam tarzı, ana dili, oy verdiği parti ne olursa olsun devlet tarafından eşit saygıya layık görülmesidir. Güçlü devlet, yurttaşını yalnızca yönetmez, yurttaşını tanır, dinler, muhatap alır, onurunu korur. Hukuk metinlerine "Herkes kanun önünde eşittir." diye yazmak yetmez, eşitlik, kamusal saygınlığın eşit paylaşılmasıdır. Hiçbir yurttaş yolda çevirmeden geçerken, mülakata girerken sadece kimliğindeki doğum yerinden veya isminden dolayı endişe hissetmemelidir. Bir yurttaş kendisini devlet karşısında sürekli açıklamak zorunda hissediyorsa demokrasi henüz tamamlanmamıştır. Bir yurttaş kendi kimliği nedeniyle eksik muamele gördüğünü düşünüyorsa cumhuriyet henüz tamamlanmamıştır. İşte, yapmamız gereken tam da budur, cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, hani bir laf ediliyor: "Türk, Kürt, Arap kardeştir." Doğrudur, kardeştir. Boşnak, Çerkez, Gürcü, Arnavut, Laz ve diğer herkes de kardeştir ama unutmayın, sadece savaşırken ve savunurken değil, biz ölürken de yaşarken de kardeşiz; işsizlikte de kardeşiz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
OĞUZ KAAN SALICI (Devamla) - ...yoksullukta da kardeşiz, adaletsizlikte de kardeşiz, kredi kartının asgari bölümünü yatırırken de kardeşiz. Ortak düşmandan önce ortak bir yaşamımız, ortak bir vatanımız var bizim.
Evet, biz güçlü devlet istiyoruz ama yurttaşlarının korktuğu değil, yurttaşına güven veren güçlü bir devlet istiyoruz. Biz büyük bir devlet istiyoruz ama yurttaşına büyüklenen değil, yurttaşını büyüten bir devlet istiyoruz. Silahların susması önemlidir ama bundan daha önemlisi "Ben sorunlarımı siyaset dışı yöntemlerle çözebilirim." duygusunu altüst edebilmektir. Gelin, hep beraber güvenliği demokrasiyle, devleti yurttaşla, cumhuriyeti özgürlüklerle güçlendirelim. İşte, o zaman, yalnızca terörü değil, terörün beslendiği siyasal zemini de geride bırakmış olacağız.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)