| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 109 |
| Tarih: | 02.07.2026 |
MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sözlerime sevgili Orhan Doğan yoldaşımı saygı ve minnetle anarak başlamak istiyorum. Büyük bir barış ve hukuk insanını çok erken yaşta kaybetmenin yasını yıllardır tutuyoruz, taşıyoruz. Orhan Doğan ve bu hafta yitirdiğimiz merhum Kadir İnanır şahsında barış için mücadele dolu bir ömür veren insanlara sözümüz onurlu bir barış olsun. Mevcut barış ve demokratik toplum sürecini onların anısına da barışla taçlandırmalıyız.
Yine, bugün, 2 Temmuz Sivas'ta insanların yakıldığı ve o vahşetin yıl dönümü. Bu zihniyeti kınıyoruz. IŞİD zihniyetiyle insanları yakan bu anlayışla her alanda ve her anlamda mücadele etmek gerekir diyoruz.
Değerli milletvekilleri, geçen hafta çok kıymetli bir heyetle Çin Halk Cumhuriyeti'ni ziyaret ettik. Yerel yönetim sistemlerini, üretim ve liman tesislerini, parlamentolarını ve kurumsal yapılarını yerinde gözlemleme imkânı bulduk. Huzurunuzda bu çalışmaya imkân sunanlara bir kez daha teşekkür ediyoruz. Ancak, biz ülke olarak son elli yılda yerimizde sayarken Çin Halk Cumhuriyeti, tüm karşı algılara, Batı'nın propagandalarına rağmen çok ciddi bir yol aldı. Üretim, istihdam ve yoksullukla mücadelede Çin'den alınabilecek birçok model olduğunu görebiliyoruz.
Türkiye, 1900'lü yıllarda gayrisafi yurt içi hasıla verilerine göre 17 ila 22'nci sıralar arasında yer alan bir ekonomiydi. Şimdi hâlâ aynı yerde salınıp duruyoruz. Çin, büyük nüfusu nedeniyle o zaman 8'inci sırada iken 1'inci sıraya yükselmiş durumdadır. Burada Çin'in ne kadar önemli geliştiğini anlatmaya gerek yok, takip edenler zaten biliyordur. Meselemiz Türkiye'yledir. Türkiye neden yerinde saymaktadır? Türkiye'yi geri bıraktıran temel etkenler nelerdir? Türkiye insan gücünü, kaynağını, bütçesini ve emeğini nereye harcamaktadır? Barış ve demokratik toplum süreci neden önemlidir?
Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz yasa uzman erlere dair bir düzenlemedir ancak Türkiye'de zaten üniformalı istihdam sorunu vardır, bunu açık yüreklilikle tartışmamız gerekir. Bakınız, Türkiye her anlamda güvenlik sanrısına kapılmış durumdadır, bu hezeyandan kurtulmamız gerekir. Özel güvenlik şirketleri, korucular, uzman erler, diğer askerler, istihbaratçılar, bekçiler, gardiyanlar, zabıtalar, polisler ve diğer güvenlik personelleri dâhil edildiğinde milyonlarca insanı güvenlik kapsamında istihdam eden bir yaklaşım egemen görünüyor. Peki, bu milyonlar ne üretiyor? Güvenliği sağlayabiliyor mu? Herkes evinde, sokağında veya mahallesinde huzur içinde mi, suç oranları azalıyor mu? Kadın cinayetleri, çocuklara ve engellilere yönelik sistematik şiddet durduruluyor mu? Madde bağımlılığı azalıyor mu? Kesinlikle hayır. Yüzbinlerce insanı cezaevlerine tıkıyoruz, bir o kadar da "denetimli serbestlik" adı altında insanların özgürlüğünü kısıtlıyoruz. Demek ki adalet, eğitim, istihdam politikasında bir sorun var arkadaşlar. İnsanlar 25-30 yaşına kadar okuyup sonra ya işsiz kalıyor ya da asgari ücretle açlık sınırında çalışın." deniliyor.
Kaç haftadır özel sektör öğretmenlerine yapılan eziyeti görüyoruz. Haklarını arayan insanlara, işçilere, işsizlere, emeklilere bu ülkenin vergileriyle maaş alan kolluk gücünü saldırtmaya diyoruz. Toplumsal barış olsun artık, bunlar da halkın güvenliğini sağlamak için eğitim alsın, maaş alsın ve kendi çocuklarının da güvenli bir şekilde yaşadığı bir ülkeye hizmet etsin. Yazıktır, günahtır. Barışı kurmaya çalıştığımız bugünlerde üniformalı istihdam yerine sağlık emekçilerinin beyaz üniformasına daha çok bütçe ayırın diyoruz, atanamayan öğretmenlerin sesini duyun diyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)