GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:123
Tarih:08.08.2026

TÜRKAN ELÇİ (İstanbul) - Değerli arkadaşlar, konuşmama Victor Hugo'ya atfedilen bir sözle başlayayım: "Tanrı hiçbir çocuğu kötü olsun diye yaratmaz, onu kötü yapan kötü eğitimdir. Kötü anne-baba, kötü çevre, kötü yönetim balçık gibidir, zavallı yavruları da çekip yutar." Peki, bu balçığı kurutmadan çocukların işledikleri suçların cezalarını artırarak mı temiz, huzurlu, güvenli bir ülke inşa etmeyi başaracağız? Bu balçığa sebep olan asıl meseleleri görmezden mi geleceğiz? Bu balçıkta debelenen çocuklarla ilgili vahameti TÜİK verilerinde görebiliriz. Güvenlik birimine gelen veya getirilen çocuk istatistiklerine göre, geçen yıl 196.308 çocuk suça sürüklenme iddiasıyla kayıtlara geçerken 267.794 çocuk da mağdur olarak kayıtlara geçti. İçişleri Bakanlığının raporuna göre, bu çocukların yüzde 71'i 15 ila 17 yaş aralığındadır. Bugün "suça sürüklenen çocuk" ibaresi "adli süreçteki çocuk" olarak değiştiriliyor ama bu isim değişikliği ailevi çözülmeyi, eğitimden kopuşu, yoksulluğu ve devletin önleyici koruma yükümlülüğünü görmezden gelen bir kelime oyunundan öteye geçmiyor. Bir tanımlamanın adı değiştirilerek devasa bir problemin kefareti başkasına ödetiliyor. Tanımlamayı değiştirmekle bir gerçeği değiştirebilecek miyiz? TÜİK verilerine bakalım, her 3 çocuktan 1'i yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındadır yani çocukları suça sürükleyen en güçlü sebep olan yoksulluğu yok mu sayacağız? 15-17 yaş grubundaki çocuk işçi sayısı bağımsız kuruluşların raporlarında 1 milyonun üzerindedir. Eğitimden koparılan, derin yoksulluğa ve çetelerin insafına terk edilen çocuklar âdeta bu çarkın içinde öğütülürken kelime oyunlarıyla yasa yapmaya devam mı edeceğiz? Nelson Mandela "Bir toplumun asıl ruhunu en iyi gösteren şey o toplumda çocuklara nasıl davranıldığıdır." der, biz de bu yasadan yola çıkarak günümüz Türkiyesinin ruhunu çok iyi tahlil edebiliriz. "Suç mağduru ailelerimizin adalet beklentisine karşılık vermek devletimizin en temel sorumluluklarındandır." denilerek medyada görünürlük kazanan vakalar üzerinden popülist politikalarda çare aranıyor. Çocukların hem mağdur hem suça sürüklenen bireyler olarak korunmasını esas alan önleyici mekanizmalar gerekirken polisiye tedbirlerle baskılanmaya çalışılıyor. Objektifliği, bağımsızlığı konusunda inandırıcılığını yitirmiş yargı mekanizmasına genişletilmiş takdir yetkisi getirilmeye çalışılıyor. Toplum topyekûn cezalandırıcı yaklaşımlarla sindirilmeye çalışılırken çocuklar da bu uygulamalardan kendisine düşen payı alıyor. Örneğin, kanun teklifiyle MEB'e bildirimde, henüz mahkûmiyeti kesinleşmemiş bir çocuğun bilgisinin okul idaresine taşınmasıyla çocuk peşinen suçlu ilan ediliyor; üstelik, Adalet Bakanlığının ceza mahkemelerinde çocuklar için verilen her 5 kararından 1'inin beraatle sonuçlanması bilgisi de elimizde veri olarak dururken. Ne de olsa ceza hukukunun en temel güvencelerinden biri olan masumiyet karinesinin bir güvence olmaktan çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Çocukların suçlu ilan edilip sorunlara kestirme yollardan çözümler bulmak vakayıadiyedendir diyelim ve geçelim. Bu kanun teklifinin iktidarın tahayyül ettiği cezalarla sindirilmiş bir toplumun fotoğrafı olduğunu da unutmayalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)