GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:109
Tarih:02.07.2026

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; aslında, ben bugün söz aldığım madde üzerinde değil 2 Temmuz olduğu için Sivas Madımak'ta 1993 yılında yaşanan ve 35 canımızı kaybettiğimiz alçakça girişimler sonrasında katledilen canlarımızı anmak için kürsüdeyim. Kendilerine Allah'tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun; bu alçakça hareketi yapanları da şiddetle kınıyorum. Yine, aynı şekilde, 5 Temmuzda Başbağlar'da 33 canımızı kaybettik. Hain terör örgütünün saldırısı sonrasında oradaki kadınlar, gençler, çocuklar hayatlarını kaybettiler; onlara da Allah rahmet eylesin dileklerimi iletiyorum. Hain saldırıyı şiddetle kınıyorum ve yerleri, mekânları cennet olsun diyorum.

Gerçekten, ülkemiz artık bu tür şeyleri yaşamamalı yani bizim düşüncelerimiz, yaşam tarzlarımız, ırkımız birbirimizden farklı olabilir yani biz Türk olabiliriz, biz Kürt olabiliriz, biz Alevi olabiliriz, biz Sünni olabiliriz, biz Laz olabiliriz, Çerkez olabiliriz, Gürcü olabiliriz; hepimizin soyu sopu, kendi tarihimiz, kültürümüz, şanımız, şerefimiz, onurumuzdur ama hepimizin ortak bir değeri var. Nedir o? Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmak. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmak bizim bir üst kimliğimizdir ve etnik kimliğimiz, mezhebimiz yaşam tarzımız ne olursa olsun, hepimizin ortak kimliği Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmaktır ve "Ne mutlu Türk'üm" demek de cumhuriyetin bize bir fazileti ve erdemidir. Bu değerler üzerinden süreci değerlendirmek lazım. Bu değerler üzerinden yurttaşlık haklarımızı tanımlamak lazım çünkü içinde bulunduğumuz süreçte bir terörsüz Türkiye sürecini de konuşuyoruz. Önümüzdeki süreçte gelişmeler, kanunlaşmalar, yasal düzenlemeler gelecek. Artık bu ülkede 28 Şubatlar olmamalı yani insanlar giyiminden, kuşamından, inancından, başörtüsünden dolayı sorgulanmamalı, dışlanmamalı, yargılanmamalı. İnsanlar etnik kimliğinden dolayı yargılanmamalı, yakılmamalı, ötekileştirilmemeli. Hepimizin birliği, beraberliği bu anlamda yurttaşlık kimliğiyle, özgürlükçü bir anayasayla, yurttaşlık haklarımız özgürlükçü bir anayasayla tanımlanmalı diye düşünüyorum. Bunun nedeni şu: Ben Elâzığ milletvekiliyim, kendi şehrimde Alevi ve Tunceli kökenli birisi olarak milletvekiliyim. İnsanlara millî değerler üzerinden, yurttaşlık bilinciyle, devlet adamı sorumluluğuyla, millî duruşunuzla hitap ettiğiniz zaman bu toplumun, bu milletin ne sizin etnik kimliğinizle bir sorunu var ne doğduğunuz yerle ata, dede topraklarıyla bir sorunu var. Toplumun ortak değeri: Devlet. Nasıl bir devlet? Adil bir devlet. Nasıl bir devlet? Herkese eşit yaklaşan, özgürlükleri her yurttaşına eşit sunan bir devlet. Nasıl bir devlet? Sosyal hukuk devletinin veya hukukun, yargının herkese eşit işlediği bir devlet. Tabii ki güçlü bir devlet isteriz, güçlü bir devlet olmalı ve Türkiye'nin bence bu dönemde, bu süreçte en fazla ihtiyaç duyduğu konulardan biri de o; güçlü bir devlet.

Ben geçen hafta Çevre Komisyonumuzla birlikte COP31 toplantılarıyla ilgili Londra'daydım. Çevre Komisyonumuzda her partiden -DEM'den, MHP'den, Saadet Partisinden, CHP'den- milletvekilleri oraya katıldı ve COP31 Dönem Başkanımız da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum. Aslında uluslararası bir organizasyona Türkiye'nin ev sahipliği yapmış olmasının farkını biz orada gördük yani gerçekten çok anlamlı ve önemli.

O toplantıya dünyanın her tarafından liderler gelmişti, o toplantıya dünyanın her tarafından konusunda uzman çevreci, akademisyenler gelmişti, bilim adamları gelmişti, çevre dernekleri katılmıştı, iş adamları katılmıştı, büyük şirketlerin CEO'ları katılmıştı. Sanıyorum kasım ayı içerisinde de Antalya'da COP31 toplanacak. Yani orada aslında birlikte hareket edilmesinin, ortak değerlerde buluşulmasının uluslararası kamuoyunda Türkiye'yle ilgili yaratılan farklılığı gördük.

Şimdi, bizim bu süreçte de aslında Parlamentoda her şeyi konuşuyoruz, tartışıyoruz ama yani sonuçta bu devlet hepimizin yani bu devlet ne AK PARTİ'nin ne Cumhuriyet Halk Partisinin ne İYİ Partinin ne MHP'nin ne DEM'in ne Saadet Partisinin; bu devlet de hepimizin, vatan da hepimizin, millet de hepimizin, bayrak da hepimizin. Ortak değerlerde buluşabilmeliyiz. Farklılıklar üzerine bu toplumda ayrışmak çok kolaydır.

Geçmişte bunun çok acısını yaşadık; Maraş olaylarını yaşadık, Çorum olaylarını yaşadık, Sivas olaylarını yaşadık, sağ-sol çatışmalarını yaşadık, darbeleri yaşadık ve bu ülkede zaman zaman derin güçler farklı yapılanmalarla bu ülkenin bütün değerlerini yok ettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRSEL EROL (Devamla) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Buyurun.

GÜRSEL EROL (Devamla) - Yani bunun adı 12 Eylül öncesi dönem dönem karşımıza "gladyo" diye çıktı, "derin devlet" diye çıktı, "PKK" diye çıktı, "FETÖ" diye çıktı ama ne olduysa yine Türkiye'ye oldu. Yani, terör örgütleriyle mücadelede 2 trilyon dolar gibi bir kamu bütçesinden harcanan para var; on binlerce faili meçhul cinayet, yargısız infaz var; 30 binin üzerinde şehidimiz var; 5 milyona yakın insan zorunlu göçe tabi tutuldu ve büyükşehirlerdeki sosyal denge bozuldu. Siyasette farklılıklarımız olabilir ama içinde bulunduğumuz dönemden, etrafımızda yanan, tutuşan savaş risklerinden kaynaklı aslında bu Meclisin bundan sonraki süreçte yapması gereken en önemli konulardan, işlerden biri millî mutabakatı kurabilmektir, uzlaşabilmektir, devlet adına, vatan adına, millet adına birlikte hareket edebilmeyi becermektir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)