GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:123
Tarih:08.08.2026

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz ay Ankara'da NATO Zirvesi düzenlendi. Bu zirvenin ardından Amerikan Başkanı Trump Türkiye'yle ilgili çok önemli ifadeler kullandı. Bunlardan bir tanesi, dedi ki: "Türkiye bize çok sadık oldu, çok sadık bir ülke oldu, başka ülkelerden beklerdik ama asıl sadakati bize Türkiye gösterdi." Bunu Trump söyledi.

Yine, dedi ki: "Aslında Türkiye savaşa girecekti, ben söyledim, rica ettim, benim ricam üzerine Türkiye savaşa girmedi." Çok önemli bir laf, savaş yetkisini sanki kendisi deruhte etmiş gibi bunu açıkça söyledi. Yine, başka bir şey daha söyledi: "İran savaşında Türkiye bizim için her şeyi yaptı, her türlü desteği verdi." Bütün bu açıklamalardan sonra ne Dışişleri Bakanlığından ne iktidar cenahından bir tek kelime, değerlendirme, eleştiri, itiraz, yalanlama veyahut da Amerikan Büyükelçisini çağırıp da "Sen ne diyorsun? Bak, senin Başkanın neler söylüyor?" diyerek kendisine herhangi bir ikaz yapılmadı.

Tabii, önceye gittiğimiz zaman, buradaki görevli Amerikan Büyükelçisi -Türkiye için "Bizden randevu istiyorlar." demişti zamanın Amerikan Dışişleri Bakanı- kendisi de şunu söylemişti: "Bizden meşruiyet istiyorlar, istedikleri o, vereceğiz o meşruiyeti." Sonra da Türkiye'nin bulunduğu coğrafyayla ilgili "Bunlara müşfik bir monarşi lazım." dedi. Ardından yürütülmekte olan bizim "ihanet süreci" dediğimiz, sizin başka isimler taktığınız süreçle ilgili "4 bölgede bulunan Kürtleri bir araya getirecektir bu süreç." dedi. Şimdi, bunlarla ilgili hiçbir açıklama yapmadınız, hiçbir değerlendirme yapmadınız.

Dün akşam saatlerinde basına bir haber düştü -basından öğrendik her zaman olduğu gibi, sizden bir şey öğrenemiyoruz- düşen habere göre Sayın Erdoğan yanındaki ekibiyle beraber Mekke'ye gitmiş ve orada bir anlaşma imzalanmış. Evet, anlaşmanın metni burada, Mekke Anlaşması imzalanmış, işin içerisinde Suudi Arabistan var ve Pakistan var. Bir pakt oluşturmuşuz ve bu 3 ülke imzalamış oldukları bu anlaşmayla kendilerinden herhangi birine bir saldırı gerçekleşirse bu tamamen hepsine yapılmış gibi kabul edilip bir savunma yapılacakmış. Şimdi, tabii, bunu AKP'lilerden bugün dinledik, çok başarılı bir anlaşma olarak lanse ediyorsunuz. Ben söz konusu anlaşmayla ilgili bir değerlendirme yapacağım ve ne tür riskler barındırdığını, ne tür sorunlar getirebileceğini Meclisin kayıtlarına geçmek açısından sizlerle paylaşacağım.

Bir kere, Sayın Erdoğan bunu imzaladı fakat hangi yetkiyle imzaladı? Burada, mutlaka ve mutlaka Parlamentoda Anayasa 90'a göre bu sözleşmenin gelip onaylanması lazım, enine boyuna, bütün ayrıntıların burada konuşulması lazım.

İkincisi: Bu aralar nasıl bir tehdit var? Türkiye'ye nasıl bir tehdit var? İran'a tehdit var, Pakistan'a tehdit var; Türkiye'ye nasıl bir tehdit var, bunu açıklamanız lazım. Peki, Suudi Arabistan'a olan tehditle alakalı, biliyorsunuz, İran savaşında İran Suudi Arabistan'daki birçok Amerikan üssünü vurdu ve hâlâ devam eden bir savaş var ve İran'ın her an Suudi Arabistan'a karşı bir saldırı düzenlemesi ya da kendi savunma hakkını tesis edercesine bir saldırı, karşılık vermesi mümkün. Şimdi soruyorum: Böyle bir olay olduğu zaman bu savaşa biz girmiş mi olacağız? Böyle bir çatışma ortamında Türkiye hangi pozisyonda yer alacak ve bizatihi İran'a karşı savaşa girecek mi? Bu son derece tehlikeli bir durum.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok tehlikeli.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Yanı sıra, Suudi Arabistan ile Yemen'in çatışması yıllardan beri devam ediyor. Babülmendep Boğazı'ndan Amerikan savaş gemileri bir buçuk yıldır geçemiyor ve Amerika bu konuda son derece hassas. Şimdi, eğer Yemen ile Suudi Arabistan arasında bir çatışma çıkarsa ki aktif çatışma hâlen var ve Suudi Arabistan derse ki: "Gel, bu savaşa gir, bize yardım et, Babülmendep Boğazı'nı açalım." Ne işimiz var bizim orada Allah aşkına? Türk askerini oraya göndermeye ne gerek var? Neden bu riski alıyoruz? Böyle bir tehlike karşısında biz ne yapacağız? Bunların cevabı yok; son derece önemli iki ayrıntıdan bahsediyorum.

Yanı sıra, İbrahim Anlaşmaları imzalandı İsrail'i korumak için. Şu anda Suudi Arabistan İbrahim Anlaşmaları'na girmese de İsrail'le çok yakın ilişki kuruyor ve yakında İbrahim Anlaşması'na imza atacak. Peki, İbrahim Anlaşmaları'na Suudi Arabistan imza attığı zaman, yarın herhangi bir çatışma olursa, İsrail'le ilgili bir gelişme olursa biz bu paktın yanında mı olacağız? İsrail'i destekleyecek miyiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bu son derece tehlikeli, son derece riskli bir şeydir ve bunun arkasında hem İsrail vardır hem Amerika vardır ve özellikle İran'a karşı bir Sünni bloku oluşturulmak için imzalanmıştır.

Arkadaşlar, bu, Parlamentoya gelmeli, bu son derece tehlikeli durumun bütün ayrıntıları konuşulmalı.

Başka bir konu daha: Biz NATO üyesi bir ülkeyiz, NATO'nun en büyük 2'nci ordusuna sahibiz ve NATO'nun 5'inci maddesi var, diyor ki NATO 5'inci maddesi "NATO üyesi ülkelerden herhangi birine bir saldırı gerçekleşirse bu NATO'nun tamamına yapılmış kabul edilir ve buna mukabil NATO o ülkeyi korur." Şimdi, buradan başka bir yere varacağım; İran, Suudi Arabistan'a saldırdı, Suudi Arabistan'a saldırması hâlinde bize saldırmış olacak. Biz de NATO üyesi bir ülkeyiz. Yarın Amerika "NATO 5'inci maddesini çalıştırıyorum ve bu NATO'nun tamamına yapılmıştır." derse ve bir savaşa girerse veya 1 Mart tezkeresinde bu çatı altında reddettiğimiz Amerikan varlığını yeniden bu maddeye dayalı olarak Türkiye'de konuşlandırmaya kalkarsa ne yapacaksınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Yine, NATO zirvesinden sonra imza atılan bir belge var, biliyorsunuz. Nedir o belge? İran'ın nükleer programını bir tehdit olarak kabul ettiler ve yanı sıra, Hürmüz Boğazı'nın açılmasıyla ilgili, oranın güvenliğiyle ilgili önlem alınmasını gerektiren bir maddeyi kabul ettiler ve hemen ardından hem Dışişleri Bakanımız hem de Millî Savunma Bakanımız dedi ki: "Hürmüz Boğazı'ndaki mayınların temizlenmesi için biz gereğini yapacağız." Şimdi soruyorum size: Böyle bir tehdit karşısında biz kimin yanında olacağız? Hani yurtta sulh, dünyada sulhtu; biz böyle bir politikayı takip ediyorduk, ne işimiz var böyle bir savaşta? Amerika'nın ve İsrail'in istemiş olduğu, İran karşıtı bir Sünni blokun içerisinde olup biz İsrail'in politikalarına niye hizmet edecek adımlar atıyoruz? Bunların tek tek cevabının verilmesi lazım.

Gelelim Pakistan'a.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkanım, bitireceğim, rica ediyorum.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Pakistan bizim kardeşimiz, dost ve kardeş ülkemiz fakat Pakistan'ın kendine özgü sorunları var. Mesela şu anda aktif olarak Pakistan, Afganistan'la savaş hâlinde. Yarın bize "Ben Afganistan'la savaş hâlindeyim, Afganistan bana saldırıyor. Gel bakalım yardım et." derse, biz de bu anlaşma gereği Afganistan'a gidersek, yardımcı olursak, altını çizdiğim bir konu var, 600 bin Afgan mülteci var burada, kaçak, bu ülkede dağda, bayırda yaşayan, köylerde yaşayan 600 bin Afgan var, bunlar da bir iç karışıklığa sebep olursa ne yapacaksınız?

Başka bir konu daha: Bundan birkaç ay önce Pakistan, Hindistan'la savaşa girdi ve Sayın Erdoğan da o zaman -bana göre haklı- Pakistan'ın yanında durduğumuzu ifade etti. Pakistan kardeş bir ülkemiz bizim ve bu destek açıklandıktan sonra Türkiye İHA'ları, SİHA'ları gönderdi Pakistan'ın yanında olduğunu göstermek için, hemen Hindistan gereğini yaptı, çok ciddi ticaret önlemleri aldı, birçok şirketimizi kapattı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Son bir cümleyle tamamlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bütün bunların hiçbirisi düşünülmeden sadece Amerika istedi diye, İsrail arkasında duruyor diye, Orta Doğu'da Amerikan ve İsrail'in güvenliğini sağlayacağız diye son derece anlamsız ve tehlikeli bir anlaşmaya imza attınız. Bu anlaşma Anayasa 90'a göre burada onaylanmalı, Mecliste bütün ayrıntılarıyla konuşulmalı ve tartışılmalı. Milletin gözünden, Parlamentonun gözünden ve dikkatinden kaçırarak gidip Mekke'de imzaladığınız o anlaşmayla bu ülkenin istikbalini tehlike altına atamazsınız. Hem Millî Savunma Bakanı hem de Dışişleri Bakanı gelecek buraya, bütün açıklamaları yapacak, o anlaşma Parlamentoya gelecek, bütün kaygılarımızı paylaşacağız. Neden bunun altına imza attığınızı açıklamak zorundasınız. Devlet yönetimi böyle olmaz. Hele hele Amerika size "Bana çok sadık bunlar." dedi ya... Sadakatle hareket edilmez devlet yönetimlerinde; devlet yönetimlerinde o devletin, o milletin, o ülkenin istikbali, itibarı, güvenliği ve millî menfaati gözetilir. Bu konuyu bir kez daha hatırlatıyor, hepinize saygılar sunuyorum.