| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 110 |
| Tarih: | 14.07.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkari) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli halklarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Cezaevlerinde halkımızın onurlu mücadelesini büyüten, mücadelenin en kararlı sembollerinden olan yurttaşlarımızı buradan saygıyla selamlıyorum ve dayanışma duygularımı gönderiyorum. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı, Mehmet Sıddık Akış, Leyla Güven ve tüm siyasi tutsakların zulme karşı dimdik duruşu, adalet ve özgürlük mücadelesinde bizlere ilham kaynağı olmuştur. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Bugün 14 Temmuz, bundan kırk dört yıl önce Diyarbakır 5 Nolu Askerî Cezaevinde Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek insan onurunu hedef olan işkence düzenine karşı ölüm pahasına bir direniş başlattılar. Aradan geçen on yıllar boyunca cezaevleri değişti, binalar yenilendi, infaz rejimleri yeniden düzenlendi fakat cezaevlerinin insan onuruyla kurduğu ilişki tartışılmaya devam ediyor.
Bugün Meclise sunduğumuz araştırma önergesi de tam bu nedenle önem taşıyor. Çünkü geçmişte yaşanan acılar, bugünün uygulamalarını sorgulamanın da en güçlü kaynağıdır. Son yıllarda inşa edilen, kamuoyunda "kuyu tipi cezaevleri" olarak bilinen yüksek güvenlikli Y tipi ve S tipi kapalı ceza infaz kurumları hakkında çok sayıda başvuru, rapor ve hak ihlali iddiası kamuoyuna yansımaktadır. Tek kişilik hücrelerde geçirilen uzun saatler, ağır tecrit koşulları, ortak yaşam alanlarının son derece sınırlı tutulması, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar, aile ve avukat görüşlerine ilişkin kısıtlamalar, sosyal faaliyetlerin fiilen kullandırılmaması ve sürekli gözetim altında sürdürülen yaşam, infaz sisteminin insan hakları boyutunun yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Ceza infaz kurumlarının güvenliği kadar orada bulunan insanların temel haklarının korunması da hukuk devletinin sorumluluğudur. Partimizin hazırladığı kapsamlı raporda farklı şehirlerde bulunan bu cezaevlerinden gelen yüzlerce başvuru değerlendirilmiştir. Aynı sorunların farklı kurumlarda tekrar etmesi karşımızda münferit olaylardan ibaret olmayan yapısal bir tablo bulunduğunu göstermektedir. Mahpusların uzun süreli izolasyona maruz bırakıldığı, doğal ve temiz havaya erişimde güçlük yaşadığı, sağlık hizmetlerinin geciktiği, haberleşme ve kültürel hakların sınırlandırıldığı, disiplin uygulamalarının yaygınlaştığı yönündeki iddiaların ciddiyetle ele alınmayı beklemektedir. İnsan haklarına ilişkin böylesine kapsamlı iddialar karşısında sessiz kalmak Meclisin denetim sorumluluğuyla bağdaşmaz.
Değerli milletvekilleri, mahkûmların kendi elleriyle çizdiği bu tabloya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir mahkûmun o S tipi kuyu tiplerinde nasıl yaşamak zorunda kaldığının en açık örneği burada gözlerimizin önündedir. Bir avlu ve neredeyse Meclisin boyutu kadar yükseklikte duvarlar ve avludan gökyüzünü görebilmek için, yıldızlara bakabilmek için başını kaldırmak zorunda kalan binlerce mahkûm; bu bir utanç, mahkumları yıldızlara muhtaç hâle getiren bu sistemin utancını taşımak sizlere yeter.
Bakın, burada havadan görüntülenmiş bir kuyu tipi hapishane var, yeterince gün ışığı yok, yeterince güneş yok, gök yüzüne erişim sınırlı ve bütün bunlara rağmen, bütün mazgallar da bir nokta gibi gözlemlenen tellerle çevrilmiş ve insanlara orada yaşama olanakları sağladığınızı söylüyorsunuz. Bu tartışmalar sürerken Antalya S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan Gürkan Türkoğlu'nun kuyu tipi cezaevlerine karşı başlattığı açlık grevinin ardından yaşamını yitirmesi toplum vicdanında derin bir iz bırakmıştır. Bir insanın yaşamını kaybetmesi cezaevlerinde yürütülen uygulamaların bütün yönleriyle incelenmesini daha da acil hâle getirmiştir. Yine, geçtiğimiz günlerde Antalya S Tipi Kapalı Hapishanesine giriş sırasında Devrimci Gençlik Dernekleri üyesi Mehmet Şimşek'in kameraların bulunmadığı bir alanda darbedildiğine ilişkin iddialar kamuoyuna yansımıştır. Bu iddiaların açıklığa kavuşturulması, varsa sorumluların ortaya çıkarılması ve benzer olayların tekrarının önlenmesi hukuk devletinin gereğidir. Cezaevleri kamu denetiminin en güçlü izletilmesi gereken kurumlardır. Özgürlüğünden yoksun bırakılmış olmak insan onurundan da yoksun bırakılmak demek değildir. Devletin yükümlülüğü infazı hukuka uygun şekilde yerine getirmek kadar yaşam hakkını korumak, işkence ve kötü muameleyi önlemek, sağlık hizmetlerine erişimi güvence altına almak ve her mahpusun insan olmasından kaynaklanan haklarını gözetmektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Devamla) - Kamuoyunda yıllardır tartışılan bu iddiaların açıklığa kavuşmasının yolu bağımsız ve kapsamlı bir Meclis araştırmasından geçmektedir. Bugün önümüzde duran önerge herhangi bir siyasi polemiğin parçası değildir. Bu önerge ceza infaz sisteminin insan hakları, hukuk devleti ve demokratik denetim ilkeleri bakımından değerlendirilmesi çağrısıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kamuoyunda oluşan bu ağır soru işaretlerini görmezden gelemez. Bütün siyasi partileri insan onurunu esas alan bir infaz sisteminin oluşturulmasına katkı sunmak için araştırma önergemize destek vermeye davet ediyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)