GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:111
Tarih:16.07.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA RIDVAN UZ (Çanakkale) - Evet, konu adalet olunca, konuşmacı sayımız da az, iktidar partinin vekillerini bugün biraz daha kalabalık görüyoruz. O yüzden çerçeveyi adalet üzerine din, devlet ve millet ekseni etrafında yaparak bir planlama içinde oldum. Bugün kürsüye çıkmadan önce bu "adalet" kavramını yirmi beş yılda iktidar partisinin getirdiği noktayı nazara aldığımızda, aslında "Adaleti bu hâle getirdiniz, size ne konuşalım?" deyip inmeyi planlıyordum ama hani güzel bir söz var: Et tekraru ahsen, velev kane yüz seksen; iyi ve güzeli, adaletli olanı gerekirse 180 kere de tekrar ediniz diye. Biz 180 de olsa, 1.080 de olsa bir iktidar partimize bunu söylemeyi görev addediyoruz. Sebebi de şu: Çünkü adınız AK PARTİ. Yani "A" adalet, "K" kalkınma ama yirmi beş yılın sonunda ne adalet ne de kalkınmaya dair bir noktaya gelememişiz. Şimdi, dilimizde diyorsunuz ki: "'Nil kenarında bir kuzuyu kurt aparsa Allah benden sorar.' diyen Hazreti Ömer'in adaletini örnek alıyoruz." diyorsunuz. Ya da Hazreti Ali "'Devletin direği adalettir.' diyor ya, işte biz onu öngörüyoruz, ona göre amel ediyoruz." diyorsunuz ya ama icraata geldiğinde hakikaten öyle mi diye hep birlikte bakalım isterseniz, bunu arzuluyorum.

Miraç hadisesi gerçekleşirken Peygamberimiz miraca çıktığında yanında Cebrail melek var. Cehennemin önünden geçerken cehennemin tam ortasında büyük bir cennet bahçesi açılmış, o bahçenin ortasında bir kişi oturuyor. Diyor ki "Bu hâl nedir ya Cebrail? Ya Cibril-i Emin, nedir bu hâl?" O da diyor ki "Efendim, bu adam Müslüman değil ama adil bir adam. O yüzden Cenab-ı Allah cehennemin tam ortasında cennetten bir bahçe yaptı ve onu orada oturtuyor." "Kim bu?" diyor. "Nûşerivân." diyor. "Nûşerivân kimdir?" "Nûşerivân dünyada adaletiyle bilinen en önemli kişilerden biridir." diyor ve bunun üzerine din bir çerçeve çiziyor yani dini dört temel üzerinden hesapladığımızda; bir, Kur'an; iki, sünnet; üç, icmâyıümmet; dört de kıyasıfukaha olduğuna göre Sühreverdî de bir hüküm veriyor, diyor ki "Bir devlet, reisini seçerken; sultanını, yöneticisini veya reisicumhurunu seçerken bu adam Müslüman ve adilse seçebilirsiniz ama bu adam Müslüman ama adil değilse, yerine de bir Müslüman olmayan ama adil bir hükümdar varsa siz Müslüman olmayan adil hükümdarı seçmekle de yükümlüsünüz." Yani dinî çerçeveden de baktığımızda aynen bu durum, bu tablo ortaya çıkıyor. O zaman biz de bakalım, AK PARTİ'nin bu adalet anlayışı yirmi beş yılda hangi noktaya gelmiş? 2 tane önemli anket şirketi anket yapmış, Türkiye'deki vatandaşlarımıza sormuş, her yüz kişiden 76'sı demiş ki: "Türkiye'de adalet yok." Bakın, her yüz kişiden 76'sı demiş ki: "Türkiye'de adalet yok." Ve her 4 kişiden 3'ü adalete güvenmediğini ortaya koymuş. Bir anket şirketi daha derin bir anket yapmış, demiş ki: "Siz hangi partiye oy veriyorsunuz?" "Milliyetçi Hareket Partisine." Peki, Milliyetçi Hareket Partisine oy veren seçmenin yüzde kaçı adalete güveniyor? Yüzde 63'ü adalete güvenmiyor. AK PARTİ'ye oy veren seçmene soruyorlar, yüzde 54'ü "Adalete güvenmiyoruz." diyor yani yirmi beş yılda getirdiğiniz tablo buysa hem din hem devlet hem de millet açısından kendimize bir bakmak lazım. Peki, uluslararası göstergeler ne diyor? 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi'ne göre Türkiye 143 ülkeden 118'inci sıraya yerleşmiş adalette. Aynı tablo Türkiye'nin hukuk devleti puanının düştüğünü, denge-denetim mekanizmalarının ve temel haklar alanının zayıfladığını da bize söylüyor. Türkiye'nin adalet sorunu bir algı sorunu değil, yapısal bir sorun hâline gelmiştir çünkü devlet dediğimiz büyük çınarın kökü hukuktur. Kök kurursa gölgesinde kimse huzur bulamaz. Ey AK PARTİ'li milletvekilleri, öğretmen adalet bekliyor, emekli adalet bekliyor, öğrenci adalet bekliyor, iş dünyası adalet bekliyor, 158 IBAN mağdurları adalet bekliyor, Soma adalet bekliyor, İliç adalet bekliyor, Kartalkaya adalet bekliyor; herkes bu devletten adalet dileniyor. Aslında devletin direği adalet ya, bu devletin direği çökmüş demek ki çünkü Türkiye'deki araştırmalarda toplumun her bir kesiminin birinci önceliği adalet, ikincisi de ekonomi, kalkınma yani AK (adalet ve kalkınma).

Şimdi, bu yüzeyin 158 IBAN mağdurları meselesinde tutuklanan çocukların yaşları 18 ila 26 bandında. Hani, gençlerin arkadaş için, birbiri için öldüğü çağ var ya, o çağda bu çocukların birçoğu IBAN'ını kullandırılmış ve birçoğu bundan bir gelir de elde etmemiş, arkadaş kurbanı olmuş. 10 defa tekrar etmiş, yüz iki yıl ceza vermişiz. Şimdi, bunlar bir ikinci hakkı hak eden evlatlarımız, bizim evlatlarımız; bunun çerçevesini genişletmemiz lazım çünkü biz dağdaki teröristi nasıl affederiz diye kıvrım kıvrım kıvranırken kendi çocuklarımıza bunu reva görmemeliyiz.

Bir de Kartalkaya meselesi var. Hani, 78 insanımız cayır cayır yandı ya Bolu Kartalkaya'da; onunla ilgili şimdi o aileler Bolu'dan Ankara'ya yürüyorlar. Kim yürüyor? Anası yürüyor, babası yürüyor, eşi yürüyor, kardeşi yürüyor; kaybettikleri adına yürüyorlar. Ne için yürüyorlar? Ekmek istemiyor, aş istemiyorlar; devletten adalet dileniyorlar, Hükûmetten adalet dileniyorlar. Kim peki bunlar? Hani, 2 evladımız vardı Alp ve Yiğit diye, yangından çıkıp acılara dayanamayıp tekrar içeri dalarak, o yangının, ateşin içine dalarak orada birçok insanı kurtarıp orada şehit olan 2 çocuk vardı, hatırlayın; işte, o çocukların babası yürüyor orada. Kim bu adam? Türkiye Cumhuriyeti devleti Danıştay 9. Daire Başkanı ve kıymetli eşi; eşi de ağır ceza reisi. Türkiye'de Anayasa’nın, hukukun yöneticileri sizden adalet dilenir hâle geldiyse siz kendinizi gözden geçirin çünkü devletin direğini yıkmışsınız demektir. Bunu da ifade etmek isterim; bu insanlar adalet bekliyorlar.

Kıymetli milletvekilleri, Türkiye Avrupa'nın en kalabalık cezaevi nüfusuna sahip. Yargıtay ceza dosyaları beş yüz elli altı gün yani bir buçuk yıldan fazla bekliyor; gecikmiş adalet, adalet değildir. Hâkimi HSK sopasıyla terbiye etmeye çalışan bir anlayış o hâkimden cesur karar bekleyemez. Türkiye'nin ihtiyacı bağımsız hâkim, tarafsız savcı ve güçlü savunmadır.

AİHM, 2025 yılında Türkiye'de 9.865 başvuruyu ele almış, 74 karar vermiş, 66'sında en az bir Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ihlali görmüş yani Türkiye'nin ihtiyacı olan, yürütmenin gölgesinden çıkmış bir yargı, Türkiye'nin ihtiyacı devlete güvenen, mahkemeye güvenen, hakkını arayan, kapı kapı süründürülmeyen bir vatandaş arzusudur. Türk milleti güçlü devlet ister ama güçlü devlet keyfî devlet değildir; güçlü devlet hukuka bağlı devlettir. Türk milleti büyük Türkiye ister. Büyük Türkiye, terörle ve onun Meclisteki aparatlarıyla pazarlık yaparak değil; büyük Türkiye, korku iklimiyle değil; büyük Türkiye, Türkiye Yüzyılı masallarıyla değil; büyük Türkiye, sağı solu makyajlayarak, garibanlığı brandalarla kapatarak değil, bu işler milletin refahı ve yargıya güveniyle olur, yargıyı bir siyaset aparatı olmaktan çıkarmalısınız. Sizden de talebimiz şudur: Adaleti milletin vicdanında yeniden ayağa kaldırın çünkü bu millet adaletsizliği hak etmiyor, bu devlet itibarsızlaştırılmış kurumları hak etmiyor. Cumhuriyeti yalnızca sınırlarıyla değil kurumlarıyla güçlü kılmanız gerekmektedir diyor, Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)