| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 122 |
| Tarih: | 07.08.2026 |
YENİ PARTİ GRUBU ADINA GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün, bu kürsüden, bir milletvekili ve bir hukukçu olarak değil, aynı zamanda 2 evladını büyüten bir anne olarak konuşuyorum; evladı biraz geciktiğinde endişelenen, evladının canı yandığında kendi canı yanmış gibi hisseden bütün annelerin duygusuyla konuşuyorum.
Değerli milletvekilleri, önce şunu vurgulamak isterim, hiçbir anne evladının şiddete uğramasını, yaralanmasını, öldürülmesini istemez. Hiçbir anne çocuğunun bir suç örgütünün eline düşmesini de istemez; uyuşturucunun içine çekilmesini istemez; görevimiz ise bu ikisini de önlemektir. Biz ceza olmasın, suç görmezden gelinsin demiyoruz, tam aksine şunu söylüyoruz: Gelin, çocukların suça sürüklenmesiyle gerçekten mücadele edelim. Gelin, bir çocuğumuzun daha suç örgütlerinin eline düşmesini engelleyelim. Bizim itirazımız mücadeleye değil sonuç vermeyen bu yöntemde ısrara.
Değerli milletvekilleri, 2022-2025 arasında çocukların ilişkilendirildiği organize suç olaylarındaki artış yüzde 236; 2025 yılında 168.694 çocuk suça sürüklendiği iddiasıyla güvenlik birimlerine getirildi. Bu rakamları okuyup sadece "Cezaları artırmalıyız." sonucuna varırsak çok önemli bir şeyi de kaçırmış oluruz çünkü bu çocuklar bir sabah uyandılar ve hep birlikte suç işlemeye karar verdiler diye bir gerçeklik yok. Peki, ne oldu? Çocukların hayatında hangi boşluklar oluştu? Okuldan kopan çocuğun yanında kim vardı? Evinde şiddet yaşayan çocuğun kapısını kim çaldı? Uyuşturucuyla tanışan çocuğa kim ulaştı? Yoksulluk içindeki çocuğu kim gördü? Bir çetenin para, güç, aidiyet vadettiği çocuğa sistem ne vadetti? İşte, bizim sormamız gereken sorular bunlar çünkü bir çocuk ikinci kez adalet sistemiyle karşılaştığında sorumuz "Biz bu çocuğa birinci seferde neden ulaşamadık?" olmalıdır. Okuluna döndü mü? Ailesine destek verdik mi? Bağımlılık sorunu varsa tedavi ettik mi? Şiddet görüyorsa koruduk mu? Bir suç örgütü onu kullanıyorsa o örgütün üzerine gittik mi? O çocuğu aynı mahalleye, aynı yoksulluğa, aynı şiddete, aynı çetenin içine geri bırakmak kolaydır, sonra yeniden suç işlenildiğinde cezayı biraz daha arttırmak da kolaydır ama çözüm bu değildir, bu musluğu kapatmadan yere yayılan suyu paspaslamaktır. Her yeni olayda daha büyük bir paspas getiriyoruz ama musluk hâlâ açık, çocuk yoksulluğu orada, okuldan kopuş orada, çocuk işçiliği orada, uyuşturucu orada, şiddet orada, çeteler orada, sosyal hizmet eksikliği yine orada. Musluğu kapatmadığınız sürece o su yeniden taşacak ve ne yazık ki biz aynı sorunları yeniden yaşayacağız.
Değerli milletvekilleri, çocuk adaleti yetişkin ceza hukukunun küçültülmüş bir hâli değildir. Temelinde çok açık bir ilke vardır: Çocuğun üstün yararı. Çocuğun hakkında aldığınız karar yalnızca bugün için sonuçlar yaratmaz, o çocuğun eğitimi üzerinde etki yapar, ruhsal gelişimi üzerinde etki yapar, yarın yeniden topluma katılabilme ihtimali üzerinde etki yapar. O yüzden çocuğu özgürlüğünden mahrum bırakmak son çare olmalıdır. Çocuk adaletinin amacı çocuğun yaptığı davranışın sorumluluğunu anlamasını sağlamaktır, onu yeniden topluma kazandırmaktır. Mağdurun hakkını korumak ile suça sürüklenen çocuğun hakkını korumak birbirinin karşıtı değildir. Gerçek çocuk adaleti bugün mağdur olan çocuğu korumaktır, yarın yeni mağdurlar yaratacak suç döngüsünü de kırmaktır. Bir çocuğu yeniden topluma kazandırmak yalnızca o çocuğu korumak değildir, gelecekte başka çocukların da mağdur olmasını önlemektir. Bizim Anayasa'mız devlete sadece cezalandırma görevi vermiyor; Anayasa’nın 41'inci maddesi çocuğun korunmasını, 42'nci maddesi eğitim hakkını, 58'inci maddesi gençlerin suçluluktan ve kötü alışkanlıklardan korunmasını devletin sorumluluğu olarak tanımlıyor. Dikkatinizi çekiyorum, suç işlendikten sonra daha ağır cezalandırmak değil suçluluktan korumak. Peki, önümüzdeki teklif ne yapıyor? Çocuklara uygulanan yaş küçüklüğü indirimlerini daraltıyor, 15 yaşından sonra işlenen suçları tekerrüre esas hâle getiriyor, böylece çocukların geçmiş mahkûmiyetleri nedeniyle kalıcı olarak suçla özdeşleştirilmelerinin önünü açıyor, çocukların cezalarını doğrudan eğitimevlerinde çekmesi anlayışından uzaklaşıyor, eğitimevine geçmeyi daha sonra kazanılacak bir imkâna dönüştürüyor. Biz tam da buna itiraz ediyoruz çünkü eğitim, bir çocuğun iyi davranırsa alacağı ödül değildir; eğitim, çocuğun hakkıdır. Çocukluk da hâkimin işlenen fiilin ağırlığına bakarak kaldırabileceği bir ayrıcalık değildir.
Değerli milletvekilleri, bir çocuk, adalet sistemiyle ilk kez temas ettiğinde devletin bütün imkânları o anda devreye girmelidir. Mahkeme dosyasına sadece "Ne yaptı?" diye bakılmamalıdır "Bu çocuk buraya nasıl geldi?" diye bakılmalıdır. Evi nasıl, okulla ilişkisi nasıl, şiddet görüyor mu, bağımlılık sorunu var mı, aile desteğe ihtiyaç duyuyor mu, bir yetişkin tarafından kullanılıyor mu, bir suç örgütünün tehdidi altında mı? Bunun için bütün çocuklar hakkında gerçek nitelikli bir sosyal inceleme yapılmalıdır. Rapor çocuğun evini, okulunu, mahallesini, yaşam koşullarını gören sosyal hizmet uzmanları tarafından hazırlanmalıdır. Adli sisteme giren her çocuk için bir vaka yöneticisi olsun diyoruz. Bu uzman o çocuğu başından sonuna kadar takip etsin. Okuluna dönmüş mü, tedavisine başlamış mı, ailesine destek ulaşmış mı, verilen tedbir gerçekten ulaşmış mı? Bu bilinsin. İlk kez suç isnadıyla karşılaşan çocukları mümkün olduğunca mahkeme ve cezaevi sisteminin dışında tutalım. Özellikle şiddet içermeyen fiillerde yönlendirme mekanizmalarını güçlendirelim diyoruz ve en önemlisi, ceza bittiğinde devletin görevi bitmesin, çocuğu cezaevinden çıkarıp, yeniden aynı yoksulluğa bırakıp "Artık senin sorumluluğun." diyemeyiz, aynı mahalleye bırakamayız, aynı şiddet ortamına bırakamayız, aynı uyuşturucu ağına bırakamayız. Okula döndüğünde takip eden gerçek bir tahliye sonrasında destek sistemi kurmak zorundayız, mesleki eğitimini takip eden bir sistem kurmak zorundayız, barınmasını takip eden bir sistem kurmak zorundayız, bağımlılık tedavisini takip eden bir sistem kurmak zorundayız ve ailesiyle ilişkisini de yine takip eden bir sistem kurmak zorundayız.
Değerli milletvekilleri, bizim önerdiğimiz sistemin özeti aslında çok basit: Devlet çocuğu suç işledikten sonra değil suça sürüklenirken görmelidir. Kaç çocuk okuluna döndü, kaç çocuk bir suç örgütünün elinden kurtarıldı, kaç çocuk ikinci kez o mahkeme kapısından içeri girmedi; gerçek başarı ölçütümüz bu olmalıdır çünkü en başarılı çocuk adalet sistemi en fazla çocuğu cezalandıran sistem değildir, çocuğun suçla temas etmesini baştan engel engelleyebilen, bunu gören ve müdahale eden sistemdir. Güçlü devlet, çocuğu suça sürüklenmeden önce gören devlettir, düştüğünde kaldıran devlettir, hiçbir çocuğundan vazgeçmeyen devlettir. Şu ilkemizi yine tekrar ederek bitirmek istiyorum: Gerçek çocuk adaleti bugün mağdur olan çocuğu korumaktır, yarın yeni mağdurlar yaratacak suç döngüsünü de kırmaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti ve CHP sıralarından alkışlar)