GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:109
Tarih:02.07.2026

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mazeretimi dikkate alarak söz verdiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum.

Önümüzdeki hafta sonu, Ankara, dünyanın en önemli güvenlik ve diplomasi buluşmalarından birine ev sahipliği yapacaktır. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesinin başkentimizde düzenlenecek olması Türkiye'nin uluslararası sistem içerisindeki stratejik ağırlığının ve vazgeçilmez konumunun en açık göstergelerinden biridir. Zirvede ittifakın geleceğine yön verecek kararların alınması beklenmektedir. Dünyanın içinden geçtiği bu savaşlar ve krizler döneminde Ankara'nın NATO zirvesine ev sahipliği yapması Türkiye'nin yalnızca coğrafi değil, aynı zamanda siyasi ve askerî bakımdan da ittifakın merkez ülkelerinden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu tarihî zirve öncesinde açıkça ilan etmek gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti NATO içinde sıradan bir ülke değildir. Türkiye ittifakın Güneydoğu kanadını ayakta tutan Karadeniz'den Orta Doğu'ya, Balkanlardan Doğu Akdeniz'e kadar geniş bir jeopolitik havzada en ağır yükü taşıyan stratejik bir devlettir. Kore'den Kosova'ya kadar Türk askeri müttefiklik hukukunun gereğini sahada her zaman yerine getirmiştir. Türkiye, NATO masasına yalnızca imza koymamış, kanıyla, emeğiyle, fedakârlığıyla omuz vermiştir. Hâl böyleyken Türkiye'nin meşru güvenlik kaygılarını ikinci plana iten, savunma ihtiyaçlarımızı oyalayan bir yaklaşımın müttefiklik ruhuyla bağdaşması mümkün değildir. Bu nedenle, Ankara Zirvesi Türkiye'nin müttefiklerinden beklentilerini açık ve kararlı şekilde ifade edeceği önemli bir platform olacaktır. Öncelikle, müttefiklik hukukunun gereği olarak savunma sanayisi alanındaki ambargo ve kısıtlamaların tamamen kaldırılması gerekmektedir. Bir müttefike silah satıp diğerine kısıtlama uygulamak ittifak ruhuyla bağdaşmaz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak duruşumuz nettir. Türkiye'ye rağmen bir güvenlik mimarisi kurulamaz. Türkiye, kendi güvenlik önceliklerini kendi aklıyla belirleyen bağımsız bir devlettir. Ankara'da yapılacak bu zirvenin müttefiklerimizin riyakârlıktan uzak, dürüst ve samimi bir ortaklık hukukuna dönmesi için tarihî bir fırsat olmasını temenni ediyor, zirvenin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Başta güvenlik güçlerimiz olmak üzere organizasyonda görev alacak bütün kurumlarımıza başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, içinden geçtiğimiz dönem sıradan bir uluslararası dalgalanma dönemi değildir. Karadeniz'de savaş, Orta Doğu'da çatışma, enerji hatlarında kırılganlık, küresel siyasette sertleşme ve belirsizlik aynı anda yaşanmaktadır. Böylesi bir tabloda devletler için asıl mesele savrulmadan ayakta kalabilmek, riskleri doğru okuyup millî menfaatleri soğukkanlılıkla koruyabilmektir. Türkiye Cumhuriyeti'nin son yıllarda ortaya koyduğu en önemli fark burada ortaya çıkmaktadır. Ankara merkezli devlet aklı hamasete kapılmadan, tehdidi küçümsemeden, fırsatı göz ardı etmeden hareket eden bir denge ve dirayet siyasetini temsil etmektedir. Türkiye ne edilgen bir seyirci devlettir ne de başkalarının senaryosunda rol dağıtımı bekleyen bir ülke konumundadır. Tam tersine, Türkiye, krizlerin kesişim noktasında denge kuran, caydırıcılık üreten, diplomatik ağırlık oluşturan ve gerektiğinde sahada irade gösteren bir devlettir. Karadeniz'de Montrö hassasiyeti, Orta Doğu'da barış ve güvenlik çizgisi, terörle mücadelede kararlılık, savunma sanayisindeki atılım ve denizlerde mavi vatan yaklaşımı bu devlet aklının tezahürleridir. Türkiye'nin gücü, günübirlik tepkilerden değil köklü devlet aklından kaynaklanmaktadır. Bugün, bölgesel krizler karşısında ayakta kalmanın yolu millî birlikten, stratejik sabırdan, güçlü devletten ve bağımsız karar iradesinden geçmektedir. Ankara'yı hesaba katmadan bölgesel denklem kurmaya çalışanların noksan kalacağı açıktır. Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle, jeopolitik konumuyla ve devlet tecrübesiyle bu fırtınalı dönemde istikrarın başlıca sütunlarından biridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyaset yalnızca günlük hadiseleri idare etme faaliyeti değildir. Siyaset milletin tarih içindeki yürüyüşüne istikamet verme sorumluluğudur. Bu sebeple, terörsüz Türkiye hedefini sadece bir güvenlik politikası olarak göremeyiz. Bu mesele devletin bekasını, milletin birliğini, hukukun vakarını ve gelecek nesillerin huzurunu ilgilendiren tarihî bir dönemdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Burada temel ayrım şudur: Devlet aklı başka, bürokratik akıl başkadır. Bürokratik akıl gereklidir, elzemdir. Devletin kaydı, kuralı, usulü ve kurumsal hafızası elbette olacaktır fakat devlet yalnızca işleyen bir mekanizma değildir. Bürokratik akıl dosyaya bakar, devlet aklı tarihe bakar, perspektifi dün, bugün ve yarındır. Bürokratik akıl tedbir alır, devlet aklı istikamet verir. Bürokratik akıl bugüne düzenler, devlet aklı yarını kurar. Kurucu siyaset tam burada başlar. Kurucu siyaset mevcut olanı yöneltmekten ibaret değildir; yaralanmış olanı onarmak, dağılmış olanı toparlamak ve geleceği yüksek bir nizam fikriyle inşa etmektir. Bizim pergelimizin sabit ucu bu anlayıştadır. Terörsüz Türkiye hedefi de bu anlayışla ele alınmalıdır. Bu hedef devletin geri çekilmesi değil, devletin hükümranlığının hukuk, adalet, güvenlik, siyaset, demokrasi ve toplumsal huzur zemininde kalıcı hâle getirilmesidir. Elbette teröre karşı taviz yoktur; elbette şiddetin, tehdidin ve silahın demokratik hayatta yeri yoktur ancak devlet aklı yalnızca bertaraf eden akıl değildir, aynı zamanda nizam kuran akıldır. Terörle mücadele devleti korur, terörsüz Türkiye milleti huzurlu ve güçlü geleceğe taşır. Devlet aklı sadece tehlikeyi gören değil tehlikenin ötesinde kurulacak nizamı da isabetle tayin eden akıldır. Bizim için devlet geçici hesapların değil tarihî emanetin adıdır. Bürokrasi aklı bir işi bürokratik süreçlere mahkûm edebilirken devlet aklı demiri tavında döver. İnancımıza ve tarihî tecrübemize göre hayırlı işlerde zamanı iyi kullanıp acele etmek ve demiri tavında dövmek lazımdır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.