| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 123 |
| Tarih: | 08.08.2026 |
YENİ PARTİ GRUBU ADINA EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin ve vatanımızın teminatı olan kahramanlarımızı, onların bizlere emaneti olan aziz şehit ailelerimizi ve gazilerimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada milletimizin bağrından çıkan, vatan uğruna canını ve bedenini siper etmiş kahramanlarımızın ve ailelerinin haklarını konuşmak üzere toplanmış durumdayız. Öncelikle şunu açıkça ifade etmek isterim ki şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin sorunları dar siyasi hesaplara, dönemsel lütuflara ya da dar kapsamlı, yetersiz tedbirlere kurban edilemez, edilmemelidir. Her şehit haberi geldiğinde hep birlikte "Şehitler ölmez, vatan bölünmez." diye haykırıyoruz değil mi? Çünkü bu millet vatan uğruna ödenen bedeli bilir. Peki, gazilerimizi, şehitlerimizin ailelerini ne kadar tanıyoruz? Belki isimlerini hiç duymadınız, kimi iki gözünü bu vatan için kaybetti, kimi protez bacakla hayata tutunuyor, kimi de bedeninde şarapnel parçasıyla yaşam mücadelesi veriyor. Kimisi doğmamış bebeğini arkada bırakarak bu vatan için şehit düştü, kimisi yıllarını hastane koridorlarında geçirdi, ağır ameliyatlar oldu, ömür boyu sürecek engellerle ve acılarla yaşamaya mahkûm kaldı. Bugünse o kahramanlar ayrıcalık değil, adalet ve eşitlik istiyorlar. Haftalardır şurada, yanı başımızda haklarını aramak için eylem yapan, açlık grevi yapan bu insanları duydunuz mu? Dertlerini, isteklerini, taleplerini anladınız mı? Anlamadınız. Ancak iki yıldır üzerinde çalıştığınızı iddia ettiğiniz bu yetersiz teklifi âdeta sus payı verir gibi tam da af yasasını getirdiğiniz günlerde alelacele Meclisten geçirmek istiyorsunuz. Ve bu kanunun zamanlamasında tamamen tesadüf olduğuna inanmamızı istiyorsunuz; bence bu insanları bu kadar rencide etmeyin. Yeni Parti olarak bizler Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 3 Ağustos 2026 tarihinde sunduğumuz ve Haziran 2024'te gerçekleştirdiğimiz Kahramanlara Vefa Çalıştayı sonrası Ağustos 2024'te de sunmuş olduğumuz 19 kanun teklifiyle şehit yakınlarımızın, gazilerimizin ve terörle mücadelede yaralanıp sistemin dışına itilmiş olan kahramanlarımızın tüm sorunlarını kökten çözecek bütüncül, kapsayıcı ve hakkaniyetli bir irade ortaya koyduk. Ancak bu gerçekçi çözüm teklifleri komisyonlarda sümen altı edilerek unutturulmaya çalışıldı. Madem sorun çözecektiniz keşke o teklifleri de görüşseydik. Ne zaman bir kanun teklifi sunduk, altı saat sonra da sizden bir teklif geldi, gelen de bu kısıtlı teklif maalesef. Kimin verdiği hiç önemli değil kanun tekliflerini ancak içeriğinin ne olduğu, hangi derde deva olduğu çok önemli. Bunca yıldır beklenen kanun teklifinin alelacele getirilmemiş olması çok önemli. Önümüzde duran kanun teklifiyle bu insanlarımızın seslerinin tam olarak duyulmadığını, duyma çabasında da olmadığınızı maalesef görüyoruz. Kanun teklifine ilişkin mali, idari ve sosyal etki analizleri yapılmamış, teklifin bütçeye getireceği yük ve uygulamada doğuracağı hukuki, sosyal sonuçlar somut verilerle ortaya konulmamıştır. Şehit aileleri ve gazilerimizin feryadını duymaktan, yıllardır biriken derin ekonomik ve sosyal sorunlarını bütüncül, adil ve kökten çözümler getirmekten maalesef uzaktır. Bizim kapsayıcı ve her kanayan yaraya merhem olacak olan teklifimiz karşısında iktidarın teklifi dostlar alışverişte görsün mantığıyla hazırlanmış çok basit, âdeta bir yama düzenlemesinden ibaret kalmıştır. En büyük eksiklik de teklifin Komisyon görüşmelerinde gazilerimiz, şehit yakınlarımız ile teklife ilişkin eleştirisi olabilecek çağrılı kimsenin bulunmamış olmasıdır. Komisyon salonu dışında bekleyen şehit yakınlarımız ve gazilerimizin toplantıya kabul edilmemesine yönelik itirazlarımız ise salonun fiziksel yetersizliği gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Kendilerini ilgilendiren bir kanunun görüşmeleri sırasında kapılar bu vatan için gözünü kırpmadan ölüme yürüyen onlarca gazimizin yüzüne kapatılmış, içeriye de bir lütuf olarak sadece tek bir temsilci alınmış, onun da konuşması kısa bir süreyle sınırlandırılarak toplantı devam etmiştir. Bakın, yirmi dört ay boyunca 170'in üzerinde il ve ilçede 270'in üzerinde şehit ve gazi derneğini ziyaret ettik. Bu kişileri dinlemeden onların sorunlarını nasıl tespit edip gerçekçi çözümler üretebiliriz. Bu nedenle, bizler teklifin Komisyon görüşmelerinde bir alt komisyon kurularak bu kişilerin de buraya davet edilmesini talep ettik. Neden kabul edilmedi, neden buna uygun bir salonda, daha geniş bir salonda toplantı gerçekleştirilmedi; bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Bakın, içeriye alınan gazinin söyledikleri neydi? Şunu söyledi: "Bize cep harçlığı verir gibi para veriyorsunuz 'Maaş artışı yaptık.' diyorsunuz. Biz yirmi dört gündür Güvenpark'ta grevdeyiz, biz parayla pulla ilgili bir şey söylemiyoruz, biz insan yerine konulmak istiyoruz. Millî Savunma Bakanlığı bizi ölüme gönderirken hiçbir problem yok; iş, sosyal haklarını vermeye gelince çöp gibi kenara fırlatıyorsunuz." Gazimizin feryadındaki "İş, sosyal hakları vermeye geldiğinde bizleri çöp gibi kenara fırlatıyorsunuz." feryadı sadece bir sistem değil bu Meclisin, bu anlayışın yüzüne çarpılmış âdeta bir utanç vesikası olmuştur.
Teklifin iki yıllık bir çalışma neticesinde hazırlandığı iddia edilmesine rağmen Parlamentoda temsil edilen muhalefet partileri bu süreçten bilgisiz ve habersiz bırakılmıştır. Şimdi, biz ne teklif ettik, önümüze neler geldi, bunları dile getirip kamuoyunun takdirine sunmak isterim.
Teklifin 1'inci maddesinde bütün vazife malullerinden hayatını kaybedenlerin ana ve babalarına bağlanan bir aylığın net asgari ücretten az olmayacağı düzenlenmiştir. Burada "Şehit anne, babasına bağlanan aylığı asgari ücrete çıkardık." diye övünüyorsunuz. Ya, Allah aşkına, içinizde asgari ücretle bir ay geçinebilecek tek bir kişi var mı? Ki o aileler sadece evlatlarını değil geleceklerini de devlete feda ettiler. Bu miktar en azından 2 net asgari ücret olmalıdır.
Teklifin 2'nci maddesinde bakıma muhtaç malullere yapılan ek ödeme tutarının artırılması amaçlanmış ancak bu artış 2 kattan 2,5 katına çıkarılarak giderilmeye çalışılmıştır. Ekonomik koşulların olumsuzlukları nedeniyle başkasının yardım ve desteği olmadan yaşamını sürdüremeyecek olan bu malullere yapılan ek ödemenin tutarının yeterli olmaması nedeniyle en azından 3 katına çıkarılması gerekmektedir.
Teklifin 3'üncü maddesinde Terörle Mücadele Kanunu'nun 21'inci maddesinde yapılan değişiklikle, vazife malulü erbaş, er, güvenlik korucusu, öğrenci ve sivillerin aylıklarına taban sınır getirilmiştir. Amaçlanan iyileştirme ancak yarıda kalan bir adım olmuştur. Şehidin rütbesi olmaz. Vatan hizmetini yerine getirirken terörle mücadelede şehit veya gazi olan er ve erbaşların aylıkları uzman çavuş emsali seviyesine yükseltilmelidir.
Teklifin 4'üncü ve 5'inci maddelerinde terör saldırısında yaralandığı hâlde malul sayılmayan personelin sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi hâlinde aylık bağlanması amaçlanmaktadır. Bu maddeye bir değişiklik önergesi vererek "Terörle mücadelede yaralanmasına rağmen gazi sayılmayan personele amasız, fakatsız 'onur gazisi' unvanı verilsin." dedik ancak bu önergemiz de gerekçesiz bir şekilde reddedildi.
Bakın, bu insanlar sizlerden sadece para beklemiyorlar; çocuklarına bırakacakları onurlu bir unvan, bir kimlik kartı istiyorlar. Siz bu insanlara "Al sana şu kadar maaş." diyorsunuz "Ama sana 'gazi' diyemem." diyorsunuz. Bir de üzerine maaş bağlamak için de Adli Tıp Kurumundan rapor istiyorsunuz. Yıllar önce dağlarda kurşun yemiş adam Adli Tıpta, SGK'de illiyet bağı ispat etmeye çalışacak. Soruyorum size: Vefa bu mudur? Bu kişilere derhâl "onur gaziliği" unvanı verilmelidir.
Tüm bunların haricinde yeni madde ihdası için verilen önergelerimiz de reddedilmiştir. Bu önergelerimiz muharip gazilerin vefatı hâlinde şeref aylıklarının engelli dul ve muhtaç çocuklarına intikal ettirilmesi, atanamayan uzman çavuşlarımızın Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde güvenlik görevlisi olarak kadroya geçişinin sağlanması, 2013 yılında yapılan düzenlemeyle er vazife malullerine verilen yüzde 25 maaş zammının emsal maaş almayan personele de verilebilmesi, böylece eşit olmayan maaş durumunu giderilmesi, 18 Mart Şehitler Günü'nde şehit ailelerine 19 Eylül Gaziler Günü'nde tüm gazilere 1 maaş tutarında ikramiye verilmesini istedik. Kıbrıs Barış Harekâtı'na katılan ve bugüne kadar devlet tarafından madalya verilmeyen 498'i şehit olmak üzere 37.567 Kıbrıs gazimize harekâtın 50'nci yılı anısına Devlet Savaş Madalyası verilmesini önerdik ki bunun için öyle bir ciddi bütçeye falan da gerek yok, bu da reddedildi. Evli olan şehitlerimizin anne ve babaları ile muharip gazilerimize de TOKİ'den faizsiz konut kredisi verilmesini, tüm şehit aileleri ile terör gazisi er ve erbaşlara kira desteği verilmesi, er şehit yakını ve er gazilerin diğer şehit ve gazi kamu personelinin refah düzeyine yaklaştırılması, şehit çocuklarının tümünün, gazilerin ise daha fazla sayıda çocuğunun istihdam hakkından yararlandırılması, böylece çocuklarının arasında seçim yapmak zorunda kalmaması, bunun engellenmesi, aile içinde yaşanması muhtemel sorunları da engel olacağı düşüncesiyle bunu istedik, bu da reddedildi. Tüm şehit ve gazi çocuklarına yönelik eğitim desteklerinin artırılması, memurlara verilen seyyanen zammın emsal maaş alamayan tüm şehit aileleri ve gazilere de verilmesi, şehit aileleri ve gazilere ÖTV'siz ve sınırsız motorlu araç alma hakkı tanınması, nüfusta "ölü" ibaresi yerine "şehit" veya "şehadet" ifadelerinin kullanılması ki böylece bu onurun nesiller boyu devamının sağlanması, gazilerimizin ortez ve protez sorunlarının çözülmesi, SUT tebliğinin bir sınırlayıcı olmaktan çıkarılması ve tüm masraflarının karşılanması, gazilerimizin rapor ve benzeri işlemleri için ikamet edilen yere en yakın üçüncü basamak sağlık kuruluşuna başvurusunun yeterli sayılması ve malul ve muharip gazilerimizin yurt dışı seyahatlerinde karşılaştıkları vize sorununun ortadan kaldırılması için bir yeşil pasaport uygulamasına yönelikti. Elbette ki şehit yakınları ve gazilerimizin yaşadıkları kayıpların etkisini tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Ancak onların günün sosyoekonomik koşulları karşısında güçlü bir şekilde ayakta kalmalarını sağlamak, alınacak önlemler ve sağlanacak desteklerle mümkün olabilir. Bu emanetlerimize devlet ve millet olarak sahip çıkmak, onları ele güne muhtaç olmadan refah içinde yaşatmak vefa borcumuzdur. Örneğin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yaralanan er gaziler soruyorlar: "Protez sorunlarımızı, tedavi ihtiyaçlarımızı, maaşlarımızla ilgili sıkıntıları ve yıllardır çözülemeyen mağduriyetlerimizi çözmek yerine kameralar önünde 'Gaziler için ne yapsak azdır.' demek yeterli mi? Eğer gerçekten gazileri seviyorsanız bunu sözlerle değil adaletle, eşitlikle, getireceğiniz çözümlerle gösterin." diyorlar. Sadece şu Güvenpark eyleminde bile utanç verici fotoğraflar gördük. Bir gazi vatan için kaybettiği bacağının yerine taktığı protezi hak arama mücadelesi esnasında kaldırımda kendisine yastık yapmış. Üstelik bu vatan için göğsünü siper ederken gazi olmuş bu insan o protezi alırken kim bilir nerelerden geldi, ne kadar sıra bekledi, kaç kapıdan geri çevrildi.
İşte, konu milliyetçilik olunca mangalda kül bırakılmıyor ya, görmezden geldiğiniz bu acı gerçeklikleri de gelip tam burada, Gazi Meclisin kürsüsünden yüzünüze söylemek bizim boynumuzun borcudur.
Değerli milletvekilleri, gazilerimizin ve şehit ailelerimizin sorunları sadece bunlarla sınırlı değildir. Bir başka sorunlu alan da rütbeli vazife malullerimizdir. Er vazife malullerine tanınan tüm sosyal ve mali haklar rütbeli vazife malullerine de aynen tanınmalıdır. 4A, 4B ve 4C kapsamında yeniden çalışmaları hâlinde vazife malullüğü aylıkları kesilmemelidir, vazife malullerinin maaşlarında da ayrıca en az yüzde 25 iyileşme yapılmalı, 5000 prim günüyle de emeklilik hakkı sağlanmalıdır.
Siz sanıyor musunuz ki bu kahramanlar buraya sadece birkaç bin liralık maaş artışı istemek için geldi? Sanıyor musunuz ki bu analar, babalar evlatlarının kanını bütçe kalemleriyle pazarlık konusu yapıyorlar? Hayır, onlar buraya unutulmuş olan vefayı, hiçe saydığınız adaleti ve çiğnediğiniz onurlarını hatırlatmaya geldiler. Sınırda, dağda, çatışmanın ortasında "Vatan sağ olsun." diyerek kurşunun üzerine yürürken bu devlet onların önünde bürokratik engeller çıkarmadı, ölüme koşarken onlardan sağlık kurulu raporu istemedi, adli tıp tescili istemedi, illiyet bağı ve belgesi istemedi "Git bu vatanı koru." dediler ve onlar onu yaptı ama bugün protez bacaklarla adliye koridorlarında, hastane kapılarında, Sosyal Güvenlik Kurumu binalarında hak aramak zorunda kalan gazimize "Git bürokrasiye takıl." diyorsunuz. Bu kabul edilebilir bir vicdan, anlatılabilir bir devlet aklı değildir sayın milletvekilleri. Biz bu Meclis çatısının altında milyarlarca liralık muafiyetleri, vergi aflarını tek bir kalemde el kaldırıp indirerek geçiriyoruz; holdinglerin borçları silinirken gösterilen o cömertlik konu bu vatanın öz evlatlarına, uzvunu toprağı bırakmış gazilere gelince neden bütçe imkânları duvarına çarpıyor? Söz konusu şehitler ve gaziler olunca mı aklınıza mali analizler geliyor? Vatan savunmasında sınır tanımayan bu kahramanlara kanun maddeleri yazarken neden sınırlar koyuyorsunuz?
Gelin, bugün bu tarihî hatadan vazgeçin. Gelin, bu eksik, lütuf gibi sunulan, gazilerimizin ve şehit ailelerimizin feryadını bastırmayı amaçlayan kanun teklifini geri çekin; daha yeterli bir hâlde hep beraber değerlendirelim. Bizim sunduğumuz, 170 il ve ilçede ter dökerek, 270 derneği tek tek dinleyerek hazırladığımız, vicdanın ve hakkaniyetin sesi olan 19 kanun teklifini bu Meclisin önüne koyalım; birlikte görüşelim, birlikte yasalaştıralım. Şehidin rütbesi olmadığı gibi vefanın da partisi olmaz. Gelin, Komisyon salonunun kapılarını yüzlerine kapattığınız o gazileri bu Meclisin başköşesine oturtalım. Gelin, o protezi başının altına yastık yapıp kaldırımda yatmak zorunda bıraktığımız kahramanımızdan bu devlet adına, bu millet adına özür dileyelim ve haklarını amasız fakatsız teslim edelim. Eğer bugün bu hâliyle bu teklifi Meclisten geçirirseniz yarın inanın ki şehitliklerin önünden geçerken, gazilerimizin yüzüne bakarken o vicdan azabından kaçamazsınız.
Konuşmamın sonuna geldiğim bu dakikalarda, bu kahramanlarımızın bağrından çıktığı Türk Silahlı Kuvvetlerimizin de bazı kritik sorunlarına kısaca değineceğim. Türk Silahlı Kuvvetlerinde yıllardır çözüm bekleyen muvazzaf ve emekli personelin mali ve sosyal hakları sorunu var. Astsubayların tazminat ve özlük hakları sorunu var. Bu kadar büyük bir ordunun sahip olmadığı askerî sağlık sistemi sorunu var. Askerî yargı sistemi sorunu var. Askerî eğitim sisteminde yaşanan tahribat sorunu var. Kuleli, Işıklar, Maltepe Askerî Lisesi, Deniz Lisesi ve Astsubay Hazırlama Okullarının yeniden açılması gerekliliği var. Personel temininde objektif ve liyakat esaslı sisteme dönüş gerekliliği var. Siyaset ve ideolojik yapılardan arındırılmış bir personel yapısına ihtiyaç var. Emir komuta zincirinin kurumsal olarak güçlendirilmesine ihtiyaç var. Yüksek Askerî Şûra'nın yapısının siyasi etkilerden tamamen arındırılmasına ihtiyaç var. Terfi ve atamalarda liyakat ve nesnel kriterlerin esas alınmasına ihtiyaç var. Askerî kışla ve arazilerin rant baskısından korunmasına ihtiyaç var. Afetlere müdahalede silahlı kuvvetlerin kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi gibi konuları bütüncül şekilde ele alan kapsamlı bir reform yapısına ihtiyaç var. Biz Yeni Parti olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimize de şehitlerimizin emanetlerine de gazilerimizin onuruna da sonuna kadar sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Sayın milletvekilleri, getirilen düzenlemeler yetersizdir. Kahramanlarımızın hakkını bu kürsülerde dile getirmeye, meydanlarda da haklarını aramaya devam edeceğiz.
Gazi Meclisi ve yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum. (Yeni Yol sıralarından alkışlar)