| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 109 |
| Tarih: | 02.07.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ben de sözlerime Madımak'ta katledilen 33 canımızı ve 2 otel çalışanını anarak başlamak istiyorum. Evet, gerçekten böyle bir katliam görülmemiş bir katliamdı. Otuz üç yıl önce bu katliamı yaşadığımız anki duygularımız ne ise bugün de o. Eş Genel Başkanımız ve heyetimiz bugün Madımak'ta bu anmaya katılıp bu acıyı bir kez daha paylaşmak için oradalar. Evet, Madımak katliamının üzerine yeterince gidilmedi, bu olayın arkası yeterince aydınlatılmadı. Gerçi bu ülkeye dönüp baktığımızda, Koçgiri'den Dersim'e, Dersim'den Maraş'a, Çorum'a, Madımak'a o kadar çok katliam yaşanmış ve Alevi toplumu o denli çok hedef hâline getirilmiş ki bu meselelerin üzerine gitmemenin nasıl yeni acılara kapı araladığını dile getirmeye devam edeceğiz. Evet, aydınlatılmalıydı, aydınlatılmadığı için bugün bu tedirginliği yaşamaya devam ediyoruz.
Tabii, "katliam" deyince, "Alevilere yönelik saldırılar" deyince Suriye'yi de unutmamak gerekiyor. Bugün, Geçici Suriye Hükûmeti Şara yönetimi Suriye'deki Alevileri hedef hâline getirmeye, orada Alevi toplumuna yönelik katliamlara devam ediyor. Bu konuda Türkiye gereken inisiyatifi bir türlü almıyor. Nasıl ki, Suriye'ye yaklaşırken, Suriye'deki Kürtleri, Suriye'deki Alevileri önceliği hâline getirmiyorsa, bugün de bu siyasetiyle aslında bu tür gelişmelere olanak sağlıyor. Oysa, Misakımillî'den söz eden bir meclistir bu Meclis. Ama şunu bilmek gerekiyor ki, Misakımillî, ancak ve ancak o misakı yapabilecek halklarla, farklı inançlarla mümkün olabilir. Kendi kendinize bir misak yapamazsınız. Eğer bir misak peşindeyseniz, bu ancak Kürtlerle olur, Alevilerle olur. Dolayısıyla, Alevilerin, Kürtlerin hakkını Suriye'de de savunmak bize düşen bir sorumluluktur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; NATO üzerine çok konuştuk, NATO geliyor, NATO'nun gelmesiyle beraber âdeta Ankara bir karantinaya dönüyor. Tabii, NATO'nun gelmesiyle beraber ortaya bir mizah da çıkıyor. Biliyorsunuz, iktidar partisi de sürekli "tek, tek, tek" diyerek gider, şimdi tek tip taksici de yarattı, sanırım Trump taksiye binecek çünkü taksicilere tek tip kıyafet giydiriyor. İşin belki de mizahı bu ama "mizah" deyince ben size 80 öncesi Gırgır'ı hatırlatmak isterim. Mizahı olan tahammül ve mizah-siyaset ilişkisi açısından çok önemli bir yayındı Gırgır. O dönemin siyasi liderleri Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit her hafta neredeyse Gırgır'ın kapağında yer alırlardı, o siyasi liderlerin hiçbirinin aklına Gırgır'ı yasaklamak gelmezdi, mizaha düşmanlık gelmezdi. 12 Eylül geldi, darbeciler geldi, ilk yaptıkları şey neydi biliyor musunuz? Bir Gırgır'ı kapatmak, ikincisi, siyasi liderlerini Zincirbozan'a göndermek. Dolayısıyla siyaset ile mizah arasındaki ilişkiden eğer kopuksanız o ülkede zaten demokrasiden bahsedemezsiniz. Siz kopuksunuz, neden biliyor musunuz? Bugün Deniz Göktaş gözaltına alındı çünkü. Ben izledim, çok nitelikli bir mizah yapan bir genç arkadaş ve onu gözaltına aldınız, tahammül edemediniz. Oysa, gelirken iktidara yasaklarla mücadele etmek için gelmiştiniz, şimdi Kuzey Kore'yle yarışıyorsunuz yasaklar konusunda. Evet, mizah anlayışınızı da yitirdiniz. Oysa, mizah bir ülkenin sadece gülen yüzü değildir, bir ülkenin demokrasisine, bir ülkenin toplumsal barışına en çok hizmet eden anlayıştır ama bu anlayıştan yoksunsunuz. Sadece mizaha mı bu yaklaşımınız? Hayır, bakın, basın özgürlüğüne yönelik yaklaşımınız da çok çok sıkıntılı. Biliyorsunuz, bir ülkede demokrasiden bahsedebilmek için özellikle yargı, yasama ve yürütme arasında kuvvetler ayrılığı çok çok önemli bir yer teşkil eder. Kuvvetler ayrılığının sağlıklı işleyebilmesi için demokrasinin dördüncü gücü de basındır. Oysa siz basın özgürlüğünü ortadan kaldırmak için âdeta bir sansür anlayışıyla basına yaklaşıyorsunuz. BTK sürekli kadın örgütlerinin, gazetecilerin, hak savunucularının, bağımsız medya kuruluşlarının erişim engeli yoluyla kendilerini ifade etmelerini, yayın yapmalarını engellemeye devam ediyor. Bir sansür cumhuriyetine döndü cumhuriyet; sürekli olarak yasaklama, erişim engeli. Neden? Bir de her zaman bir sığınacak şey var. Nedir o? Millî güvenlik, kamu düzeninin korunması, dezenformasyonla mücadele.
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Ya, bu ülkede bir dezenformasyonla mücadele için bir kurum var, bir yasası var: İletişim Başkanlığı. İletişim Başkanlığı sürekli dezenformasyon yaratıyor. Böyle inanılmaz bir ilginçlik içindeyiz. "Son icraatları ne?" diye sorarsanız Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat ve Ajansa Welat internet siteleri erişime engellendi BTK kararıyla. Bununla da yetinilmedi, Ajansa Welat'ın X hesabı da kapatıldı. NûMedya24 hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeden erişime engellendi. Dolayısıyla, Kürtçe yayın yapan kurumlara, yayın organlarına yönelik bir kapatma, erişime engelleme, yeni bir dalga başladı. Yıllardır bunu yapıyorsunuz. Elinizde bir TRT Şeş var, biz bunları söyleyince "İşte, TRT Şeş var." diyorsunuz. TRT Şeş üzerinden yaptığınız işin hiçbir karşılığı yok. Basın özgürlüğü her dile, her anlayışa, her siyasi görüşe açık olmalı, açık olmalı ki basın o yolla toplumun buluşmasını sağlayabilmeli, bizim bir araya gelmemizi, karşılaşmamızı sağlayabilmeli. Bu sayede iletişim olur, bu sayede o toplumda bir arada yaşama kültürü gelişir ama siz sürekli Kürtçe yapan bu kuruluşlara yönelik bir sansürcü anlayışta erişim engeli getiriyorsunuz, buna artık son verin. Başta Azadiya Welat ve Ajansa Welat olmak üzere, Nûmedya 24 olmak üzere bugüne kadar getirilen tüm yasaklar acilen kaldırılmalı.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara Gar katliamını biliyoruz, unutmamız da mümkün değil. On bir yıl sonra bu davada Ömer Deniz Dündar mahkeme huzurunda ifade verdi, çok önemli açıklamalar yaptı. Tabii, yakınlarını yitiren aileler, avukatlar müdahil olmak istediler, davanın seyri açısından çok çok önemliydi. Mahkeme davayı apar topar ileri bir tarihe erteledi, aileleri de mahkeme salonundan şiddet yoluyla dışarı çıkarttı, avukatların söz hakları da engellendi. Neyi saklamaya çalışıyorsunuz? Çünkü verdiği ifadede o kadar önemli ipuçları, o kadar önemli deliller var ki onların üzerine gitmek yerine yine bir örtbas peşindesiniz. Aynı Madımak'ta olduğu gibi şimdi de Ankara Gar katliamının, adaletin sağlanmasına yönelik olacak gelişmelerinin önüne geçmek için büyük bir telaşla mahkemeyi ileri bir tarihe ertelediniz. Bu mahkemenin hakimleri 4 kez değişti. Dolayısıyla, size uygun bir yargılama süreci olsun diye ha bire hâkimleri değiştirerek aslında adaletin önüne geçmeye devam ediyorsunuz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak yine çok önemli bir davadan bahsedeceğim, Ayşe Tokyaz davası.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Biliyorsunuz Ayşe Tokyaz Cemil Koç tarafından katledildi, hunharca katledildi. Davası sürüyor ama biliyorsunuz, Cemil Koç daha önce Diyarbakır'da birlikte yaşadığı Ecegül Övezova'yı da şiddetle darp etmiş ve bunun sonucunda Ecegül hayatını kaybetmişti. Ecegül vakasından sonra olayın üzerine gidilseydi bugün belki de Ayşe Tokyaz hayatta olacaktı.
Kadın cinayetleri politiktir, bu ülkede her gün en az 1 kadın katlediliyor ve şüpheli kadın ölümü, en az 1 kadın ölümü. Dolayısıyla da baktığımız zaman bu meselenin ne kadar önemli bir mesele olduğu bütün çıplaklığıyla ortada. Kadın cinayetlerine yönelik cezasızlık politikası bir an önce son bulmak zorundadır, bulmadığı sürece bu tür vakalar karşımıza çıkmaya devam edecek.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bunu sonlandırmanın yolu, birinci adımı İstanbul Sözleşmesi'ne geri dönmektir diyorum, teşekkür ediyorum.