GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:123
Tarih:08.08.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA GÜLDEREN VARLİ (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu ve bizi izleyen tüm halklarımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Ülkece toplumsal ve tarihsel bir eşikten geçtiğimiz bir dönemin içindeyiz. Demokratik ve toplumsal barış süreci yalnızca Türkiye halkları değil, komşu halkları, bölgeyi ve geleceğimizi doğrudan etkileyen, tarihsel bir dönemin inşasına gidilen yolun başlangıcındayız. İki yıldır bu süreç üzerinde çok şey söylendi, farklı değerlendirmeler, kaygılar dile getirildi. Bugünü anlamak istiyorsak yüz yılı aşkın bir süredir bu coğrafyada yaşananlara, verilen mücadelelere, barış arayışına ve birlikte yaşam iradesine bakmak zorundayız. Tarihleri tek tek sıralamaya gerek yok, bu Meclis çatısı altında yıllardır aynı acılar, talepler, sorunlar defalarca konuşuldu, ciltler dolusu konuşmalar yapıldı, çözüm önerileri sunuldu ve bütün bu tartışmaların ortak noktasında Kürt halkının varlığı, eşitlik talebi ve onurlu barış isteği hep yankılandı. Bu sesin farklı kesimlerle buluşması çoğu zaman engellendi. Bu engeller yılların mücadelesi ve bilinciyle bugün aşılmaya başlanıyor. Bugün bu Meclisin görevi onurlu barışı ve eşit yaşam talebini toplumsallaştırmak ve barışı inşa edecek siyasal zemini oluşturmaktır, bunun için de öncelikle birbirimizi dinlemeye, birbirimizin hassasiyetlerini anlamaya ihtiyacımız var. Farklı dillerin, kimliklerin, kültürlerin ve inançların özgürce yaşandığı, herkesin eşit yurttaş olarak kendisini hissettiği demokratik bir ülkeyi birlikte kurmak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, bu topraklarda çok ağır acılar yaşandı, yerinden, yurdundan edilen insanlar oldu, yakılan köyler, parçalanan aileler, kaybedilen hayatlar oldu, yıllarca hukuksuz sebeplerle tutuklanmalar oldu. Bu topraklarda yıllarca anneler evlatlarını kaybetti, annelerin acısı ve gözyaşı bütün dünyada aynıdır. Ülkenin dört bir yanından bu kayıpların son bulması için artık "..."(*) diyoruz. Bugün yapılması gereken geçmişin acılarını yarıştırmak değil, başka anneler gözyaşlarını dökmesin, başka acılar yaşanmasın diye beraber barış deme zamanıdır ve bütün acıları hukukun güvencesiyle adaletin tesisiyle ve onurlu bir barış anlayışıyla onarmaktır çünkü hepimiz biliyoruz ki barış süreçleri kolay değildir, dünyanın hiçbir yerinde de kolay olmamıştır. 4 dinde, 4 kitapta; Kur'an-ı Kerim'de, Tevrat'ta, İncil'de, Zebur'da yani bütün kutsal kitaplarda ve inançlarda barış için bir arada yaşamayı esas almaktır, tabii, okumayı, anlamayı biliyorsanız çünkü farklılıklar ayrışmanın değil, birlikte olmanın temel dayanağıdır. Medine Sözleşmesi yapılırken buradaki birliktelik de kolay gerçekleşmemiştir. Bugün hâlâ bu Sözleşme'nin yol aydınlattığını, farklılıkların bir arada yaşanması için önemli bir kaynak olduğunu biliyoruz.

Yine, aynı şekilde, yakın zamanlarda çatışma ve çözüm süreçlerinin nihai anlaşmaları var çünkü kalıcı barış cesaretle yürütülen demokratik süreçlerin sonunda mümkün olmuştur. İşte, bugün böyle bir sorumluluğun tam da içindeyiz. Cumhuriyetin 2'nci yüzyılında birlikte yeni toplumsal sözleşmenin imkânlarını konuştuğumuz tarihsel bir dönemin içinden geçiyoruz. Bu süreçte silahların susmasıyla beraber eşit yaşamın başlangıcı hayata geçmelidir ve bu, barış ve demokratik toplum süreci olarak tarihe not düşmelidir çünkü barış yalnızca çatışmanın sona ermesi değil, barış hukukun güçlenmesidir, demokrasinin derinleşmesidir, adaletin herkes için işlenmesidir, toplumun birbirine yeniden güvenmesidir ve en önemlisi, ortak geleceğin birlikte inşa edilmesidir.

Değerli milletvekilleri, bu ülkenin ihtiyacı Kürt halkının taleplerini sürekli erteleyen ve yok sayan siyasal hesaplar asla değildir, olmamalıdır. Asıl ihtiyaç eşitliktir. Hakların güvence altına alındığı, demokrasinin güçlendiği ve hukukun siyasallaşmadığı bir Türkiye'dir. Ülkece onurlu ve kalıcı bir barışı, farklılıkları olduğu gibi kabul ederek, demokratik siyaseti her alanda var ederek, ifade özgürlüğünün üstündeki baskıları yok ederek, ana dil hakkıyla, yerel demokrasinin güçlenmesiyle ve hukukun üstünlüğüyle mümkün kılabiliriz.

Değerli halklarımız, barış yalnızca devletlerin ya da siyasi aktörlerin kuracağı bir düzen değildir. Barış işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, üreticilerin, sivil toplumun ve bütün halkın ortak emeğiyle kurulacaktır. Bu nedenle, halkın sürecin gerçek öznesi olması en güçlü güvence olacaktır. Barışı koruyacak olan da yine halkın ta kendisidir. Ayrıca, süreçle beraber atılması gereken acil hukuki adımlar vardır. AİHM'in, AYM'nin kararlarına uyulması herhangi siyasi bir jest değildir. Bu kararların uygulanması hukuk devletinin gereğidir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve rehin tutulan tüm yoldaşlarımız serbest bırakılmalıdır. Hak ihlallerinin giderilmesi, adaletin gecikmeden işletilmesi ve eşit hukuk güvencesinin sağlanması demokratikleşmenin vazgeçilmez koşuludur. Barış akademisyenleri, KHK'ler, hasta mahpuslar, infaz uygulamalarında hak kaybına uğrayanlar ve düşüncelerini ifade ettikleri için cezalandırılan yurttaşlar bakımından etkili hukuk yolları işletilmeli ve hak iadesi yapılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, kadınlar bu ülkenin barış mücadelesinin kurucu gücü ve inşacısıdır. Yıllardır en ağır bedelleri ödeyen kadınlar her koşulda "onurlu barış" demekten asla vazgeçmedi. Onun için Barış Annelerinin, Cumartesi Annelerinin ve bütün kadınların talepleri dikkate alınmalıdır.

Aynı şekilde çocukların ve gençlerin geleceğini de yalnızca güvenlik politikalarıyla konuşamayız; ana dilde nitelikli eğitim, yoksullukla mücadele, güvenli yaşam, kültürel haklar, istihdam ve demokratik katılımla birlikte ele alınmalıdır çünkü gerçek barış gelecek kuşaklara umut bırakabilmektir.

Seçilmişler olarak hepimizin halklara karşı sorumlulukları vardır. Hepimizin görevi ne koşulsuz bir onay vermek ne de peşin bir itirazda bulunmak olmalıdır. O bilinçle demokratikleşmeyi güçlendiren adımları desteklemek, eksikleri eleştirmek, hukuki güvenceleri savunmak ve barışın kalıcı hâle gelmesi için ortak mücadele zeminlerini yaratmanın yollarını bulmalıyız. Bu toprakların geleceği, onurlu bir barışın inşa süreci için her kesimi duymalıyız.

Ayrıca, kayyımların sonra ermesi, koruculuk sisteminin bölgede yarattığı sonuçların demokratik bir yaklaşımla ele alınması elzemdir çünkü barış yalnızca silahların sustuğu gün başlamaz. Barış; adaletin herkese eşit uygulandığı, hiçbir çocuğun geleceğinden korkmadığı gün başlar. Cumhuriyetin 2'nci yüzyılında önümüzde tarihî bir fırsat bulunmaktadır. Bu fırsatı korkularla değil cesaretle, kutuplaşmayla değil diyalogla, inkârla değil eşit yurttaşlık anlayışıyla ele almak hepimizin sorumluluğudur ve Yaşar Kemal'in dediği gibi "Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa en güzel şiir barıştır." diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)