| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 117 |
| Tarih: | 29.07.2026 |
MHP GRUBU ADINA İLYAS TOPSAKAL (Samsun) - Sayın Başkan, aziz milletimizin kıymetli vekilleri; Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Muhterem milletvekilleri, bilindiği üzere, maarif tarihimiz boyunca Türk maarif sisteminin en önemli meselesi eğitim gören yavrularımızın hayatlarını idame etmelerini temin edecek, başarılarında onlara yön verecek eğitim, öğretim, program ve içerikleri olmuştur. Bizim geleneğimizin en önemli amacı da çocuklarımızın kendi kültür ve medeniyetini bilen ve geleceklerini estetik ve zarafetle süsleyen nesiller olarak yetiştirmektir. Bu vesileyle, son yıllarda personel dengesi ve üniversite kontenjanlarının devletimizin ihtiyacına göre planlamada üstün gayret gösteren Yükseköğretim Kurulumuzun bu konuda yaptıkları çalışmaları da olumlu bulduğumuzu ifade etmek isterim. Ayrıca, ihtiyacımızın gittikçe arttığı mesleki eğitim konusunda da son yıllarda yapılan çalışmaların güvenlik meselemiz olduğunu da belirtmek istiyorum. Millî Eğitim Bakanlığımızın bu konuda yapacağı çalışmaların önemine dikkat çekmek isteriz ayrıca.
Bütün bunlar planlanırken gelecek nesillerin Türkiye Cumhuriyeti'ne aidiyeti ve ülkelerinin başarısı için çalışan bireyler olarak yetiştirilmeleri de elbette oldukça önemlidir. Her bireyin içinde olduğu milliyete aldığı eğitimle bağlandığını hepimiz biliyoruz. Eskiler tedrisatın içinde terbiyeyi çok önemli görürlerdi; tedrisat ise bilim, terbiye, kültürle ifade edilirdi. Bizlerin kültürü binlerce yıllık tecrübe ve irfanı içinde barındıran aslında hayatımızın hem geçmişi hem de geleceğidir. Söylediğimiz ezgilerin, kullandığımız çalgıların, anne ve babalarımızın kulağımıza üflediği ezcümle her şeyin geleceğe aktarılmasıdır aslında bu tecrübe. Bu aktarım binlerce yılın içinden süzülen, gelen inancımızın ve duygularımızın da mirasıdır. Bu miras bizlere ancak kendi dilimizle aktarılabilir. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığımız 2023 yılındaki strateji belgesine Türkçenin güzel kullanımını ekleyerek önemli bir iş gerçekleştirmiştir. Liselerimizde en önemli ders görülen araç hâline getirilerek bir aşama da kaydedilmiştir. Bunlar övülesi, takdir edilesi çalışmalardır.
Milletimizin aziz vekilleri, üniversitelerimiz yabancı dille eğitim ve öğretim meselesini yeterince idrak edememekte, İngilizce bilim dili olarak kabul edilmekte, Türkçemiz ise öksüz bırakılmaktadır. Bir ülke düşünün, bütün ilmî yayınlarını başkasının diliyle yapıyor ve kariyer planlamasını bu dile göre planlıyor. Teknik konularda bu çaba ve ihtiyaç anlaşılabilir, mazur da görülebilir ancak sosyal bilimler ve düşünce alanlarında, hele hele dil ve tarih alanlarında bunun olmasını hangi akıl ve düşünce çerçevesinde oturturuz, anlamak da mümkün değil. Bu alanda yapılacak çok şey var. Başta bilimsel çalışmaları yayınladığımız dergiler olmak üzere köklü bir zihinsel dönüşe çağrı yapmalıyız. Aksi durumda, yaptığınız hiçbir bilimsel çalışma ülkenize ve size bir katma değer vermez. Dillerin gelişimi aslında tamamen kültürel dünyamızla ilgilidir. Mesela, İngilizce kilise ve ona bağlı üniversitelerde gelişirken hakeza Fransızca, Almanca ve Batı dilleri de bu şekilde olgunlaşmışlardır. Rusça, Hristiyan olmadan Rusların kullandığı bir dildi ancak literatürü Ortodoks kilisesiyle vuku buldu. Türkçe de öyledir; cami, medrese, tekke, zaviye ve ona dair kurumlarda büyüdü, gelişti, Osmanlı döneminde bir medeniyetin ortak terennümü oldu; imparatorluklar bitince, ulus devletler kurulunca bu doğrultuda bugün kullandığımız resmî dilimiz oldu. Dilimizdeki binlerce yılın birikimini ve ayrıntısını görmemiz gerekir yani aslında diliniz tarihiniz ve tarihte yaşadığınız bütün tecrübeyi içinde barındırır. İnancınız, töreniz, gelenek ve hafızanız aslında ifade edebileceğiniz duygulardır. Bilimde kullandığımız literatür de literatürle birikir, bu birikimler de dünyadaki yerinizi belirler. Örnek vermem gerekirse başkalarının dillerini kullanarak başarılı olunsaydı Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu'daki ülkeler batı seviyesine ulaşırdı. Bu mesele devlet ve millet olmanın temelidir, ülkemizin kurum ve kuruluşları bu meseleyi ciddiyetle ele almalıdır.
Bir diğer önemli ve belki de üniversitelerimizin gelecek yapılanmasında olmazsa olmaz meselemiz, doçentlik sözlü sınavının yeniden yürürlüğe konulmasıdır. Yapay zekâ ve teknolojinin gelişmesi bilimsel yayınlarda etik meselesini beraberinde getirmiştir. Her programın bir üst versiyonu vardır. Yaptıracağınız denetim programlarını yüzde 100 sonuç veremez, veremeyecektir. En azından doktoraya ilave olarak doçentlik sınavında adayların yüz yüze kendini anlatması eskiye göre daha da elzemdir. Mesela, tıp alanını düşünün, aday yayınlarıyla doçent olurken alanında ameliyat performansını kim ölçüyor? Canımızı emanet ettiğimiz hekimlerimiz, geleceğimizi emanet ettiğimiz bilim insanlarımız ülkemiz için en kıymetli varlıklarımızdır. Eski medeniyetimizdeki icazet kurulan jürilerdi, bu geleneğimiz tıpkı dünya milletlerinde olduğu gibi geçmişten geleceğe önemli birikimin tezahürüdür. Ezcümle, sözlü sınavı mutlaka geri getirilmelidir; bu, bilim insanlarımızın geleceği ve liyakati için oldukça mühimdir. Yeri gelmişken, üniversitelerimizdeki kadro planlaması her geçen gün yeniden düşünülürken ve planlanırken gelişen üniversitelerimizin paralelinde maddi imkânlarını da artırmalıyız. Bir ülkenin gelişmişliği ve başarısı bilim insanlarının refah ve huzuruyla ölçülür, bu konuda çalışmalar yapan YÖK ve ilgili kurumlarımızı desteklemek vazifemizdir.
Son yıllarda bir de yayın yapma meselesi akademisyenlerimizi bir hayli meşgul etmektedir. Binlerce dolar ödeyerek yayın yapma geleneği akademiyi sarmıştır. Bu anlayış maalesef 2016 öncesi anlayışın devamıdır ve hiçbir bilimsel kriter yoktur, zira parayla yayın yapmak etik bir durum değildir; hele hele bilimsel literatürün şirketleştirilip dünya çapında organize edilmesi de bir gerçekliktir. Bu konuda üniversitelerimiz olağanüstü çabayla yüzlerce dergi kurmuş ve kurdukları bilimsel bilgi ağını geliştirmeye çaba göstermektedir. TÜBİTAK ve benzeri kurumlarımız da bu konuda kurumlarımıza destek olmaktadırlar ancak bu yeterli değildir. Yayın yapma usul ve kuralları yeniden gözden geçirilmeli, kurumlar Yükseköğretim Kurulumuzla entegre olarak genç araştırmacılarımızın bu meselesini öncelikle görmelidir. Sosyal bilimlerde kitap yazma geleneği gittikçe ölmekte, spesifik makaleler kitabın yerini almaktadır. Üniversiteler düşünce merkezidir, dolayısıyla düşünceyi ve kültüre dair eserleri konu bazlı çözümlerin üzerinde görmek anlayışı değiştirilmelidir. Bunu lütfen bir eleştiri olarak görmeyin, çağın gereği yaptığımızın aslında düşünceyi kısırlaştırdığını düşünün. Batı'da geleneği olan üniversitelerde sorular basittir ve talebenin düşüncesini ve ufkunu ölçer ancak özellikle teknolojik çağı pratik ve çözüm odaklıdır ama bu anlayışla son insani ve irfani olamaz; zamanla derinlik ve vicdan kopar, insan insani olmaktan çıkar. Bu nedenle "eser" denilen dolu düşünce üniversitenin temeli olmalıdır. Matematik, fen alanlarında felsefe, mantık ve düşünceye dair derin bilgi programlarına ihtiyaç vardır.
Değerli milletvekilleri, bugün görüştüğümüz Yükseköğretim Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılacak ihtiyacımız olan bu kanunların ülkemize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyoruz ancak Komisyon sürecinde ifade ettiğimiz gibi, bazı maddelerin daha iyi düşünülmesi gerekir. Mesela, 1'inci maddenin üçüncü fıkrasındaki "Yabancı uyruklu uzmanlık öğrencilerinin herhangi bir kurumda kadroları ve kadroya bağlı maaş ve özlük hakları yoktur." gerçeğinden hareketle Anayasa Mahkemesi döner sermayeden alınan ücretleri iptal etmişti, bu vesileyle yeni bir düzenlemeyi yüce Meclisimizden talep etti. Bu talep Komisyonda görüşüldü, maalesef olumlu bulundu ve çocuklarımızın parası kesildi ancak toplam sayıları aslında sınırlı olan bu öğrencilerimizin bütçemize yük getirmeyen durumlarını da düşünürsek yeniden değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Evet, Sağlık Bakanlığımızın haklı gerekçelerini de dinledik, hak da verdik, döner sermayelerimizin imkân olarak sıkıştığını da biliyoruz ancak ülkemizin çevremizdeki kardeş ve dost ülkelerden gelen öğrencilerin haklarına dair bir misyonunu da siz milletvekillerine hatırlatmak zorundayız. Bizim ülkemiz sadece tarihî misyonu büyük olan bir devlet değil, aynı zamanda "vakıf devlet" diyebileceğimiz, hakkın ve hukukun yanında vicdanı olan devlet misyonuna sahiptir. Hak dediğiniz şey her zaman vicdan ve irfanı karşılamaz, bazen haktan önce vicdan ve sorumluluklar vardır. Bu duygular her devlette baki değildir; bu, sadece ve sadece bize özgü bir histir ve büyüklüğümüz buradan gelir. Gelen öğrencilerin birçoğu Türk Cumhuriyetleri ve çevremizdeki kardeş coğrafyalardan, belki de mazideki hatıraların yüzü suyu hürmetine buraya gelmekteler; ülkemizdeki tecrübelerini ülkelere taşıyan ve ülkemiz arasında kardeşliğin mimarı olarak görülmelidirler.
Yükseköğretim Kurulumuzun yaptığı bir diğer çalışma emeklilik yaşlarına dairdir. Bu çalışmanın ihtiyacımıza dair olduğunu biliyoruz; buna göre, haklı gerekçeleri olan bu çalışmayı önemli görüyoruz.
Bir diğer önemli çalışma ise 2547 sayılı Kanun'daki 44'üncü maddeye dair; değişiklikle öğrencilerimizin azami öğrenim süreleri, uygulamalı eğitim ve intörnlük gibi programların yapısı düzenlenmekte, uygulamada olabilecek aksaklıklar giderilmekte, ilişiği kesilen öğrencilere yeni imkânlar vermektedir. Her iki düzenleme de oldukça önemli ve geçmişe dönük uygulamada olan eksiklikleri tamamlayacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
İLYAS TOPSAKAL (Devamla) - Yine, yapılan yeni düzenlemeyle intihal meselesi düzenlenmiş, bu suçu işleyenler için disiplin ve cezai yaptırımları karara bağlanmıştır. Teknoloji transfer ofislerinin yapısı yeniden ele alınarak üniversite-sanayi iş birliğinin geliştirilmesi de bu çerçevede önemlidir. Üniversitelerimizde öğretim üyesi, öğretim görevlisi ve asistan kadrolarının dengesi yıllar içinde bozulmuştu. Yani profesörlük kadrosundaki toplanma doçent ve aşağı kademelere göre oldukça yoğundu. Bu çalışmayı alttan yukarıya doğru olması gereken piramit YÖK tarafından yapılmıştır, çabaları için teşekkür ediyoruz. Yine, YÖK'ümüzün gelecek ihtiyaçlarına göre yeni açtığı bölüm ve kurumların hayırlı olmasını diliyoruz.
Bu vesileyle, bugün burada bizlerin önerilerini ve eleştirilerini sabırla dinleyen Meclisimizin kıymetli vekillerine başarılar diliyor, yasamızın devletimiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yüce heyetimize saygılarımızı sunuyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)