| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 123 |
| Tarih: | 08.08.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli Türkiye halkları; görüşmekte olduğumuz kanun teklifi kırk yıldan fazla bir süredir devam eden çatışmalardan en derin şekilde etkilenmiş olan insanlarla ve aileleriyle ilgili düzenlemeleri içeriyor. Bugüne kadar 100 binden fazla insan çatışmalar nedeniyle yaşamını yitirdi, on binlerce insan da bu çatışmaların sonucunda kalıcı bir şekilde yaralandı, milyonlarca insan yerinden ve yurdundan göç etmek durumunda kaldı. Böyle bir kanun teklifinin varlığı dahi ülkemizin yakın tarihinin ne kadar zorlu ve yıkıcı olduğunu bizlere bir kez daha göstermiş oldu. Kırk yıldan fazla bir süredir yanan bu ateş Burdur'a da Ağrı'ya da Trabzon'a da Mardin'e de düştü. Bu çatışmalarda yaşamını yitiren tüm insanların anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Bu ateşi söndürmek hepimizin tarihî sorumluluğudur. Çatışmalar ne yazık ki yalnızca cereyan ettiği meydanlarla sınırlı kalmıyor. Çatışmalarda hayatını kaybeden insanların aileleri ve yakınları bu kayıpların yükünü yıllarca yüreklerinde taşımak durumunda kalıyorlar. Çatışmalarda yaralanan insanlar onlarca yıl bu izleri hem bedenlerinde hem de zihinlerinde yaşamaya devam ediyorlar. Yaşadıkları çatışmalı süreç nedeniyle ağır travmalarla baş başa kalmak, baş etmek zorunda kalıyorlar. Bu yüzden normal yaşama dönmeleri ve toplumsal hayata katılmaları imkânsız bir hâle gelebiliyor. Bu acıları yaşamları boyunca yaşamaya da devam ediyorlar. Acılarımızı bundan böyle daha çok ortaklaştırmalı, yaralarımızı da hep birlikte sarmaya devam etmeliyiz.
Burada bir gerçeğin altını çizmek ve anlatmak istiyorum. Türkiye'de barış isteyenlerin sayısı her zaman savaş isteyenlerin sayısından çok daha fazla olmuştur çünkü ancak ve ancak barışla güvenli, huzur ve refah içerisinde yaşayabileceğimizi biliyoruz. Savaşın ise hep toplumsal olarak hem de bireysel olarak yıkımdan başka bir şey getirmediğini yaşayarak tecrübe ettik.
Bu topraklarda barış mücadelesi çok eskilere dayanıyor. Barış isteyenlerin sesi her dönem bastırılmak istenilse de barış faaliyetleri engellense de barış olması için ısrarlı mücadele yürütenler hapislere atılsalar da sonuç olarak barış mücadelesi yürütenler barış mücadelesinden asla ve asla vazgeçmediler. Örneğin, bundan yetmiş altı yıl önce, 1950 yılında İstanbul'da Barışseverler Cemiyeti kurulmuştu. Behice Boran ve arkadaşları savaşa karşı barışı savunmak için bu cemiyeti kurmuşlardı. Barışseverler Cemiyetinin kuruluş amacı bildirgelerinde şöyle tarif ediliyordu: "Şerefli ve sağlam bir barışın kurulması için kanunlarımızın çerçevesi içinde gerekli faaliyet ve neşriyatta bulunmak." Dikkatinizi bu cümledeki bir kavrama çekmek isterim "şerefli barış" kavramı; tıpkı günümüzde onurlu barıştan söz ettiğimiz gibi. Barış isteyen insanlar yetmiş altı yıl önce de şerefli bir barıştan söz ediyorlardı. Bugün bizler yetmiş altı yıl önce barış isteyen insanlarla aynı noktada durmaya devam ediyoruz. O gün barış taleplerinden dolayı Behice Boran ve arkadaşlarının barış mücadelesi bastırılmak istenilmişti. Barış mücadelesi geçmişte olduğu gibi günümüzde de büyüyerek yoluna devam etti. Yakın bir zaman önce ülkemizin değerli oyuncularından birisi olan Kadir İnanır'ı kaybettik. Kadir İnanır Barış Derneğinin kurucularındandı ve son nefesine kadar barış mücadelesi yürüttü. KHK'lerle üniversitelerden uzaklaştırılan barış akademisyenleri de barış mücadelesinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Bu topraklardaki barış mücadelesinin en değerli sayfalarından birini ise kuşkusuz Barış Anneleri oluşturuyor. Evlatlarını kaybetmiş olmalarına rağmen barış talebinden asla ve asla vazgeçmediler, kin ve intikam yerine kucaklaşmakta ve barışta ısrar ettiler. Barış Annelerinin mücadelesi aynı zamanda büyük bir erdem hareketi oldu. Kızını çatışmalı süreçte kaybeden Barış Annesi Nezahat Teke, bundan bir yıl önce, bu Meclisin çatısı altında, Çözüm Komisyonu toplantısında şu sözleri söylemişti: "Şimdi diyeceksiniz: 'Tamam, barış olsa kızın geri gelecek mi?' Gelmeyeceğini iyi biliyorum, başka analar ağlamasın diye mücadele ediyorum. Kendi kendime söz verdim, ben ağladım ama başka analar ağlamasın. Bir asker cenazesi geldiği zaman televizyonun başında anasıyla ağlıyorum. 'Yavrum' dediği zaman benim ciğerim parçalanıyor. Bir polis cenazesi geldiği zaman annesiyle ağlıyorum. Bir gerilla annesinin ağlamasıyla ağlıyorum çünkü anneyim, acı gördüm. Bu acıları dindirmemiz gerekiyor, bu acılara son vermemiz gerekiyor." Hayatta yaşanılabilecek en büyük acıyı yaşamasına rağmen erdemli bir tavır ortaya koyarak yaşanılan acıları anlamaya ve bu acıları ortaklaştırmaya çalışmıştı.
Değerli milletvekilleri, en önemlisi de bizim ortak barış mirasımızın yalnızca yakın tarihle sınırlı olmadığıdır. Üç bin yıl önce tarihteki ilk barış antlaşması olan Kadeş Barış Antlaşması bu topraklarda yapıldı. Bugün nasıl ki bizler barıştan ve kardeşlikten söz ediyorsak üç bin yıl önce imzalanan Kadeş Antlaşması'nda da bu topraklardaki kardeşliğin öneminden bahsediliyordu. Bugün çatışmalarla, savaşlarla anılan coğrafyamız aslında kadim bir barış coğrafyasıdır çünkü bu coğrafyanın tarihinin büyük bir kısmı halkların ve inançların barış içerisinde yaşadığı ortak yaşam tarihidir. Maalesef uzun bir süredir bu barış bozulmuş ve coğrafyamız bir şiddet sarmalıyla karşı karşıya kalmıştır. 7 Ekim 2023'ten sonra Orta Doğu'da şiddet ve savaş yeniden tırmandırıldı. İsrail'in operasyonları sonucunda Gazze'de büyük bir katliam yaşandı, 70 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi, Gazze'nin ve Filistin halkının geleceği hâlâ belirsizliğini korumaya devam ediyor. Suriye'de de yüz binlerce insan hayatını kaybetti, Suriye hâlâ tam olarak toparlanabilmiş değildir. Kürtler, Dürziler, Aleviler ve diğer halklar hâlâ kendilerini güvende hissetmiyorlar. Geçtiğimiz şubat ayında ABD ve İsrail tarafından İran'a başlatılan saldırılar bölgeyi büyük bir savaşın eşiğine getirdi. Kırılgan bir ateşkes devam ediyor olsa da savaş koşullarına her an geri dönülme ihtimali yüksektir. Bütün bu savaş ortamı içerisinde savaş ve şiddetin daha geniş bir bölgeye yayılmasını engelleyen en önemli faktörlerden biri Kürtlerin soğukkanlılıklarını koruyarak barışçıl bir siyaset izlemeleridir. Şiddet ve savaş sarmalının Türkiye'yi içine almamış olmasının en büyük nedeni yürümekte olan sürecin kendisidir. Barışı hep birlikte inşa edersek sadece Türkiye'nin değil bölgenin de barışçıl geleceğine hizmet etmiş olacağız.
Tarihî bir süreçten geçiyoruz, hepimiz de çok iyi biliyoruz ki tarihte Türk-Kürt tarihsel ilişkilerinin büyük bir kısmı iş birliği ve iyi ilişkilerle geçmiştir. Hacı Bektaş Veli'nin Velayetname'sinden Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sine, Ahmet Arif'in şiirlerinden Yaşar Kemal'in romanlarına kadar Kürt-Türk tarihsel ilişkilerinin olumlu izlerini bulabilirsiniz. Trakya'dan Kafkaslara, Akdeniz'den Zagros Dağları'na uzanan geniş coğrafyada bu iki halk ortak bir tarihi, ortak bir toplumsal ve kültürel mirası paylaşmaya devam ediyorlar. Şimdi bu tarihsel dostluğu ve iş birliğini tekrardan hayata geçirme zamanıdır. Bunu başaracak güce ve iradeye sahip olduğumuza kimsenin şüphesi olmasın. Acıları hafifletecek ve yaraları saracak tüm düzenlemelere partimiz adına olumlu yönde katkı sunacağımızın bilinmesini isteriz.
Bu duygularla sözlerime son veriyor, Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)