| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 116 |
| Tarih: | 28.07.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA ŞENOL SUNAT (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, önümüze, üniversitelerin temel sorunlarını çözen, bilimsel özgürlüğü güçlendiren, genç akademisyenlerin önünü açan, araştırma bütçelerini artıran, beyin göçünü durduran, uluslararası rekabet gücünü yükselten bir kanun teklifi gelmesini ne çok isterdim. Bu kanun teklifi, Anayasa Mahkemesi kararlarının doğurduğu zorunlulukları, idarenin günlük ihtiyaçlarını ve birbirinden tamamen farklı hukuk alanlarını aynı metin içerisinde toplamaya çalışan klasik bir torba kanun örneğidir. Bunun hukuk tekniğindeki adı "normatif bütünlük" değildir, bunun adı "parçalı mevzuat üretimidir." Muhalefet şerhimizde de ayrıntısıyla ortaya koyduğumuz gibi, teklif tam 6 farklı kanunda değişiklik yapmaktadır. Buna rağmen tali komisyonlar çalıştırılmamıştır; Adalet Komisyonu görüşmemiştir, Sağlık Komisyonu görüşmemiştir, Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmemiştir. Bu Meclisin uzmanlık mekanizması neden devre dışı bırakılır sayın milletvekilleri? Yetmedi, Komisyon çalışmaları öğleden sonra saat 15.00'te başladı, sabaha karşı saat 04.46'ya kadar devam etti, kesintisiz on dört saat sürdü. Yorgunluk had safhadayken kanun mu yapılır?
Teklifin genel gerekçesine baktığımızda da aynı özensizliği görüyoruz. Bir etki analizi yok, bir ihtiyaç analizi yok. Sorunların hangi verilerle tespit edildiği belli değil. Üniversiteler üzerindeki ekonomik etkiler hiç hesaplanmamış. Akademisyen üzerindeki etkiler göz ardı edilmiş, öğrenci üzerindeki etkiler maalesef hesaplanmamış. Velhasıl bu teklif teknik görünüyor ama aslında yürütmenin YÖK üzerindeki ve YÖK'ün üniversiteler üzerindeki vesayetini yeniden tahkim ediyor. Bir taraftan Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının boşluğunu doldururken diğer taraftan yeni yetkiler ve geniş takdir alanları oluşturuyor. Özellikle vakıf üniversiteleri, teknoloji transferi, öğrenci rejimi ve kadro ihdası bu açıdan dikkat çekiyor.
Teklifin önemli bir bölümü vakıf üniversitelerine ilişkin denetim ve yaptırımları yeniden düzenlemektedir. Denetim elbette gereklidir ancak asıl soru şudur: Bu hükümler gerçekten şeffaflığı mı artıracaktır, yoksa merkezî idarenin yetkisini daha mı büyütecektir? Yoksa benim vakıf üniversitem, sizin vakıf üniversiteniz mi ayırımı yapılacaktır? Üniversiteyi güçlendirmek ile bürokrasiyi güçlendirmek aynı şey değildir.
Sayın milletvekilleri, Komisyon çalışmasında en olumlu durum teklifin öğrenci affıyla ilgili 15'inci maddesinde bizim de ısrarımız sayesinde yapılan değişikliktir. Teklifle daha önce öğrenci affından yararlanmış olan öğrenciler yeniden bu haktan faydalanamayacaktı. Peki, neden? Çünkü bir zamanlar kayıt yaptırmış ama deprem olmuş, ekonomik kriz olmuş, ailesi dağılmış, çalışmak zorunda kalmış, sağlık problemi yaşamış yani hayat herkese aynı şartları sunmuyor, devletin görevi ikinci bir fırsat vermektir, kapıyı kapatmak değildir, biz bunu anlattık, öğrenci affının amacı cezalandırmak olmamalı, eğitime yeniden kazandırmak olmalı dedik ve sonunda bu ibare tekliften çıkarıldı. Bu durum üniversitesine dönmeyi bekleyen binlerce gencimizin kazanımıdır.
Üzerinde durmamız gereken diğer bir konu ise üniversitelerin ön lisans, lisans ve lisansüstü öğrencileri aftan yararlanırken yalnız Millî Savunma Üniversitesi öğrencileri ve TUS öğrencileri yararlanamıyorsa bunun objektif gerekçesinin kanun koyucu tarafından açıklanması gerekir. Öğrenci affı yalnızca belirli üniversiteler için değil, aynı durumda bulunan bütün öğrenciler için adil şekilde uygulanmalıdır. Uzmanlık eğitimi gören hekimler de aynı mağduriyeti yaşıyorlarsa devlet onlara da eğitimlerini tamamlama fırsatı vermelidir. Eğitim hakkı kurumun adına göre değişmemeli, adalet herkese eşit şekilde uygulanmalıdır. Bu yaklaşım hem hukuken daha savunulabilir hem de mağduriyet yaşayan grupları kapsayan tutarlı bir politika ortaya koyar.
Teklifin 3'üncü ve ilintili 16'ncı maddesi üniversitelerimizin yıllar içinde yetiştirdiği bilim insanlarının bilgi ve tecrübelerinden yararlanılmasını amaçlamaktadır. Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken husus yeniden görevlendirme sürecinin nasıl yürütüleceğidir, üstelik genç akademisyenler de kadro beklerken. Bu nedenle yeniden görevlendirmelerde temel ölçüt bilimsel üretkenlik, ulusal ve uluslararası yayınlar, yürütülen araştırma projeleri, lisans ve lisansüstü eğitime katkı, yetiştirilen öğrenciler ve topluma sunulan akademik hizmetler olmalıdır dedik. Bu kriterler kişiden kişiye değişmemeli, Yükseköğretim Kurulunca önceden belirlenmiş, şeffaf, objektif ve denetlenebilir esaslara bağlanmalıdır demiştik, öyle yapacaklarını ifade ettiler, inşallah.
Teklifte son dönemde elektronik imzaların kopyalanması ve sahte belgeler üretilmesi gibi skandallarla anılan akademik sahtecilik ve hayalet yazarlık sorunları cezalandırılıyor. Bu durum, cezaların ötesinde üniversitelerde derin bir etik kültürün ve yapısal politikaların yerleşmesini zorunlu kılmaktadır sayın milletvekilleri.
Komisyon görüşmelerinde teklifte yer alan Kahramanmaraş'ta henüz yedi yıl önce kurulan üniversite yapısının ve isminin yeniden değiştirilmesinin önemli bir planlama hatası olduğunu ifade ettik. Fakülte ve yüksekokulların kapatılmasının Afşin, Göksun ve Elbistan'ın eğitim hayatını, ilçe ekonomisini, esnafın ve gençlerin geleceğini doğrudan etkileyeceğini vurguladık. Üniversitelerin siyasi yazboz tahtası değil, uzun vadeli planlanma ve devlet ciddiyetiyle yönetilmesi gereken kurumlar olduğunu belirttik. Komisyon sürecinde dile getirilen bu itirazlar sonrasında iktidar tarafından verilen önergeyle Göksun ve Afşin'deki meslek yüksekokullarının kapatılmasından geri adım atıldı. Bu gelişme İYİ Parti tarafından dile getirilen eleştirilerin haklılığını ve teklifin ilk hâlinin isabetli olmadığını da ortaya koymuştur.
Kadro ihdaslarına yönelik düzenlemelere bakıldığında, gerekçede tıp uzmanlık kadroları öne sürülmesine rağmen ihdas edilen 7.575 kadronun yalnızca 3.015'inin araştırma görevlisi olması ve geriye kalan 4.560 akademik kadronun hangi ihtiyaç analizine göre dağıtılacağının açıklanmaması rasyonel planlamadan ne kadar uzak olunduğunu da göstermektedir.
Sayın milletvekilleri, şimdi teklifin şerh koyduğumuz maddelerine tek tek bakalım. Kanun teklifinin 1'inci maddesinde çok ciddi bir hukuk devleti problemiyle karşı karşıyayız. Anayasa Mahkemesi daha önce çok açık bir karar verdi, dedi ki: "Yabancı uyruklu uzmanlık öğrencilerine sadece uyrukları nedeniyle döner sermaye ödememek ayrımcılık yasağını ihlal eder." Peki, iktidar ne yapıyor? Anayasa Mahkemesinin kararını yerine getirmek yerine mahkemenin yanlış bulduğu uygulamayı bu kez kanunlaştırıyor yani yargının düzelttiğini yasama eliyle yeniden bozuyor. Bu, son derece tehlikeli bir anlayıştır çünkü hukuk devletinde kanunlar mahkeme kararlarına uygun hâle getirilir. Mahkeme kararlarını etkisiz bırakmak için kanun yapılmaz. Üstelik burada sadece hukuki bir mesele de yoktur. Aynı hastanede çalışan, aynı nöbeti tutan, aynı ameliyata giren, aynı sorumluluğu taşıyan 2 uzmanlık öğrencisinden birine ödeme yapıp diğerine yapmıyorsunuz. Bu, çalışma barışını bozar, adalet duygusunu zedeler. Biz burada yabancı uyruklu hekimleri de savunmuyoruz. Biz burada hukukun üstünlüğünü, hukuk devletini savunuyoruz çünkü hukuk kişiye göre uygulanırsa adı hukuk olmaz çünkü bugün Anayasa Mahkemesinin kararını beğenmeyip kanunla etkisiz hâle getirirseniz yarın başka bir temel hakkı da aynı yöntemle ortadan kaldırabilirsiniz. Hukuk devleti, mahkeme kararlarının etrafından dolaşarak değil o kararlara saygı göstererek yaşatılır. Biz bu nedenle 1'inci maddeye itiraz ediyoruz ve bu maddenin mutlaka çekilmesinin çok önemli olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.
Değerli milletvekilleri, gelelim teklifin 10'uncu maddesine. İlk bakışta teknoloji transferini destekleyen teknik bir düzenleme gibi görünüyor ama mesele bundan ibaret değil. Madde, üniversitelerin teknoloji transfer ofislerine ortak olabilecek tüzel kişilerin belirlenmesini "katkı sağlayacağı değerlendirilen diğer tüzel kişiler" gibi son derece muğlak bir ifadeye bırakmaktadır. Soruyorum: Kim değerlendirecek, hangi ölçüte göre değerlendirilecek? Hangi kriterlere göre ortak kabul edilecek? Hangi gerekçeyle birisi alınacak, diğeri alınmayacak? Kanununda cevap yok. İşte, hukuk devleti tam da burada yara alıyor çünkü hukukta belirsizlik keyfiliğin kapısını açar. Belirsizlik varsa kayırmacılık olur, torpil olur, şüphe olur, güvensizlik olur. Biz "Bu değerlendirmeyi yapacak organ açıkça yazılsın, kararlar gerekçeli olsun, şeffaf olsun, internet sitesinde yayımlansın, kamunun ürettiği bilgi kamu adına denetlensin, milletin kaynağıyla üretilen bilginin kimlere aktarılacağı kapalı kapalı kapılar ardında belirlenemez." dedik ama bu önerimizi de Komisyonda reddettiler. İnşallah, yüce Meclis bunu düzeltecektir.
Değerli milletvekilleri, gelelim, 14'üncü maddeye. Hastanesi olmayan vakıf üniversitelerine tanınan "otuz aylık ek süre de yer alan" gibi zorunlu sebepler ifadesi hukuki belirlilikten uzaktır ve idareye ucu açık bir takdir alanı sunmaktadır. Belki de bu teklifin hukuk tekniği açısından en sorunlu maddelerinden biridir. Vakıf üniversitelerine ek süre veriyorsunuz, olabilir ama gerçekten mücbir sebep varsa devlet kolaylıkla sağlayabilir. Buna kimsenin itirazı yok ama kanunun içine öyle bir ifade koyuyorsunuz ki "gibi zorunlu sebepler" dediğiniz anda idareye sınırsız takdir yetkisi vermiş oluyorsunuz. Yarın bir üniversiteye "evet" denilecek, diğerine "hayır" denilecek. Peki, niye? Çünkü kanun açık değil. Biz de dedik ki: Belirsiz ifadeleri çıkarın, objektif ölçütleri yazın. Kim, hangi şartta yararlanacak belli olsun, hukuk devleti bunu gerektirir ama buna da "Hayır." dediniz.
Değerli milletvekilleri, şimdi, gelelim, teklifin belki de en kritik düzenlenmesine, 25'inci maddeye. Bu maddeyle üniversitelerde görev yapacak akademisyenler için güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması getiriliyor. Devlet elbette güvenliğini korumalıdır, buna kimsenin itirazı yok ama mesele güvenlik değildir, mesele bu yetkinin nasıl kullanılacağıdır? Çünkü bugün Türkiye'de gençler şu soruyu soruyor: "Ben bilim üreterek mi yükseleceğim, yoksa benden beklenen gibi düşünürsem ve yaşarsam mı yükseleceğim?" İşte, kaygımız budur. Üniversite fikirlerin yarıştığı yerdir, fişlemelerin yapıldığı yer değildir. Akademisyen iktidara yakın olduğu için değil, bilim ürettiği için akademisyendir. Bir ülkenin üniversitelerinde liyakat yerine sadakat konuşulmaya başlanmışsa orada bilim yavaş yavaş ölür, beyin göçü işte böyle başlar, pırıl pırıl gençlerimiz bavullarını işte böyle toplar sayın milletvekilleri ve sonra dönüp "Niye gidiyorlar?" diye soruyoruz çünkü umut göremiyorlar, çünkü adalet göremiyorlar, çünkü liyakat göremiyorlar. Biz bu nedenle dedik ki: İdareye böylesine geniş ve denetlenemez bir takdir yetkisi vermeyin, üniversiteleri siyasal tartışmaların içine çekmeyin, bilim insanını korkuyla değil özgürlükle destekleyin ama bu önerimiz de reddedildi. O kadar çok örnek var ki zaten üniversite rektörleri seçilmeden atandığı için ve istenilen yere istenilen ve hiçbir liyakati olmayan kişiler atandığı için üniversitelerimizin durumu ortadadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifin tamamına baktığımızda ortak bir anlayış görüyoruz. Yetki var ama hesap verebilirlik yok, merkeziyetçilik var ama üniversite özerkliği yok, takdir yetkisi var ama objektif kriter yok, yönetmelik var ama kanuni güvence yok, Türkiye'nin ihtiyacı ise bunun tam tersidir. Türkiye'nin ihtiyacı özgür, üniversitelerdir, liyakatle yükselen akademisyenlerdir, dünyayla rekabet eden bilim insanlarıdır ve üniversiteyi bitirdiğinde bavul hazırlayan değil, laboratuvar kuran gençlerdir. Biz, İYİ Parti olarak, bilimin siyasete değil, siyasetin bilime kulak verdiği, liyakatin sadakatin önüne geçtiği, üniversitelerin korkuyla değil, özgürlükle yönetildiği, öğrencilerin umutla, akademisyenlerin güvenle çalıştığı bir Türkiye için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu nedenle, bu teklifin eksik, yetersiz ve birçok yönüyle hukuk devleti ilkesini zedeleyen hükümler içerdiğini bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)