| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 121 |
| Tarih: | 06.08.2026 |
AYTEN KORDU (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teklifin 3'üncü maddesi, çocuklarla ilgili, adaletin temel ilkelerini zedeleyen son derece sakıncalı bir düzenleme içermektedir. Bu yasa teklifi, çocuğun sabıka sicilini 15 yaşından itibaren ele alarak bir yetişkin gibi var saymaktadır. Oysa 15-18 yaş arasındaki çocuklar fiilen yetişkin ceza hukuku mantığı içerisinde değerlendirilemez. Bakın, bu maddede bahsi geçen "tekerrür" ifadesi çok açıkça, devletin sadece ceza vererek çocukları suçtan koruyamadığının bir itiraf olmaktadır. Eğer cezaevleri suçtan rehabilitasyon suyun mekanizmalarına sahip olabilseydi eğer çocuklar cezaevinden daha profesyonel bir suç bilgisiyle çıkmazlardı. Dolayısıyla, bu madde devletin adalet mekanizmasının işlemediğinin, çok açık başarısızlığının da aynı zamanda bir itirafıdır. Buradan tekrar sormak istiyoruz, defalarca bu kurulda soruldu ama cevaplanmadı: Çocuk yaşı 15 yaşa mı düşürüldü, biz mi bilmiyoruz, ne zaman düşürüldü? Buna ilişkin kaç kere soru soruldu ama buradan cevapsız bırakıldı. 15 yaşa düşürerek aslında siyasal iktidar neyin hazırlığını yapmaktadır? Biz bunu buradan bir kere daha sormak istiyoruz.
Güvenli, adil bir yaşam sağlanması gereken çocuklar potansiyel suçlu olarak görülemez. Çocuk adalet sisteminin temel amacı intikam almak ya da cezayı ağırlaştırmak değildir; esas amaç, çocuğun üstün yararını gözeterek yeniden olası bir suçla ilişki kurmasını önlemek ve suçun ortadan kaldırılmasına yönelik kapsamlı çalışmalar yaparak suça temas ettirilmiş çocukları da topluma güvenli bir biçimde yeniden katılımını sağlamak olsaydı; Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme başta olmak üzere uluslararası çocuk hakları belgeleri çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakılmasının ancak son çare olarak ve en kısa süreyle uygulanmasını öngörmektedir, buna uyulabilirdi. Oysa bu teklif tam tersini yapmakta, çocuğun yeniden suç işlemesini, çocuk koruma sisteminin eksikliğiyle değil, cezanın yeterince ağır olmamasıyla açıklanmaktadır. Sorun da tam da bu bakış açısından ve sorunu böyle ele almaktan kaynaklanmaktadır. Bu yaklaşımın kendisi doğru değildir. Bakın değerli vekiller, toplumsal adaletin bütünlükle ele alınmadığı, eşitsizliklerin ve yoksunlukların yeterince giderilmediği, eğitimden sağlığa, barınmadan yaşam hakkına kadar demokrasinin eksik kaldığı tüm toplumlarda temel yaşam kaygıları giderilmeden çocuklara yönelik sağlıklı bir gelecek inşa etmek çok gerçekçi değildir. Kadınların tacize ve tecavüze uğradığı, kaybettirildiği, katledildiği suçlara karşın etkin önlemler geliştirilmezken cezasızlık politikalarıyla kadınlar her gün katledilmeye devam ederken Gülistan Doku davasında görüldüğü gibi kaybettirilen kadınlar kamu gücüyle örtbas edilirken yoksunluk ve yoksulluk en çok kadınları ve çocukları etkiliyorken buna dair önergelerimiz yine bu Mecliste sürekli reddediliyorken toplumsal adaleti sağlayabilecek pek çok sorumluluktan kaçılıyorken çocuklara ilişkin okullarda bir öğün beslenme bile çok görülürken MESEM'lerde sömürülerek çalıştırılan çocuklar her gün iş cinayetlerinde katlediliyorken kız çocuklarının tecavüzleri evlilikle meşrulaştırılarak örtbas ediliyorken çocuklara ağır cezalar vererek bu meseleyi böyle ele almak devletin kendi sorumluluklarından kaçmasından başka bir şeyi ifade etmemektedir. İşte onun için, adalet sağlayamadığımız bir ülkede bireysel silahlanmadan, madde bağımlılığından, suç örgütlerinden, çetelerden, yoksulluktan ve istismardan koruyamayan bir anlayış, çözümü çocuklara daha ağır ceza vermekte arayamaz. Çözüm, çocukları cezaevine göndermenin yollarını genişletmek değil, onları şiddetten, yoksulluktan, ihmalden, her türlü suistimalden koruyabilmekten geçmektedir. Bir çocuk yeniden suç işliyorsa bunun nedeni yeterince uzun süre cezaevinde kalmamış olması değildir. Çocuklar konusunda asıl tartışmamız gereken sistemsel adalet sorunudur çünkü bu ülkede çocuklar eşit koşullarda maalesef büyümüyor. Bir çocuğun yaşamını ve koşullarını doğduğu mahalle, ekonomik durumu, eğitime erişimi ve daha pek çok etken belirlemektedir. Çocuğu suça sürükleyen nedenleri ortadan kaldırmadan ceza sürelerini ağırlaştırarak çocuklar korunamaz. Aksine, çocukları daha uzun süre ceza infaz sistemi içerisinde tutmak, onların toplumsal yaşama yeniden katılımını daha da zorlaştıracaktır. Tüm dünya örneklerinde çocuk adalet sistemleri cezalandırmayı değil koruyucu, önleyici, onarıcı ve koşulları iyileştirmeyi esas alır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
AYTEN KORDU (Devamla) - Teşekkür ederim Başkan.
Biz, DEM PARTİ olarak, çocukların üstün yararını esas alan, hak temelli ve onarıcı çocuk adalet anlayışını savunuyoruz. Çocukları yetişkin ceza hukukunun mantığına yaklaştıran her düzenlemenin karşısındayız. Çocukların geleceğini daha fazla cezayla değil, eşit, özgür, bilimsel, her türlü ayırımcılığa son veren bir eğitimle, onarıcı adalet sistemiyle, daha güçlü sosyal politikalarla, nitelikli psikososyal destekle, etkin çocuk koruma mekanizmalarıyla güvence altına alabiliriz.
Bu nedenlerle, teklifin 3'üncü maddesini çocuk haklarına, çocuk adalet sisteminin temel ilkelerine ve Türkiye'nin uluslararası yükümlülüklerine aykırı buluyor, Genel Kurulu bu maddeyi reddetmeye davet ediyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)