GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:109
Tarih:02.07.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce otuz üç yıl önce 33 yurttaşımızın hayatını kaybettiği Sivas Madımak katliamının sonrasında bugüne kadar hâlâ açığa çıkmamış, aydınlanmamış bir tarz yargı süreçlerinde hâlâ oyalanan bir hikâyenin acısını yaşadığımızı ifade etmek isterim ve bütün yurttaşlarımıza, kaybettiğimiz canlara buradan başsağlığı ve sabırlar dilerim.

Şimdi, öncelikle ikinci bölüm üzerine söz aldım. 9'uncu, 10'uncu 11'inci maddeleri incelediğimizde aslında Anayasa Mahkemesinin bozduğu ve yürütmenin mahkeme heyetlerinin almış olduğu karara rağmen hâlâ daha keyfî uygulamalarının kabul edilemeyeceğini ifade eden bir Anayasa Mahkemesi kararı var ve şu anda biz bu maddelerde aslında Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesinin arkasından dolanarak yeni bir yasa üretmeye ve bunu da geçirmeye çalışıyoruz. Bunun çeşitli örneklerini gördüğüm ve bizim de özellikle yürütmeyi durdurma bakımından başvurduğumuz bir hikâyeyi bir ortamın içerisinde bir Anayasa Mahkemesi heyetiyle görüşürken bana bir şey anlatılmıştı ve bu yasa tekrar buraya geldiğinde onun anlattığı hikâye aklımıza geldi. Anayasa Mahkemesi heyetinin anlattığı hikâye şu: "Biz burada herhangi bir çalışma yapıyoruz, uzun çabalar sarf ediyoruz, hukuku inceliyoruz ve yıllarca sürdürülen emek ve oluşturulmuş olan normlara göre bir karar veriyoruz, Meclise gönderiyoruz. Siz milletvekilleri de o maddelerin birkaç kelimesini değiştirerek tekrar bize gönderiyorsunuz. Dolayısıyla bu sistem böyle sürdürülemez." diye anlatıyor ve arkasından diyor ki: "Baş ile gövde arasındaki uyum olmazsa yani hukuk ile yürütme arasındaki ilişki doğru dürüst kurulamazsa bir memleket sağlıklı yönetilemez." diyor. Bunu söyleyen ben değilim, bunu söyleyen Anayasa heyetinden bir vatandaş ve bu vatandaş aslında hikâyesi itibarıyla iktidara yakın bir vatandaş. Bunu söylediğine göre gerçeklik şu arkadaşlar: Dün biz burada 7'nci, 8'inci maddeyi geçirdik. Bu 7'nci, 8'inci maddenin geçmesi sırasında bir duygusal, bir tepkisel, bir inatlaşma olayı olarak değerlendirilebilen bir durum analizi yapılmıştı. Ancak bugünkü savunmalar, özellikle bu konudaki mevcut yürütmede bulunan insanların ifadeleri benim açımdan vahimdir, korkunçtur. Bu şu demektir: "Bu ülkede biz hukuku tanımıyoruz, mahkeme kararlarını tanımıyoruz, yürütmenin vermiş olduğu raporlar, gerekçeler doğrudur ve bu çerçevede de biz bu işi yapacağız." anlamına gelen bir karardır ve dolayısıyla bana "Ya, dünkü 7'nci, 8'inci madde geçtikten sonra, 10'uncu, 11'inci, 12'nci maddeler zaten pratik olarak onlardan çok daha farklı değildir. Dolayısıyla saf mısın, neyi konuşuyorsun?" diyebilirsiniz ama biz bunları burada konuşmak zorundayız. Eğer gerçekten bu ülkede bir bağımsız hukuk sistemi kurmak istiyorsak bunları konuşmadan geçemeyiz ve bu Meclis de bunu aslında üstünü örterek geçemez. Dün sevgili Tiryaki çok güzel bir konuşma yaptı, bir "yüz karası" olarak ifade etti bunu ve Meclis için de bunun gerçekten bir yüz karası olduğunu, buna ortak olunmaması gerektiğini söyledi. Ben de buradan bir kez daha bunun ifadesini yapıyorum ve aynı zamanda, 14'üncü maddenin de benzer bir şekilde çok tehlikeli ve aynı zamanda değiştirilmesi, uygulanmaması gereken bir madde olduğunu ifade etmek istiyorum.

Evet, Meclis gündemimizde ve Türkiye'nin gündeminde NATO tartışması var. NATO'yla ilgili çeşitli analizler, tartışmalar yapılabilir, tespitler yapılabilir. Belki bu tespitler konusunda anlaşamayız ama şunu çok net görelim ki NATO her geçen gün -aslına bakarsan- kuruluş gerekçesinin ötesinde yeni bir forma giriyor ve özellikle Orta Doğu'nun yeniden yapılandırılması konusunda kullanılacak bir silahlı örgüt, bir savaş örgütü olarak yeniden inşa edilmeye çalışılıyor.

Bugün Türkiye'de üç günlük bir programın hayata geçirilmesi sırasında sadece Ankara'da değil Türkiye'nin neredeyse dört bir tarafında sıkıyönetim ilan eden, her türlü gösteriyi yasaklayan, bugün Ordu'nun Perşembe ilçesinde mevcut, insanların doğaya karşı yapılmış olan katliamı engelleme çabasını bile yasaklayan ve gerekçesini de buna bağlayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Buradan Ordu Valisine sesleniyorum: Acaba Ordu Valisi NATO toplantısının Ordu'da olacağını mı zannediyor da böyle bir yasak gerçekleştiriyor? Gerçekten komik. Arkadaşlar burada savunma yapıyorlar, diyorlar "Bu çeşitli ülkelerde de oluyor, böyle olağanüstü önlemler alınabiliyor." diye. Peki ben size şunu söyleyeyim: Bir ülkede 47 bin polisle, 7 bin askerle ve binlerce araçla ne önlemi almaya çalışıyorsunuz? 47 bin polis ne demektir? Bir savaş örgütüdür. Savaşa mı çıkıyorsunuz Ankara'da? Böyle bir şey var mı? Bu kadar abartılı bir hayatın karşılığı ne olabilir? Bunun görüntüsü şu: Bakın, sokaktaki insanlar... Dün taksiye bindim, taksici "Ya, bu nasıl bir şey? Bir taraftan seviniyoruz, yollarımız yapılıyor, çok güzel. Bize hizmet etmesi gereken yerde yapmadılar ama başkalarının üzerinden hiç olmazsa böyle şeyin yapılmasına sevindik. Ama öbür taraftan görüyoruz ki bizim hiçbir değerimiz yok. Uluslararası sermaye güçleri, devlet bakanları, başbakanlar için her şey yapabiliyor. Demek ki para varmış, demek para var ki bunlar yapılabiliyor." diyor. Ya arkadaşlar, 12 milyarlık bir harcama yapılmış. Bu harcamanın maliyeti, 12 milyar öyle küçük rakam falan değil, asgari ücret koşulları açısından değerlendirildiğinde -baktım, böldüm rakamlara- 428 bin asgari ücret ediyor ve binlerce okulunun yapılmasına, yüzlerce insana, özellikle gençlere hizmetlerin yapılmasına, onlara bir yıllık burs verilmesine tekabül eden bir para; öyle kolay bir para falan değil. Bu da bizim bildiğimiz rakamlar, bilmediğimiz rakamlar çok daha farklı olabilir ve aynı zamanda, Türkiye'nin değil, Ankara'nın birçok yerinde önlem alınmış durumda. Yapılan önlemler sırasında, sözde biz COP 31'e doğru gidiyoruz, özellikle karbon salınımını engellemek istiyoruz, plastiği azaltmak istiyoruz ama her taraf billboardlarla kapatılmış durumda ve bu vatandaşlarımızın burada yaşadığı iklim nedir biliyor musunuz? "Burada bir ayıp vardır, bu ayıp dünya tarafından görülmesin, biz bu ayıbı böyle kapatmaya çalışıyoruz." diyorlar. Gerçekten böyle bir ayıp varsa zaten bu ayıp sizin ayıbınız, bu halkı bu koşullarda, yoksul, aynı zamanda yolların kötü olduğu koşullarda yaşatıyorsanız bu ayıbı önce düzeltin, bunu böyle kapatmaya çalışmayın. Bu masrafları hiç olmazsa daha sağlıklı bir hayat için, yaşam için, bunları uygulamak için hayata geçirin.

Keza, başka bir hikâye daha var bu işler yapılırken. Ya, şimdi, hayvanları topladığını söylüyor Bakanlık ve Valilik, bir rakam veriyor, 52 bin hayvanı, köpeği topladığını söylüyor. Bakın, bizim barınaklarımız Ankara'da 13 bin, 13 bin hayvan barınakta varsa diğerleri nereye gitti? Bakın, billboardların dışında bir de gerçekler var, o da şu: Hayvanları canlı canlı orada -videolarda görmüşsünüzdür- öldürmeye çalışıyorlar. Dün bir video yayınlandı, toplatılan hayvanların bir tanesi verilen ilaç yetersiz olduğu için -canlı olarak yakalamışlar-kaçmaya çalışıyor, toprağın altından çıkmış kaçıyor hayvan. Ya, bu kadar vahşet, bu kadar canilik olabilir mi? Hiç mi vicdan yok sizde ya? Bu yapılabilir mi? Ve gerçekten burada sesleniyorum: Bunu yapanlara -videoları da var- acilen soruşturma açılsın, bunların hukuku falan yok, hukuksuz olarak bu işleri yapıyorlar ve yaptıkları işleri açıkçası biz burada bir kez daha şiddetle kınıyoruz.

Bir başka konu, NATO meselesiyle ilgili yürütülen çalışmalar sırasında, özellikle uluslararası mevcut kriterler açısından bakıldığında çok değer verildiği gözüküyor.

Şimdi, ben size uluslararası değerler çerçevesinde Türkiye'nin özellikleriyle ilgili birkaç maddeyi okumak istiyorum: Türkiye olarak gazetecilere içerisinde yani özellikle Sınır Tanımayan Gazeteciler içerisinde 180 ülkede 163'üncüyüz. Gazeteciler özgür yayın yapamıyorlar, bağımsız yayın yapamıyorlar, yasaklarla, cezalarla ve her türlü kötülükle karşı karşıya kalıyorlar. Bu mu sizin -uluslararası kriterler çerçevesinde Türkiye'ni itibarını yapmaya çalıştığınız- gerçeklik anlayışınız?

Bir başka şey: Bakın, OECD ülkeleri içerisinde 37 ülke içerisinde biz en kötü 4'üncü ülkeyiz, arkadaşlar. Madem OECD ve diğer ülkeler, uluslararası şeyler çok önemli, bunları düzeltelim, itibarsa buralarda arayalım.

Diğer taraftan, UNICEF'in 44 ülkesi içerisinde bizim durumumuz en düşük ülke, 3'üncü sıradayız.

Keza, başka bir araştırmaya göre 193 ülke arasında suç örgütleri örgütlenmesi içerisinde 10'uncu sıradayız. Bu kadar kötü karneniz varken hangi itibarı düzeltmeye çalışıyorsunuz? Bu gelenler sanki Türkiye'nin bu karnesini bilmiyorlar mı? Dolayısıyla yaptığınız işin gerçeklikle gerçekten alakası yok ve tamamen kendinizi kandırmaya çalışıyorsunuz.

Bir başka standart... Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun 2018'den bu yana yaptığı araştırmalarda Türkiye en kötü 10 ülke içerisine girmiş durumda şu anda. Dolayısıyla şunu söylemek istiyorum: Bu ülkede -mevcut böylesine sanal ve aynı zamanda- gerçekliği örtmeye çalışma çabanızla bir yere varamazsınız. Bu ülkenin gerçekliği herkes tarafından biliniyor; açlık, yoksulluk dibe vurmuş durumda; ülkenin kaynaklarını böylesine kötüye kullanarak bu gerçekliği örtemezsiniz. NATO, evet, bugün yeniden kendini yapılandırmaya çalışırken, aslına bakarsanız, bizim ülkemizin çıkarlarını ve ihtiyaçlarını değil, uluslararası sermayenin ve o sermayenin bekçiliğini yapan devletlerin çıkarlarını korumaya çalışıyor; bu, herkes tarafından bilinmeyen bir gerçek değil, bilinen bir gerçek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

İBRAHİM AKIN (Devamla) - Bu gerçeklik karşısında savaşa değil, silaha değil, silaha bütçemizden -yüzde 2'den yüzde 5 rakamına çıkartarak- 40 milyar dolar yatırım yapmaya değil; bu ülkenin yoksullarına, açlarına, emeklilerine, işçilerine ve aynı zamanda ülkenin bağımsız yargısının daha sağlıklı işlemesine zaman ayırın ve bunlara yatırım yapın ki bu ülke daha refah, daha mutlu, daha birlikte yaşamı sağlasın; aksi takdirde, bu yöntemlerinizle kendinizi kandırabilirsiniz ama Türkiye'deki halkları artık kandıramazsınız. Bu yaptıklarınızla, inanın, hem Ankara'da hem Türkiye'de insanlara, halkımıza rezil oluyorsunuz. Yaptığınız işte şunu söylediniz: "Aslında bu devlet, halk için değil, sermaye için, uluslararası güçler için hizmet eden bir devlet hâline gelmiştir. Bu devletin yapısı bizim devletimiz olmaktan çıkmıştır." intibası herkes tarafından bir kez daha kanıtlanmış oluyor. Dolayısıyla, ben bu yapılan uygulamaları şiddetle protesto ettiğimizi, karşı çıktığımızı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)