GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:109
Tarih:02.07.2026

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım "Öyle ağırım ki kendimden sen benden gittin gideli." Bu inanılmaz sözler ve bu sözlerin ağırlığını taşıyacak beste uzun yıllar bu memlekette bir aşk şiiri, bir aşk şarkısı sayıldı. Oysa bu, Mazlum Çimen'in Sivas'ta yakılan babası Âşık Nesimi Çimen'e bir seslenişiydi yani bir evladın babasına olan özlemini, babasına duyduğu o büyük saygıyı ifade ettiği cümlelerdi. Sadece Mazlum Çimen babasını kaybetmekle kalmadı, çok sayıda evlat babasını, anne evladını, kardeşler birbirlerini kaybettiler. 33 canımız yakılarak yok edildi, katledildi Sivas'ta. Ben gencecik bir insandım, Ankara'da yaşıyordum ve televizyonda olayların başlayışını gördüm. Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan bir yurttaş olarak dedim ki: "Evet, bir grup meczup bir saldırı düzenliyor, birazdan güvenlik görevlileri olaylara müdahale eder ve onları dağıtırlar." Olaylara müdahale edilmedi, kimse dağıtılmadı, sayıları arttı, taşkınlıkları arttı. Sonra, onlar otelin içine bir şeyler atmaya başladılar, otelin içine girmeye başladılar, sonra oteli yakmaya başladılar, dedim ki: "Şimdi yetişir asker, şimdi yetişir polis, şimdi gelir itfaiye." Hiçbirisi gelmedi. Hiç kimse, üzerinden otuz üç yıl geçtikten sonra, hiç kimse beni bu memleketin Sivas'ta konumlandırılmış olan askerinin, polisinin, itfaiyesinin olayları önlemekte yetersiz kaldığına inandıramaz, orada insanların yakılmasına seyirci kalındı; insanlar orada cayır cayır yakıldı. Hemen arkasından, 6 Temmuz tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon toplandı, o komisyonun raporu var. Bu Meclis toplanır, arada sırada komisyon oluşturur, o komisyonlarda ciltlerce raporlar düzenlerler. O raporların çok azının ben uygulamaya konulduğunu biliyorum; o kadar yaşadık, o kadar tecrübemiz var. Ne diyor o rapor baktığımızda? O rapor, gencecik bir adam olarak Ankara'da, televizyon başında benim yaptığım saptamaları rapora bağlamış, "Güçlü istihbaratın varlığına rağmen güvenlik güçleri bir önlem almamışlardır. Olayların başlangıcında rahatlıkla dağıtılabilecek o kalabalık dağıtılmamış." demiştir o rapor ve eklemiştir: "Olaylar arttıkça olayların artmasına paralel olacak şekilde güvenlik güçlerinin sayısı da artırılmamıştır." demiştir. Ben bir kere daha söyleyeyim: Bu saptamaları televizyonun başında gencecik bir adam olarak ben de yaptım.

Bu saptamaları yaptık da ne oldu? Ne oldu? Oraya o jandarmayı göndermeyen, o polisi göndermeyen, o itfaiyeyi çalıştırmayan, aslında bir grup meczup diye tanımlayamayacağımız, cumhuriyete ve bu memleketin düzenine kasteden o alçak katilleri bırakın dağıtmayı, besleyenlere, gözetenlere ne oldu o günden bu yana? Kaç kişi hesap verdi? Ben söyleyeyim size: Mahkemelerde uzun süre firari sanıklar yurt dışından bile getirilemedi. Bir gece yayınlanan KHK'lerle tutuklu bulunanlar serbest bırakılıverdi. Onların avukatlıklarını kimlerin yaptığını çok iyi biliyoruz. Bu insanlık mı? Bu vicdan mı? insanları diri diri yakan insanlardan bu memleketin bir gelecek beklemesi mümkün mü? Onlarla beraber aynı ortamda nefes almak hepimiz için utanç verici olmaz mı? İşte bütün bunları değerlendirmeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Türkiye'de yalnızca aydınlığa kavuşturulamayan Sivas değil ki arkadaşlar. 1993 yılında bir bakınız: 24 Ocakta Uğur Mumcu öldürüldü. Uğur Mumcu'nun failleri bulunabildi mi ya? Hani bir gözlüğü kaldı bize yadigâr, bir kalemi kaldı. Her şeyi cesaretle yazan, tek başına dolaşan bir adamdı. Bir Renault taksisini görüyoruz değil mi, "O araba, bu araba." diye yazıyoruz ara sıra. Uğur Mumcu'nun katilleri bulunabildi mi?

Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993'te bu memleketin en önemli kurmay generallerinden birisiyken Ankara'dan Diyarbakır'a uçmak üzere havalandı ve o uçak daha Ankara'dan ayrılamadan Yenimahalle'ye düştü. Bu bir kazaydı, öyle mi? Eşref Bitlis'i kim yok etmeye çalıştı, kim öldürmeye çalıştı? Bununla ilgili ortaya çıkartılabilen, konulabilen bir tek güçlü rapor var mı?

24 Mayıs 1993 Elâzığ-Bingöl yolunda usta birliklerine gitmek üzere seyahat hâlinde olan ve silahsız 33 çocuğumuz, askerimiz şehit edildi. Kim şehit etti gerçekten, arkasına bakabildik mi? Bu olaylarla nereye varmaya çalıştılar, görebildik mi?

2 Temmuz, Sivas; Sivas'ta ozanlarımız, aydınlarımız, sanatçılarımız, semah dönen çocuklarımız yakıldı. Sonra üç gün geçti, 5 Temmuzda bu kez Başbağlar'da hiçbir günahı olmayan insanlarımız katledildiler. Bunların arka planlarına bakabildik mi?

4 Eylül 1993, DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar öldürüldü, birden bire, Mardin'de. Biliyorsunuz, o dönemlerde böyle faili meçhul cinayetler çok meşhurdu. 22 Ekim 1993, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın öldürüldü. İşte, bütün bunlar Türkiye'de barışa ve demokrasiye nasıl sistemli saldırıların yapıldığının ve bunlar aydınlatılamadığı için Türkiye'nin de hâlâ bugünleri askerî ve sivil darbelerle nasıl yaşadığının çok açık kanıtıdır.

Ben bugün burada üzerinden otuz üç yıl geçtikten sonra, o günkü acıyı bir insan olarak yüreğinin ta derinliklerinde duyan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Sivas'ı, Maraş'ı, Çorum'u, Gazi'yi, Gezi'yi, Roboski'yi, Suruç'u, Gar'ı, Başbağlar'ı, oralarda yaşamdan koparılan yurttaşlarımızı saygıyla, minnetle, özlemle anıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Onların anısı önünde söz veriyorum ki bu katliamların her birinin ipinin ucunu çekeceğiz ve o uçtan kim gelirse gelsin bunların hesabını mutlaka soracağız.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)