GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:112
Tarih:21.07.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA SADULLAH KISACIK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İstihdam desteklerinden kamu personel rejimine, kültür politikalarından siber güvenliğe, ulaştırma mevzuatından sosyal güvenliğe kadar birbirleriyle doğrudan bağlantısı olmayan 22 farklı kanun ve 2 kanun hükmünde kararnamede değişiklik öngören torba kanun teklifinin görüşmelerine başlıyoruz, bakın 22 kanun, 2 kanun hükmünde kararname.

Şimdi, bu kadar çok kanun ve kanun hükmünde kararnamenin, bu kadar çok konunun bir torba içerisinde görüşülmesi elbette ki yasama kalitesini düşürüyor, böyle bir kanun yapma tekniği yok. Yasama kalitesinin düştüğünü buradaki herkes gibi AK PARTİ Grubu da biliyor. Halkın sorunlarına çözüm olacak kanunları çıkarmak isteyen, kaliteli bir yasama faaliyeti yürütmek isteyen bir iktidar getirdiği tekliflerin enine boyuna tartışılmasını ister ama halkın sorunlarını çözmek için değil de halka yük getiren kanun maddeleri getiren veya birilerinin faydası için, birilerinin rantı için kanun maddeleri getiren bir iktidar kanun maddelerini torbaya doldurur, bir an önce alelacele komisyondan ve Parlamentodan geçirmeye çalışır. İşte, yapılmak istenen tam da budur. Hatta değerli arkadaşlar, son zamanlarda Plan ve Bütçe Komisyonunda yeni bir uygulama başladı, o da şöyle: Kanun görüşmelerinin maddelerinde sona doğru gelirken artık gecenin bir yarısında bir bakıyoruz, önümüze yeni madde ihdasları hemen. "Ya, bu ne?" falan demeye kalmadan, hemen "Madde üzerinde söz alan var mı?" "Onaylayan, onaylamayan..." Bir bakıyoruz maddeler geçiyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, bu böyle olmaz. Son dakikada gelen tekliflere bakın, hep çetrefilli maddeler, hep birilerinin faydasına, birilerinin yararına, birilerine rant sağlayan maddeler. Anlaşılıyor ki bu maddeler bir an önce geçirilmek isteniyor. Teklif metnine konulmuyor ki kamuoyu tartışmasın, komisyona da son dakikada geliyor ki basın veya komisyon üyeleri üzerinde fazla bilgi sahibi olmasın. Bakın, bu son derece yanlış bir teknik.

İşte, şu anda görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde bu şekilde 3 adet madde var. Şimdi, bu maddelerde nükleer enerji yatırımlarına damga vergisi, KDV ve kurumlar vergisi muafiyeti getiriliyor. Burada amaç, aslında bakarsanız, Akkuyu Nükleer Santrali'yle Rus şirketlerine kıyak geçmek. Bir gece yarısı operasyonuyla nükleer tesis inşaatını yapan Rus şirketi bu kanun maddeleriyle KDV'den muaf tutuluyor, bir gece yarısı operasyonuyla. Ya, benim anlamadığım, esnaf aylarca bas bas bağırıyor, diyor ki: "Vergi borçlarını ödeyemiyoruz, hesaplarımıza bloke koyuyorsunuz, ticaretimizi kilitliyorsunuz, en azından vergi borcumuzun faizini silin, faizini silin de yapılandırın da ticaretimizi döndürelim." Esnaf bas bas bağırıyor, yalvarıyor, esnafın KDV'sinin borcunun faizini bile silmiyorsunuz ama Rus şirketlerine gelince alacağınız KDV'nin tamamından bir gecede vazgeçiyorsunuz. Ya, arkadaşlar, bu esnaflar bizim esnaflarımız ya! Elin yabancısına gösterdiğiniz teşviki zor durumda olan esnafınıza neden göstermiyorsunuz, bakın, neden göstermiyorsunuz? Bu sadece Akkuyu için, Ruslar için geçerli değil; bir bakıyorsunuz, BYD "Geleceğim." diyor, ona yüzde 40 gümrük vergi muafiyeti getiriyorsunuz, Suudi Arabistan'ın enerji yatırımlarına vergi muafiyeti getiriyorsunuz, altın arayan firmaların önünü açıyorsunuz, ülkenin kaynaklarını açıyorsunuz ama bu ülkede ticaret yapan esnafın, sanayicinin, işverenin şu zor durumda vergisinin faizini silmiyorsunuz, faizini, faizi silmiyorsunuz. Arkadaşlar, bu gerçekten reva değildir.

Şimdi, yine bu kanun teklifinde bakıyoruz, üst düzey kamu atamalarında on yıllık hizmet süresi zorunluluğu getiriliyor. Peki, 2018'e kadar zaten bu süre on yıldı 2018'de beş yıla indirdiniz, ne oldu da tekrar on yıla çıkarıyorsunuz? Demek ki bu geçen sekiz yıl boyunca bu beş yıllık sürenin yöneticilik için, atamalar için yetersiz olduğunu gördünüz. Peki, bu sekiz yılda kim kaybetti? Ülkenin liyakatsiz yönetilmesinden, yanlış yönetilmesinden siz de demek ki rahatsız oldunuz ki şu anda bunu tekrar on yıla çıkarıyorsunuz. Yine sistem aynı.

Yine bu kanun teklifinde önemli bir madde, PTT istihdam rejimi teklif edilen maddeyle yeniden düzenleniyor. Bir kere, değerli arkadaşlar, PTT bu ülkenin göz bebeği bir kurumuydu ama son zamanlardaki yanlış yönetilmeler yüzünden PTT şu anda ciddi oranda zarar eden bir şirket hâline geldi ve yıllarca da zarar ediyor. Şimdi, PTT faturayı personele kesiyor. Şimdi, bu faturayı personele keserken yeni bir düzenleme yapıyor ama bu düzenlemede PTT personeline vefalı olmak zorundadır, bakın, vefalı olmak zorundadır. Yıllarca emek vermiş, çalışmış personeline PTT "Ben düzenleme yapıyorum, sen başının çaresine bak." dememeli. Şimdi, burada, PTT, personeline diyor ki: "İdari hizmet sözleşmesi imzala." Tamam, idari hizmet sözleşmesi imzaladığı zaman memur hakkı gidiyor ve artık iş güvencesi kalmıyor. İşte, bunu biz yanlış olarak görüyoruz. Mutlaka PTT personelinin zaten var olan hakkını, iş güvence hakkını korumak zorundadır, bu anlamda iktidardan bununla ilgili düzenleme yapmasını bekliyoruz. Diğer taraftan, yine bu PTT Kanunu'nda Cumhurbaşkanına üst maaş sınırı hakkında yetki verilmiş ama alt maaş sınırıyla ilgili hiçbir şey yok. Yani kişi, evet, bir sözleşme imzalayacak da bir alt sınır olmalı, alt sınır hakkında bir sınır yok. Yine bu kanun maddesinin en eksik tarafı PTT'de çalışan 20 bin taşeron unutulmuş, kanun maddesinde 20 bin taşeronun ne olacağıyla ilgili hiçbir yok. Az değil, 20 bin ve PTT'nin yükünü bu 20 bin taşeron personel çekiyor yarı yarıya. Şimdi, taşeron personel ne olacak? İdari hizmet sözleşmesi mi yapacak, PTT'yle bir anlaşma mı yapacak yoksa hâlâ taşeronda mı kalacak, ne olacak onun da bir netleştirilmesi lazım. Ve buradan şunu söylüyorum: Taşeron arkadaşlarımızın eğer PTT'de huzurlu bir şekilde çalışacağı, iyi bir gelire sahip olarak çalışacağı bir şart oluşturulmazsa PTT asla başarılı olamaz, PTT'de huzursuzluklar yine devam eder, PTT'de hizmet kalitesi yükselmez. Dolayısıyla 20 bin taşeron burada yok sayılamaz değerli arkadaşlar. Ama kanuna bakıyorsunuz, hiçbir şey yok bununla ilgili.

Şimdi, burada, yine kanun teklifinde en düşük emekli aylığı 20 binden 23.552 TL'ye yükseltiliyor, maalesef çok acı, çok acı yani biz bugün açlık sınırının 35.759 TL'ye çıktığı bir Türkiye'de emeklimize 23.552 veriyorsak bunu bugün burada konuşmamız bile zül, konuşmamız bile zül yani açlık sınırının neredeyse 12 bin lira altında bir emekli maaşı veriyorsak, inanın, bu bir zulümdür, emeklimize zulümdür ve bu bir sosyal devlet ayıbıdır değerli arkadaşlar; bu, sosyal devlet ayıbıdır. Son yaşında emeklisine, yıllarca emek vermiş, çile çekmiş, çocuk büyütmüş, bu devlete, bu millete hizmet etmiş emeklisine açlık sınırının altında bir maaş bir devlet öneremez arkadaşlar, öneremez ya, öneremez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bakın, elin yabancı şirketlerine milyarlarca TL'lik muafiyet sağlıyorsunuz, KDV'lerini siliyorsunuz, teşvikler veriyorsunuz, milyarlarca TL'ye havalimanları yapıyorsunuz. Ya, bulacağız, buluşturacağız, sağlayacağız, en azından en düşük emeklimize asgari ücret maaş vermek zorundayız, zorundayız, zorundayız yoksa büyük devlet olmanın, güçlü devlet olmanın bir anlamı yok. Emeklisini açlığa, atasını, dedesini, kendine emek veren, büyüğünü açlığa mahkûm eden bir devlet arkadaşlar, büyük olamaz, büyük olamaz. Biz büyük devletsek emeklimize hak ettiği değeri vereceğiz diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)