| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 120 |
| Tarih: | 05.08.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Çok kıymetli Genel Kurul, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10'uncu yılını geride bıraktık. Zannediyorum...
(Uğultular)
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Sayın Başkanım, gürültü bayağı... Süreyi de...
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, sükûneti sağlayalım. Sohbet etmek isteyenler, lütfen kulise çıksın.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Başkanım arkadaşlarımızı kulise...
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yani, ikaz etmekten yoruluyoruz vallahi.
Buyurun.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Milletvekillerimizin dışarı çıkmaktansa kısa bir süre olsa sözlerime kulak vermesini tercih ederim.
15 Temmuz hain darbe girişiminin 10'uncu yıl dönümündeyiz ve bu hain darbe girişiminin lanetli bir girişim olduğu, millî iradeye bir darbe kalkışması olduğu ve bunun da FETÖ ana unsurlarınca gerçekleştiği konusunda -zannediyorum- Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün grupları ve neredeyse bütün milletvekillerinin bir fikir birliği var. Ama bu on yıl içerisinde hep şu konular gündeme geldi: Bir hizmet hareketi olma iddiasıyla ve eğitim faaliyetleriyle başlayan bu örgüt ne zaman bir suç örgütüne dönüştü, ne zaman bir terör örgütüne dönüştü? Darbe örgütü açısından bunlara ayrı ayrı zaman dilimleri koyabiliriz. 17-25 Aralık telaffuz edildi ama yargının uygulamalarında 17-25 Aralık çizgisinin çok net olarak oturmadığını gördük. Keza, bu örgüt üyeliğinin hangi eylemler açısından bir suç örgütü, hangi eylemler açısından bir terör örgütü, hangi eylemler açısından darbe fiilinin bir paydaşı olduğu mevzusu da yargı uygulamalarında sürekli askıda kaldı. Biz bir bankada hesabın bulunması, bir okulda öğretmenlik yapılması, bir derneğe üye olunması, hatta bir gazeteye abone olunması gerekçeleriyle terör örgütü üyeliğinden yani FETÖ üyeliğinden yargılamalar ve hükümler verildiğini gördük. Kafaları o kadar karışıktı ki 2016 darbe girişiminden neredeyse 2020-2021 yılına kadar yargının çok sert kararlarıyla karşılaştık ancak daha sonra Yargıtayın ilgili dairesi Yargıtay Ceza Genel Kurulu, byLock delili başta olmak üzere, bir, zaman çizelgesi açısından; iki, cemaat yapısının bir suç örgütüne, bir terör örgütüne ve bir darbe failine dönüşmesi açısından yavaş yavaş kararlarını netleştirmeye başladı. Bugün, şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız: 2018 yılında, hakkında terör örgütü üyeliğinden ceza verilmiş, altı yıl üç ay cezanın dört buçuk yıl yatarını yapmış bir arkadaşın dosyası bugün Yargıtay 3. Ceza Dairesinin önüne gelse beraat kararı alıyor. Peki, bu insanların günahı neydi? Hâlâ infazı devam edenler var, hâlâ soruşturması, kovuşturması devam edenler var. Tabii, bu arada, bir de iç hukukumuza göre meşru bir yol olan, hâlâ Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir statü olarak tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurular oluştu. Bu başvurularla ilgili devlete tebliğ edilen en az 7 bin başvuru olduğunu biliyoruz, dosyaların tümüne baktığımızda bu başvuruların sayısının 100 bini bulabileceğini görüyoruz ve bu başvurular arasında 26 Eylül 2023 tarihinden bugüne kadar önce Yüksel Yalçınkaya/Türkiye dosyasında, sonra 5 Mayıs 2026 tarihli Yasak/Türkiye dosyasında, daha sonra Demirhan, Bozyokuş, Seyhan, Karslı, Kılıçarslan, Çalı ve Dönmez grup kararlarıyla birlikte 3.500'ü aşkın ihlal kararı var ve bu ihlal kararlarına karşı yargı kendiliğinden harekete geçemiyor; aslında, bir, her ilgili mahkemenin bu kararı tanıması gerekir; iki, bu karara uyan diğer dosyaların da resen tanınması gerekir. Geçmişte bunun örnekleri var, deniliyor ki: "Şu AİHM kararı X şahıs hakkında verildi ama Y şahıs hakkında da geçerlidir." Ortada siyasi atmosferin blokajı nedeniyle yargının yapması gereken vazifeyi icra edemediği bir durum var. İşte böyle bir tabloda avukat Levent Mazılıgüney'in öncülüğünde Türkiye'nin önemli ceza hukukçuları Profesör Doktor Adem Sözüer, Profesör Doktor İzzet Özgenç, Profesör Doktor Faruk Turhan, Profesör Doktor Cumhur Şahin ve Profesör Doktor Tolga Şirin şu elimde gördüğünüz 71 sayfalık mütalaayı yayınladılar. Biz bu genel görüşme önergesini bir defa bütün siyasi parti gruplarımızın bu mütalaadan eğer henüz haberdar değilse haberdar olması, haberdar ise bunun hakkında bir kanaat oluşturması için vermiş bulunuyoruz.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayalım.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Ve diyoruz ki: Gelin, yargıdaki bu tıkanıklığı önce konuşalım, sonra önünü açalım. Önünü açalım dediğimizde sevgili AK PARTİ'li arkadaşlara hiç duymadıkları ve görmedikleri bir şeyi önermiyoruz. Bu durum 2013 yılında da yaşandı ve 9 Ocak 2013 tarihinde kabul edilen bir yasayla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair bir kanunu AK PARTİ çıkarttı. Bu kanun Adalet Bakanlığına bir yetki tanıdı, AİHM'deki bütün başvuruları inceledi, idari yollarla telafi edebildiğini etti, edemediğine tazminat ödedi. Gelin, bu konuları alalım, iç hukukumuza, imzamız olan sözleşmelere, tanıdığımız yargı yollarına uygun olarak ve -hatta şunu iddia ediyorum- Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanlığının son bir yılda verdiği kararlara göre bütün kararları uyarlı hâle getirelim diyorum.
Genel görüşme önerimizin kabulü dileğiyle, saygılar sunuyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)