GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:118
Tarih:30.07.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekranları başında bizleri izleyen tüm Türkiye halklarını ve cezaevlerindeki tüm siyasi tutsak yoldaşlarımı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Eşitsizlik, adaletsizlik, yoksulluk ve bunlara karşı verilen onurlu yaşam mücadelesi her insanın hayat yolculuğunda farklı anlamlar taşır. Bu yolculuk farklı duraklardan ve evrelerden geçer. Eşitsizlikten muzdarip olan kişiler bu gerçeği kimi zaman sokakta, kimi zaman okulda, işyerinde, kimi zaman ise üniversitede fark eder. Egemenler ise bu eşitsizliğin bekası için kurguladıkları birey ve toplum ilişkisiyle iktidarlarını yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettirmeyi hedefler. Üniversiteler de bu kuşatmanın en mühim mekânlarından biridir çünkü egemenler henüz tam bir yetişkin olarak görmedikleri ve kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olabileceklerinden şüphe duydukları, hatta bu söz hakkını ellerinden aldıkları gençleri şekillendirmeye, düzenin muhalifi değildi de düzenin taraftarı kılmaya çabalar. Üniversitelerdeki bu şekilde dizayn etme, üniversitelerin özgürlükçü yanını gıdım gıdım törpülemeye başlar, yok etmeyi hedefler çünkü egemenler bilir ki liberal anlamda değil, devrimci bir manada özgürlük ve özgür düşünce onların iktidarını sonlandıracak yegâne anahtardır ve geçmiş düzenlemeler gibi bu getirilen kanun teklifi de iktidarın bu korkularından azade olmayan düzenlemelerdir. Tarih defalarca kanıtlamıştır ki yüzünde maskeyle dolaşan, gerçek niyetini gizlemek ve görünmez kılmak için demokrat rolünü oynayanlar er ya da geç gerçek yüzlerini göstermekten kaçamazlar. AKP'nin maskesi de çok uzun zaman önce düşmüştü. Zamanında kimliğinden dolayı üniversiteye giremeyenlerin savunuculuğuna soyunan ve mağdur olduğunu iddia eden AKP, zamanla bizzat zulümkâr olanın kendisiyle yer değiştirdi. AKP, yılmaz bir savunucusu ve uygulayıcısı olduğu neoliberal, piyasacı akıl doğrultusunda yıllar içerisinde baskıcı rejimini inşa edecek pek çok adım attı. KHK'ler bu adımların en sembolik ve en hukuksuz olanlarından sadece biriydi. Bu süreçte üniversite rektörleri ve dekanları iktidarın birer emir eri hâline getirildi, akademi sistemli biçimde niteliksizleştirildi. Sınıfsal duvarları aşıp emeği ve bilgisiyle akademiye girmeyi başarabilen akademisyenler tek tek okullarından uzaklaştırıldı. Bilimsel içerikleriyle, çıkardıkları yayınlarla değil iktidarla kurdukları biat ilişkisiyle insanlar kadrolara atandı.

Sonuç olarak gerek bizzat tanıklık edip deneyimlediklerimiz gerekse evrensel akademik başarı kıstasları göstermektedir ki Türkiye'deki üniversitelerin neredeyse tamamı uluslararası sıralamalarda hızla gerilemiştir. Üniversiteler, eleştirel düşüncenin perçinlendiği yerler olması gerekirken günümüzde sermayeye, piyasaya ve kapitalist aklın dilediği öğrenci tipini yetiştirmeye programlanmış durumdadır. Üniversite kampüsleri birer holding binası gibi kurgulanmaktadır. Üniversitelerdeki AR-GE merkezleri bilgiyi toplumsallaştırmak, bilgiyi halkın yararı için üretmek yerine sermayenin kullanımına ve büyümesine sunmuştur. Bu durumu da sanayiyle iş birliği yaparak toplumsal fayda sağladıkları gerekçesiyle meşrulaştırmaya çalışıyor iktidar. Buna göz yummayan, itiraz eden üniversite gençliği ise sindirilmek isteniyor fakat ne yapılırsa yapılsın, baskı ne kadar artırılırsa artırılsın, hakikat ve hakikati savunan öğrenciler her daim muktedire hak ettiği cevabı vermiştir ve verecektir. Kimileri bunu protestoyla yapar, kimileri mizahıyla başarır, kimileri de mezuniyet gününde açtığı bir pankartla tavrını ortaya koyar çünkü iktidarın olduğu yerde direniş de vardır ve bu direniş asla sonlanmayacaktır.

Durum böyle iken elbette ki yapılması gereken, üniversitelerin müzakere ve diyalog kanallarını artırmak, KHK'yle okullarından uzaklaştırılan eğitim emekçilerinin görevlerine dönüşlerini sağlamaktır. İktidar er ya da geç bunu mutlaka anlayacaktır. Baskıyla, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmakla, üniversitelerin özerkliğini bertaraf etmekle ellerine hiçbir şey geçmeyecektir. İktidarın kazandığını sandığı kısa süreli zaferler gün gelecek onları da içine alacak birer yenilgiye dönüşecektir.

Değerli milletvekilleri, Meclise getirilen bu kanun teklifinde de bazı maddeler dışarıdan olumlu gibi sunulsa da üniversitelerdeki mevcut baskı düzenini çözmekten fersah fersah uzaktır, eksiktir hatta yanıltıcıdır. Üniversiteler özgür ve eleştirel düşüncenin filizlendiği, yeşerdiği ve büyüdüğü mekânlardır ve tarih boyunca da böyle olmuştur. Buna engel olunduğu sürece akademiyi niteliksizleştirmeye ve evrensel kodlardan koparmaya mahkûm edersiniz. Burada altını çizmekte fayda var, özgür ve eleştirel düşünceden kastımız, piyasacı, liberal bir çerçeve değil sınıfsal ve devrimci bir özdür. Bu durum, yalnızca sosyal bilimler için değil üniversitenin tüm bölümleri için de geçerlidir. Gerçek bir çözüm restorasyonla, kısmi madde değişiklikleriyle değil kayyum rejimine son vermekle, idari ve akademik özerkliği sağlamakla mümkündür.

İktidar, elindeki tüm araçlarla üniversitelerin demokratik karakterini tasfiye etmek için âdeta amansız bir hücuma kalkışmıştır. Bugün öğrenciler en temel demokratik haklarını kullanır kullanmaz karşılarında derhâl soruşturmaları bulunmaktadır. Yemekhane zammını protesto etmek mi? Hemen soruşturma. İnsanca yaşam talebiyle yurt protestosu yapmak mı? Hemen soruşturma. Ülke gündemine ilişkin barışçıl bir fikir beyan etmek mi? Hemen soruşturma, akabinde uzaklaştırma cezası ve eğitim hakkının gasbı söz konusudur.

Peki, önümüzdeki YÖK Kanunu'nda dile getirdiğimiz mevcut, yakıcı sorunların çözümüne ilişkin tek bir düzenleme var mıdır? Elbette ki yoktur. Aksine, mevcut antidemokratik koşulları daha da otoriter, daha da baskıcı hâle getirme niyeti ve çabası söz konusudur. Aynı baskıcı ve antidemokratik uygulamalar akademisyenlere de maalesef uygulanmaktadır. KHK zulmüyle barış çağrısı yapan akademisyenler iktidara yaranmaya çalışan işbirlikçi rektörlerin tetikçiliğiyle üniversitelerden maalesef ihraç edildi, uzaklaştırıldı. Keyfî düzenlemelerle akademisyenlerin iş güvencesi tamamen bertaraf edildi. Bugün devlet, vakıf ve özel üniversitelerdeki akademisyenler güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilmekte, her gün açık bir akademik zorbalıkla karşı karşıya kalmaktadırlar. Akademik yayınların niteliğinden, üniversitelere doluşturulan eş dost akrabalardan, ısmarlama kadrolardan henüz bahsetmedik bile. Gerçi bu durum sizler de bir yüz kızarmasına da neden olmuyor ama olsun diyelim. Üniversiteler ülkede şu an yaşanan ve sizler tarafından dayatılan antidemokratik, baskıcı ve otoriter tüm uygulamaların deney sahasına dönüştürülmüş durumdadır. Düşünen, sorgulayan, itiraz eden ve bu çürümüş düzene razı olmayan öğrencileri, gençliği baskıyla, zorla durdurmaya çalışsanız da nafile, düşüncenin ve değişimin gücüne ne yapsanız da engel olamayacaksınız. Bizler açısından, yani DEM PARTİ açısından demokratik ve özerk üniversitenin temel koşulu, akademisyenlerin ve öğrencilerin eleştirel düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, bilimsel faaliyetlerine herhangi bir idari veya siyasal baskı endişesi taşımadan sürdürebildiği bir yükseköğretim ortamının oluşturulmasıdır. Yükseköğretimin niteliğini yalnızca kurumsal yapılanmaya dair getirdiğiniz bu teknik ve biçimsel düzenlemelerle geliştiremezsiniz. Nitelikli bir yükseköğretim yeterli kamusal finansmanın sağlanmasıyla, kayyumların değil demokratik üniversite yönetiminin hâkim kılınmasıyla, bilimsel özerkliğin ve akademik özgürlüğün tereddütsüz güvenceye alınmasıyla mümkündür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET ZEKİ İRMEZ (Devamla) - Nitelikli akademi ise bilim insanlarını güvencesizliğe mahkûm etmekle değil güvenceli akademik istihdamla, sadakati değil liyakati esas alan adil bir atama sistemiyle ve en önemlisi eğitim hakkının hiçbir ayrım gözetilmeksizin eksiksiz biçimde güvence altına alınmasıyla tesis edilebilir.

Sözlerime son verirken, üniversite gençliğini, özgür düşünceyi esas alanları, sınıf ve demokrasi mücadelesinde saf tutan direnenleri selamlıyor, bu uğurda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)