GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:120
Tarih:05.08.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri!

Görüşülmekte olan Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, ülkemizin son yıllarda giderek ağırlaşan bir meselesine, çocuklarımızın suça sürüklenmesi ve suç örgütlerince bir araç hâline getirilmesi meselesine dokunuyor. İYİ Parti olarak, çocukların hem korunmasını hem de ağır suçlarda caydırıcılığın sağlanmasını birlikte gözeten bir düzenlemenin Meclisimizin gündemine gelmiş olmasını ele aldığı meselenin ciddiyeti bakımından kıymetli buluyoruz ancak bu yaklaşımımız, teklifin kusursuz olduğu ya da tartışmaya kapalı bulunduğu anlamına geliyor. Komisyon çalışmaları boyunca tespit ettiğimiz teknik eksiklikleri sizlerle paylaşmayı, yapıcı ve sorumlu bir siyasetin gereği sayıyoruz. Nitekim, Komisyonda verdiğimiz önerge, teklifi zayıflatmaya değil, güçlendirmeye yönelikti.

Öncelikle, usule ilişkin birkaç hususu kayda geçirmek istiyorum çünkü iyi hazırlanmış bir kanun ile aceleye getirilmiş bir kanun arasındaki fark, çoğu zaman uygulamada ortaya çıkıyor. Bu teklif, Meclisimize 14 Temmuz 2026 tarihinde sunulmuş, Adalet Komisyonu görüşmeleri ise yalnızca kırk sekiz saat sonra başlamış; milletvekillerimizin, 7 ayrı kanunda değişiklik öngören, çocuklarımızın hayatını ve geleceğini doğrudan etkileyecek böylesine kapsamlı bir metni gereği gibi inceleyebilmesi için bu süre yeterli olmamıştır. Ha, aramızda bazı arkadaşlar "Kardeşim, sen önüne gelen yasa metnini gereği gibi inceleyememekten yakınıyorsun. Biz daha bugün adına 'çerçeve' denilen bu yasa teklifine imza attık ancak metnini hiç görmedik." diyenler olabilir. Buna cevap olarak da herkesin kendi takdiridir.

Yine, görüşülen teklif, esas komisyon olarak Adalet Komisyonuna, tali komisyon olarak da Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna havale edilmişti. Ne var ki içinde aile yapısına, çocuk gelişimine, psikososyal destek mekanizmalarına dair pek çok hüküm barından bu teklif, tali komisyonda hiç görüşülmeden doğrudan Genel Kurula gelmiştir. Bu durum, İç Tüzük'ümüzün tali komisyonlara tanıdığı görüş bildirme yetkisini fiilen işlevsiz kılmıştır. Maalesef, bu tekil bir aksaklık değil, iktidarın pek çok kanun teklifinde tekrarlanan bir alışkanlık hâline gelmiştir.

Yine, komisyon toplantılarının iki ayrı günde, gece 01.30 hatta 02.00'ye kadar süren çalışma saatlerinde yürütülmesi milletvekillerinin sağlıklı bir müzakere yürütmesini zorlaştırmış, insani olmayan bir çalışma temposu, yalnızca motivasyonu değil kanun metninin niteliğini de olumsuz etkilemiştir. Kanun teklifinin uygulanmasından doğrudan sorumlu olacak Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürünün ve konudan sorumlu bakan yardımcısının komisyon görüşmelerinde hazır bulunmaması da konuya verilen önemi gösteren ayrı ve dikkat çekici bir eksikliktir. Sahada bu kanunu uygulayacak idarenin kanunu yapan Meclisin sorularına muhatap olmaması sağlıklı bir yasama faaliyetiyle bağdaşmaz.

Son olarak, bu denli kapsamlı bir düzenleme için kanunen gerekli olan etki analizi, maliyet hesabı, personel ve kurumsal kapasite planlaması hâlâ Komisyona sunulmamıştır. Bu durumu tekrar tekrar dile getiriyoruz çünkü sosyal inceleme raporları, çocuk eğitim evleri, yönlendirme tedbirleri gibi bu kanunun öngördüğü pek çok mekanizma ciddi bir insan kaynağı ve bütçe gerektirmektedir. Bu planlama yapılmadan kanunun sahada beklenen sonucu vermesi güçleşecektir.

Değerli arkadaşlar, bu noktada, özellikle iki hususun altını çizmek istiyorum. Birincisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde Çocukların Suça Sürüklenmesine Yol Açan Nedenlerin Tüm Boyutlarıyla İncelenerek Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi ile Çocukların Toplumsal Yaşama Etkin Katılımlarının Sağlanması İçin Yapılması Gerekenlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu aylarca çalışmış, il il dolaşmış, uzmanlar dinlemiştir ama bu teklif komisyona gelene dek emek verilen bu çalışmanın nihai raporunun henüz sıra sayısı bastırılmamıştır yani aylarca süren bir incelemenin matbu hâli ortada yokken aynı konuyu düzenleyen bir kanun teklifi apar topar Genel Kurul gündemine taşınmıştır.

İkincisi ise şudur: Tam bu kanun teklifinin hazırlandığı ve Komisyona geldiği günlerde Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki okul baskınlarını inceleyen Türkiye Büyük Millet Meclisi Okul Saldırılarının Nedenlerini Araştırma Komisyonu da çalışmalarına aralıksız devam etmekteydi, saha ziyaretleri yapıyor, uzman akademisyenleri ve kamu kurumlarını dinliyor, mağdur ailelerle görüşüyordu, hâlâ da Komisyon çalışmaları devam ediyor. Ne var ki bu Komisyonun ortaya koyacağı bulgular ve öneriler beklenmeden doğrudan çocuk suçluluğunu ilgilendiren bu kanun teklifi aceleyle Meclise getirilmiştir. Burada samimi bir soru sormak istiyorum: Madem bu komisyonların ortaya koyacağı bulguları dikkate almayacaktınız bu komisyonları niçin kurdunuz? Milletvekillerini aylarca il il, kurum kurum dolaştırıp, uzmanları saatlerce dinlettirip sonra da bu emeği bir kenara bırakarak kanun teklifini yasalaştırmaya çalışmak devlet ciddiyetiyle bağdaşan bir yaklaşım değildir. Kurduğumuz araştırma komisyonlarına karşı sergilenen bu tutarsızlık hem milletvekillerinin hem de bu komisyonlarda dinlenen uzmanların ve ailelerin emeğine saygısızlıktır. Araştırma komisyonlarımızın raporları, yasama sürecimizin en değerli girdilerinden biridir. Bu girdiler beklenmeden kanunlaştırma yoluna gidilmesi gelecekte kurulacak komisyonların da göstermelik kalması riskini doğurmaktadır. Bu bir eleştiri olduğu kadar, bundan sonraki yasama dönemleri için de bir uyarı niteliğindedir.

Şimdi, teklifin özüne, esasına gelelim. İYİ Parti olarak çocuk adaleti sisteminde iki önemli değer olan çocuğun üstün yararı ile mağdurun adalet beklentisini asla birbirinin alternatifi olarak görmüyoruz. Bir çocuğun korunması, işlediği ağır suçun mazur görülmesi anlamına gelmemelidir. Caydırıcılığın sağlanması da, çocuğun rehabilite edilme ve yeniden topluma kazandırılma hakkını ortadan kaldıramamalıdır. Teklifin kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama gibi geri dönüşü olmayan suçlarda 15-18 yaş grubu için indirim uygulanmama imkânı getirmesini, 12-15 yaş grubunda ise hâkime daha ağır indirim uygulama yetkisi tanımasını isabetli buluyoruz. Aynı şekilde tekerrür yaşının 18'den 15'e indirilmesini, organize suç örgütlerinin küçük yaştaki çocukları defalarca aynı suçlarda kullanmasının önüne geçecek bir adım olarak, bıçak ve benzeri kesici aletlerin çocuk satışının ve çocuklar tarafından taşınmasının yasaklanmasını da sokak şiddetiyle mücadele bakımından isabetli buluyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifin Komisyonda görüşülmesi sırasında gelen itirazları da burada özellikle değerlendirmek istiyorum.

Komisyon görüşmelerinde daha ağır cezaların toplumdaki cezasızlık algısını değiştirmeyeceği söylenerek teklife karşı çıkılmış hatta bu düzenleme çocukluk tanımına açılmış bir savaş olarak nitelendirilmiştir. Bu değerlendirmeye katılmadığımızı ifade etmek isterim çünkü PKK terör örgütü başta olmak üzere pek çok terör örgütü ve suç çeteleri çocukları sistematik biçimde bünyelerine katmıştır. PKK terör örgütü bir dönem 8 ila 12 yaşlarındaki çocuklardan oluşan ve "Şehit Agit Çocuk Taburu" adını verdiği bir birlik dahi kurmuş, bu birliğin yönetimini de yine çocuk yaştaki bir komiteye bırakmıştır. Bu örgüt dağa kaçırdığı çocukları ideolojik olarak koşullandırarak birer şiddet ve suç aracına dönüştürmekte, hayatını kaybeden çocukları ise ailelerini devlete düşman etmek için bir propaganda malzemesi olarak kullanmaktadır. Bu terör örgütü açısından bir çocuğun akıbeti hiçbir zaman önemli değildir.

Yine, yakın zamanda güvenlik güçleri Manisa'da iş yeri kundaklama ve ikamet kurşunlama eylemlerini gerçekleştiren bir çeteyi çökertmiş, gözaltına alınan 8 şüpheliden 3'ünün çocuk yaşta olduğu tespit edilmiştir. Bu tek bir örnek değildir. Son on yılda suça sürüklenen çocuk sayısındaki artışın yüzde 17,5'i bulduğu ifade edilmektedir. Yaşı küçük olduğu için failin arkasına saklanabildiği örgütlü yapılara karşı çocukları koruyacak bir kanunu görüşürken bu gerçeği görmezden gelmek mümkün değildir. Türkiye'nin farklı şehirlerinde faaliyet gösteren organize suç çeteleri de özellikle 15-17 yaş arasındaki çocukları dijital mesajlaşma uygulamaları üzerinden kiralık tetikçi olarak devşirmektedir. Yakın zamanda İstanbul Sarıyer'de bir iş insanının vurulduğu silahlı saldırıda saldırıyı gerçekleştiren 16 yaşındaki çocuğun Telegram'daki bir infaz grubu kanalında 200 bin lira karşılığında kiralandığı tespit edilmiş, benzer örnekler farklı illerimizde de tekrarlanmıştır. Çocuklarını dağda ya da örgüt hücrelerinde kaybeden ailelerin acısını, sokakta silahla, bıçakla kullanılan çocukların çalınan geleceğini konuşmadan bu teklifi tartışmak eksik kalır. Bu nedenle, İYİ Parti olarak tam da bu tabloyu değiştirebilecek türden düzenlemeleri önemsiyor, bunların teknik açıdan daha güçlü, daha uygulanabilir bir metinle hayata geçirilmesini bekliyoruz. Şunu da belirtmek isterim: Çocukları koruma iddiasında olup örgütün çocukları silahlandırmasına, taburlaştırmasına dahi bir tek cümle sarf etmeyen siyasi söylemlerin de bu milletimizde inandırıcı bir zemin bulması mümkün değildir.

Şimdi, izin verirseniz, Komisyonda verdiğimiz ve maalesef reddedilen önergelerimize kısaca değinmek istiyorum çünkü bunlar teklife karşı değil, teklifi güçlendirmeye yönelik somut önerilerdi. 1'inci maddede ateşli silahın çocuk tarafından ele geçirilmesini suç sayan düzenlemede yer alan "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle" ibaresinin sorumluluğun ispatı güç, subjektif bir tartışmaya dönüşebileceğini, faili "Elimden geleni yaptım." savunmasıyla sorumluluktan kolayca sıyrılabileceğini düşünüyoruz. Bu ibarenin madde metninden çıkarılmasını, silah sahibine çocuğun silaha erişimini fiilen engelleyecek, daha açık ve daha güçlü bir muhafaza yükümlülüğü yüklenmesini önerdik. Bu önergemiz maalesef kabul görmedi. 2'nci maddede, 15 yaşını doldurmamış çocuklar için yaş küçüklüğüne bağlı indirimin uygulanmayacağı, ağır suçlar listesine intihara yönlendirme, kasten yaralama, cinsel saldırı ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarının da eklenmesini talep ettik; zira bu suçlar da mağdur üzerinde kalıcı, bazen telafisi imkânsız sonuçlar doğurmaktadır ve tam olarak organize yapıların istismar ettiği suç tipleridir. İntihara yönlendirme suçunun özellikle gündeme taşımamızın somut bir nedeni vardı. Türkiye'de "Mavi Balina" benzeri görünüşte sıradan bir dijital meydan okuma gibi sunulan ama çocukları adım adım kendine zarar vermeye ve nihayetinde intihara sürükleyen ağlar yeniden görünür hâle gelmiştir. Bu yıl Trabzon'da 13 yaşındaki bir çocuğumuz bu dijital tuzakların hedefi olmuş, geçmişte de benzer vakalarda çocuklarımız hayatını kaybetmiştir. Failleri büyük ölçüde kimliğini gizleyen, yurt dışı sunucular arkasına saklanan bu ağlara karşı mağdur olan çocuklarımızı bu ağırlıktaki bir suçun tehdidinden koruyacak bir madde eksikliğini burada dile getirmek istedik; bu önergemiz de reddedildi.

Diğer önergelerimizle de teklifi güçlendirmeyi hedefledik. 4'üncü maddede aile içi ihmalin çocuğu ağır suça sürüklediği durumlarda anne-babaya yönelik zorunlu ebeveynlik ve çocuk gelişimi eğitimi getirilmesini, 8'inci maddede koşullu salıverilmede iki günü bir gün sayma uygulamasının istisnaları arasına daha fazla ağır suç türünün eklenmesini, 9'uncu maddede öngörülen idari para cezalarının caydırıcılığı artıracak şekilde 10 kat artırılmasını, 12'nci maddede ise Sağlık Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığının da sürece dâhil edilerek müşterek bir yönetmelik hazırlanmasını önerdik; bu önergelerin tamamı da kabul görmedi. Bunun yanında 13'üncü maddede hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilirken mağdurun veya kamunun uğradığı zararın az olduğu hâllerde zararın giderilmesi şartının aranmayabilmesini de isabetli bulmadığımızı burada kayda geçirmek isterim. Bu esneklik, mağdurun zararının giderilmesi beklentisiyle ve düzenlemenin caydırıcılık amacıyla bağdaşmamaktadır.

14'üncü maddede ise 15 yaşını doldurmuş çocuklar için sosyal inceleme raporu zorunluluğunun kaldırılıp yerine yalnızca gerekçe gösterme yükümlülüğü getirilmesinin mahkemelere ve savcılara sınırları belirsiz, denetimi güç bir takdir yetkisi tanıdığını, bu istisnanın yalnızca daha önce kesinleşmiş bir mahkûmiyeti bulunan mükerrer suç hâlleriyle sınırlandırılmasının hukuki belirlilik ilkesi açısından çok daha isabetli olacağını savunduk. İlk kez suça sürüklenen bir çocuk için sosyal inceleme raporu, o çocuğun ailesini, eğitim durumunu, çevresini anlamamızı sağlayan en temel usul güvencesidir. Bunun istisnaya dönüştürülmesi doğru bulunmamıştır.

Son olarak, 16'ncı maddede mevzuatımızda yıllardır yerleşik olan "suça sürüklenen çocuk" ifadesinin "adli süreçteki çocuk" şeklinde değiştirilmesine itiraz ettik. Çünkü bu yeni ifade mağdur ya da tanık sıfatıyla adli sürece dâhil olan çocukları da kapsayabilecek belirsizlikte bir kavramdır ve uygulamada karışıklığa yol açabilir. Maddenin tekliften tamamen çıkarılmasını önerdik ancak bu önergemiz de reddedildi. Belirttiğimiz gibi, bu önerilerin hiçbiri teklifin ruhuna aykırı değildir; tam tersine, teklifin amacına daha sağlam bir hukuki zeminde ulaşmasını sağlamayı hedeflemektedir. Komisyonda verdiğimiz tüm önergelerin reddedilmiş olmasını üzüntüyle karşılıyoruz. Zira, yasama sürecinin kalitesi yalnızca çoğunluğun iradesiyle değil, farklı görüşlerin metne kattığı katma değerle de ölçülür. Bir kanunun sahiplenilmesi yalnızca teklifi veren siyasi iradenin değil, Meclisin tamamının ortak başarısı olduğunda kalıcı olur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir hususu daha açıklığa kavuşturmak isterim. Onarıcı adalet anlayışı çocuk adalet sisteminin vazgeçilmez ilkelerinden biridir ve İYİ Parti olarak bunu önemsiyoruz ancak bu anlayış ağır suç işleyen çocuklar bakımından cezasızlık algısını besleyen bir uygulamaya asla dönüşmemelidir. Gelecek onarıcı adalet hem mağdurun zararının giderilmesini hem de failin denetlenebilir bir ıslah süreciyle topluma kazandırılmasını aynı anda hedeflemelidir. Ağır suçlarda suçun ağırlığıyla orantısız kalan infaz süreleri mağdur yakınlarının adalet beklentisini karşılamamakta, bu da yargıya duyulan güveni aşındırmaktadır. Hukuk devleti evrensel ilkeler ile kamu vicdanını birlikte gözeten dengeli çözüm üretmekle yükümlüdür. Bu çerçevede, Anayasa'mızın devlete yüklediği çocukları koruma yükümlülüğünü de hatırlatmak isterim. Bir çocuğun suça sürüklenmesinin bütün sorumluluğunu yalnızca çocuğa ya da ailesine yüklemek doğru bir yaklaşım değildir. Koruyucu mekanizmaların zamanında işletilmediği durumlarda ihmali bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının da sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmemiz, bu ihmalleri tespit edip gerekli hukuki sorumluluğu yüklememiz gerekir. Bu yaklaşımın kâğıt üzerinde kalan bir temenni olarak değil, önümüzdeki dönemde hazırlanacak ikincil mevzuata ve uygulama genelgelerinde somut ve denetlenebilir bir karşılık bularak hayata geçirilmesini talep ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, çocuk suçluluğuyla mücadele yalnızca ceza infaz sistem üzerinden yürütülemez. Yoksulluk, eğitimden kopuş, okul devamsızlığı, aile içi ihmal, kontrolsüz göç ve dijital ortamda maruz kalınan çete, örgütle suç propagandası gibi yapısal nedenlerle de kararlı biçimde mücadele edilmesi, devletin bir çocuğun ilk kez suça karıştığı andan itibaren bütün kurumlarıyla devreye girip koruyucu ve destekleyici tedbirleri gecikmeksizin uygulaması gerekir.

Bu teklifte yer alan sosyal inceleme raporunun zorunluluğu, yönlendirme tedbirleri, acil koruma kararları ve kurumlar arası koordinasyon hükümlerini bu bakımdan kıymetli buluyoruz ancak bu mekanizmaların kâğıt üzerinde kalmaması için gereken bütçenin, uzman personelin ve kurumsal kapasitenin de aynı ciddiyetle planlaması gerekir. Aksi hâlde, iyi niyetli hedefler temenninin ötesine geçemez.

Sözlerimi toparlarken şunu ifade etmek istiyorum: İYİ Parti çocuklarımızı hem suçtan hem de suça alet edilmekten koruyacak, aynı zamanda mağdurların adalet beklentisini boşa çıkarmayacak düzenlemelerin her zaman takipçisi olmuştur ve olmaya devam edecektir. Bu teklifin taşıdığı iyi niyete ve genel doğrultusuna karşı olumlu duruşumuzu bugün de sürdürüyoruz. Burada dile getirdiğimiz teknik eksikliklerin ise kanunun Resmî Gazete'de yayımlanmasından sonra yönetmelik ve uygulama süreçlerinde giderilmesini bekliyoruz. Yasama tek bir oylamayla biten değil uygulamayla birlikte sürekli gözden geçirilmesi gereken bir sorumluluktur. Bu teklife bakışımızı şekillendirirken gözümüz sadece bugünkü Genel Kurulda değil yarın sahada bu kanunu uygulayacak hâkimde, savcıda, sosyal çalışmacıda, öğretmende ve en nihayetinde tehlikeye açık her çocuğumuzdadır. Kanunun lafzı ne kadar güçlü olursa olsun uygulamada gerekli kaynak ve kararlılık sağlanmazsa amacına ulaşamaz. Bu nedenle, Hükûmeti ve ilgili bakanlıkları kanunun yürürlüğe girmesinin hemen ardından ikincil mevzuatı hazırlarken Komisyonda dile getirdiğim hususları yeniden değerlendirmeye davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Bu düzenlemenin çocuklarımızı örgütlerin, çetelerin ve suçun her türlüsünden uzak tutacak, aynı zamanda mağdur haklarını da koruyacak şekilde hayata geçmesini diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)