| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 124 |
| Tarih: | 09.08.2026 |
YENİ PARTİ GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ben de bölüm üzerinde söz aldım; 289 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine.
Değerli arkadaşlarım, biz Millî Savunma Komisyonunda çok ayrıntılı araştırmalar yaptık ve komisyon başladığı zaman dedi ki mutlaka bir alt komisyon kuralım, bu alt komisyonda ayrıntılı bir şekilde konuları tartışalım ama ne yazık ki bütün alt komisyon taleplerinde olduğu gibi bu komisyonda da bu talep reddedildi ve bu yasanın aynı zamanda çerçeve yasayla aynı günlere denk gelmesini de bütün arkadaşlarımız burada ileri sürdüler, çok manidar olduğunu bir kere daha belirtmek zorundayım.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce Mehmet Ali Çelebi burada konuşma yapıyorken -Komisyonda da söyledi- iki yıllık bir çalışma sonucunda bu yasanın hazırlandığını, 25'ten fazla STK, 80'den fazla da temsilcilikle görüşüldüğünü açıkça ifade etti. Hatta bizim de bundan bilgimizin olduğunu ifade ettiler. Sevgili Eylem Vekilim de burada, o dönemdeki Özgür Ceylan'la da görüştük. Bizlerin hiçbirinin bu yasanın hazırlanmasına ilişkin en ufak ne dahlimiz ne bilgimiz var. Bütün kamuoyu bunu bilsin. Bir kere bunu buradan açıkça ifade edelim.
Biraz önce Değerli Komisyon Başkanı Hulusi Akar dedi ki Sayın Hulusi Akar Paşa: "Efendim, sizler bir PR çalışması yapmaya gidiyorsunuz." Gökhan Başkanım, geçen gün Artvin'den döndük ya cuma sabahı, uçaktan inince dedim bir PR çalışması yapayım mı? Artvin'i aradım. Bizimkiler dediler ki "Yap bir PR çalışması." Geldim Güvenpark'ta bir PR çalışması yaptım. Ya bu PR çalışmalarını siz 80 tane sivil toplum örgütüyle, 25 tane STK'yla toplantı yapınca toplantı oluyor. Biz Güvenpark'a gidince PR çalışması oluyor. Bu nasıl iş arkadaşlar ya? Bu nasıl iş ya? Soruyorum yani. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Biz gidince PR çalışması, siz yapınca toplantı oluyor. Bakın, buradan açık açık ifade ediyorum: Orada, başkanlar orada; kolları yok, bacakları yok, uzuvları yok. Bunlara silah, mermi geldiği zaman şunu demediler: "Siz meşru musunuz, değil misiniz?" diye mermi yolunu buluyorken bunları sormadı değerli arkadaşlarım. Gidin, bakın, kuş uçuşu mesafede üç dört dakikalık bir yoldalar. Gidin onların dertlerini dinleyin, dertlerini anlatmaya çalışıyorlar, diyorlar ki "Yasada problem var. Getirmiş olduğunuz bu düzenlemeyi 80 değil, 800 tane STK'yla da görüşseniz bu yasada getirilen düzenleme bizim mağduriyetlerimizi gidermiyor."
Değerli arkadaşlar, niye oraya gitmiyorsunuz? Bakın biz milletvekilleri gittik; bu 4'üncü, 5'inci gidişim. Bütün milletvekili arkadaşlarımız gidiyorlar, gittiğiniz zaman, gözleriniz doluyor onları dinlediğiniz zaman. Sanki bir lütufta bulunuyorsunuz değerli arkadaşlarım. Komisyonda dedik ki yalvardık, sağ olun, kabul ettiniz, en azından bir kişiyi kabul ettiniz; bu konuda da Refik kardeşime de özel teşekkür ediyorum. Arkadaşlar, bunlar mağaralara giriyorken, çatışma yapıyorken mağaradakiler "İçinizden biri gelsin." demiyor, "Hepsi gelsin." diyor; hepsi şehit oldular. Pençe-Kilit Operasyonu'nda bir mağaraya girerek metan gazından zehirlenen 10'un üzerinde kahraman askerimiz var. Oraya giriyorlarken "Birisi gelsin." demedi karşı taraf. Mağaralara giriyorken 20 asker şehit verdik, şurada komisyon salonuna giriyorken 1 kişiyle sınırladık değerli arkadaşlarım. Buradan, bu yasadan bir ortak konsensüs, ortak bir çalışma programı çıkar mı? Çıkması mümkün değil. Bu nedenle, ellerinden geldiğince bu yasaya ilişkin düzenlemelerin bir an önce değerlendirilmesi gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, bakın, Anayasa 61'inci maddenin kelimelerine, lafzına falan girmeye gerek yok, diyor ki: "Şehit yakınları, dul, maluller, gaziler onurlu bir yaşamı hak ediyor. Devletin görevi budur." diyor, onurlu bir yaşamı sağlamak. Biz 2026 Türkiye'sinde, Mustafa Kemal'in Meclisinde, Mustafa Kemal'in askerlerinin özlük haklarına ilişkin böyle bir garabet yasayı tartışıyorsak bu sadece iktidar partisinin değil hepimizin utancıdır, hepimizin utancıdır; buradan açık açık ifade ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
Bakın, o kardeşlerimiz orada sabah akşam direniyorlar. Biraz önce de telefonla görüştüm, dediler ki: "Sanmayın ki bu düzenleme geçip de bu düzenleme bittikten sonra biz de eylemlerimizi sona erdirip evimize gideceğiz." Onlar o eylemlere devam edecekler. "Bu yasada olmayan, kendi mağduriyetlerini sona erdirecek düzenleme gelmedikten sonra sonsuza kadar orada oturacağız." diyorlar arkadaşlar; bakın, buradan açık açık ifade ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alışlar)
Ve bütün milletvekillerine bir selamı var, diyorlar ki "Hani bu çerçeve yasayla alakalı 360 milletvekilinin imzasıyla geldi ya, onun altında olmayacak bir sayıyla ortak konsensüste buluşulacak bir düzenlemeyi Parlamentoya getirin." O konuda da bir düzenleme talepleri var, onu da onların adına buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bütün Türkiye'ye seslenmek istiyorum. Talepleri ne değerli arkadaşlarım? Bakın, anormal bir talep değil. Diyor ki: "3713'te emsal maaş uçurumunu ortadan kaldıralım." Geldi, müthiş bir konuşma yaptı gaziler adına, oradaki arkadaşımız Erdem Başkan, hepimizin gözleri doldu. "Biz para istemiyoruz; bize onurumuzu verin, bize haysiyetimizi verin, ortak paydada bizi buluşturun." dedi. Biraz önce sevgili Kadim Durmaz da söyledi, çok güzel bir söz söyledi, dedi ki: "Mermi geliyorken rütbeye bakmıyor, hangi rütbedesin diye gelmiyor." değerli arkadaşlarım. Terörle alakalı... Yıllarca orada gözlerine baktığım zaman bana baktığını zannediyordum, meğersem gözleri görmüyor değerli arkadaşlar.
Burada hamaset yapmıyoruz, hamaset güzel. Ben Karadeniz'in Milletvekiliyim, Artvin'den çıkın, bir Samsun'a kadar gelin, bu gariban çocukların isimleri nereye veriliyor biliyor musunuz, şehit çocuklarının isimleri? Üst geçitlere veriliyor değerli arkadaşlarım. Tuzu kuru olanların çocuklarının isimleri nereye veriliyor biliyor musunuz? Lüks Porsche'lerin, Mercedes'lerin kayıtlarına veriliyor değerli arkadaşlarım. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Bu çizgiyi iyi ayırt etmek lazım. Onlardan helallik almadan, o acıları çekmiş olan ailelerden, o şehit ailelerinden helallik almadan yola çıkmamız mümkün değil. O nedenle, burada bir düzenleme yapılıyorken şöyle bir gerekçe koyamazsınız ortaya: "Efendim, devletin imkânları, devletin koşulları, elimizden geldiğince" yok öyle bir şey. Bu Parlamento Mehmet Cengiz ve arkadaşlarının milyarlarca dolarlık, TL'lik vergilerini affetti arkadaşlarım. Bir ülke şehitlerine ve gazilerine değer verdiği ölçüde demokratik, laik, sosyal, hukuk devletidir. Cumhuriyetin Meclisinde cumhuriyeti korumak için hayatlarını feda eden, uzuvlarını kaybeden, Türkiye'nin her tarafında bu ülkede insanlar özgürce dolaşsın diye hayatlarını ortaya koyanlara Parlamentodan bir el uzatmak çok mu bir yüktür değerli arkadaşlarım? Çok mu büyük bir yüktür bizim adımıza? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Onları buradan saygıyla sevgiyle selamlıyoruz. Bize geldiklerinde -Komisyonda reddedilen, sevgili Eylem Başkanım biliyor- "Siz bu ceylan derisi koltuklarda oturuyorsanız bizlerin sayesinde oturuyorsunuz." dediler. Hepimiz kafamızı önümüze eğdik arkadaşlar, hepimiz aklımızı başımıza almalıyız. Burada öyle hamaset laflarıyla "Şunu yaptık, biz onlara yardım ederiz." Bu toplantılar ne zaman bitecek Değerli Başkanlarım? Bu değerlendirmeler ne zaman bitecek?
Yani, iki yıllık çalışmanın sonunda 9 maddelik... Hani "Dağ fare doğurdu." derler ya; bu düzenlemeyle mi bunların sorunlarının hakkından geleceğiz? O nedenle hepimizin aklını başına alması gerekiyor, bir an önce bunlara ilişkin onların beklediği düzenlemeleri yapmalıyız. Burada niceliğe takılmayalım arkadaşlar 25 tane STK, 80 temsilciyle görüştük diye. Yok, işte. Bakın, şurada hemen kenarda, kuş uçuşu mesafede, 500 metrede; şu saatte oturuyorlar arkadaşlar. Gelip geçiyorken adınızı vermeyin, milletvekili olduğunuzu demeyin. Şu Kızılaya gidiyorken bir gidin çaylarını için onların; bakın size neler anlatıyorlar, ne öyküler anlatıyorlar arkadaşlar, ne öyküler anlatıyorlar. O nedenle gelin, hepimiz aklımızı başımıza alalım, Türkiye Büyük Millet Meclisi... Geç değil bakın, geç değil. Yani, ileriye doğru onların yaşam tarzlarını en güzel, en konforlu hâle getirecek düzenlemeyi getirelim. Biliyorsunuz, onlardan biri orada otururken hayatını kaybetti; ona da Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına da başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, şunu düşünüyorlar -onların lafıyla söylüyorum, onların ruh hâlini de anlayın- diyorlar ki: "Devlet bizi zamanında kullandı, şimdi kenara koyuyor." O kelimeyi burada, Mecliste kullanmak istemiyorum. O nedenle ortak bir paydada buluşalım arkadaşlar. Konuşmam bir hamaset konuşması değildir. Konuşmam şu değildir... Al bayraklı tabutlar geldiği zaman onların önünde o hamaset konuşmalarını yapmak kolay; "Ciğerimizdir, canımızdır." demek kolay. Bu al bayraklı tabutlar hep fakir ailelerin önüne geldi, onu da biliyorsunuz değil mi değerli arkadaşlarım? Önemli olan onları unutmamaktır. Önemli olan -geçtiğimiz gün bu Parlamentoda bir konuşma yapmıştım- İsmet Acar gibi bir iş adamının kalkıp o şeylere sahip çıktığından daha fazla devletin onlara sahip çıkmasıdır. İş adamının gösterdiği duyarlılıktan daha fazla devletin gelip de onlara sahip çıkmasıdır. Bunu yapabilir miyiz? Bu irade var mıdır? Değerli arkadaşlarım, Millî Savunma Komisyonunda her zaman ne diyoruz? Muhalefet iktidar yoktur demiyor muyuz? Millî Savunma, Dışişleri bizim göz bebeğidir demiyor muyuz arkadaşlar? Madem böyle bir düzenleme yapıyorsunuz, madem buraya ilişkin iki yıldır araştırma, inceleme yapıyorsunuz; biz başka Tanrının çocukları mıyız? Başka ülkenin çocukları mıyız biz değerli arkadaşlar, bize niye demiyorsunuz? Bize niye sormuyorsunuz? Ben de Millî Savunma Komisyonu üyesiyim. Bir kere daha söylüyorum: Ben başka Tanrının çocuğu muyum? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Bu çocuklara düzenleme getirdiğiniz zaman sırtımızı döneceğiz değerli arkadaşlarım. Batı'da demokratik ülkeler böyle bir olayda... Ukrayna'da, Rusya'da görün bu çocukların ailelerini pamuklara sarıyorlar. Biz sizlere onları pamuklara sarın falan diye demiyoruz, onlara hak ettiği değeri verin diyoruz, mağduriyetleri giderin diyoruz, başları öne eğilsin demiyoruz; onları ellerimizin üzerinde taşıyalım diyoruz, onların hakkı ödenmez arkadaşlar. O nedenle ben Mustafa Kemal Atatürk'ün milletvekili olarak buradan kim ne derse desin, Güven Park'takileri saygıyla, sevgiyle, minnetle selamlıyorum. İyi ki varsınız diyorum, ayağınız taş değmesin diyorum, yüreğinize telaş değmesin diyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Hepinizi saygıyla bir kere daha selamlıyorum. Bu mücadele hiçbir şekilde durmayacak diyorum. Her zaman yanınızda olduğumuz gerçeğini hiçbir şekilde unutmayın diyor, bir kere daha onlara bu gerçeği hatırlatmak istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Sözlerimi bitiriyorken de Ankara Cumhuriyet Savcısına buradan bir selam göndermek istiyorum:. İYİ Parti Grubunun... Dün akşam Genel Kurulda yoktum, evde izledim, inanamadım arkadaşlar, Anayasa’nın 83'üncü maddesindeki dokunulmazlığı ne olduğunu Sayın Başsavcı bilmiyor mu?
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bilir, bilir.
UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Hukukçu olmaya gerek yok arkadaşlar, meslek yüksekokulunu da bitirseniz bunu okuyan herkes anlar. Bir cumhuriyet savcısı kalkıp da Türkiye Büyük Millet Meclisine ayar veremez. (Yeni Parti, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Meclisteki bütün gruplar -Sayın Başkan, o konuda sizin de duyarlılığınıza teşekkür ediyorum- kalkıp ona bir had bildirecek değerli arkadaşlarım. Hep diyordum, Mahmut Esat Bozkurt'un bir lafı var cumhuriyet savcılarına: "Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak haksızlıktan, hatta Bingöl Dağları'nın ıssız kuytularında nafaka bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz." diyor. Bunu kime diyor biliyor musunuz? Cumhuriyetin savcılarına diyor, avcılarına değil değerli arkadaşlarım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)