| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 108 |
| Tarih: | 01.07.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime Türk Kara Kuvvetlerinin 2235’inci kuruluş yıl dönümünü kutlayarak başlamak istiyorum. Türk Kara Kuvvetleri yalnızca cumhuriyetimizin ordusu değildir. Mete Han’dan bugüne uzanan binlerce yıllık Türk devlet ve ordu geleneğinin yaşayan temsilcisidir. Bu büyük miras Malazgirt'te, Niğbolu'da, Çanakkale'de, Sakarya'da ve Dumlupınar'da milletimizin bağımsızlık iradesini temsil etmiş, bugün de aynı ruhla vatan nöbetini sürdürmektedir. Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere cumhuriyetimizin kurucularını, aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anıyor, görev başındaki tüm Mehmetçiklerimize de başarılar diliyorum.
Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü yalnızca sahip olduğu silah sistemlerinden, mühimmattan ya da teknolojiden ibaret değildir. Ordunun gerçek gücü yetişmiş insan kaynağından, güçlü kurumlardan, sağlam bir eğitim sisteminden, yüksek disiplin anlayışından ve uzun vadeli stratejik vizyondan gelir. En gelişmiş silahı satın alabilirsiniz, en modern platformları üretebilirsiniz ancak onları etkin şekilde kullanacak, geliştirecek ve yönetecek nitelikli personeli koruyamazsanız gerçek anlamda güçlü bir ordu da kuramazsınız. İşte, tam da bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük hakları bir sosyal yardım konusu değil doğrudan bir millî güvenlik meselesidir.
Bugün görüştüğümüz kanun teklifine baktığımızda bazı olumlu düzenlemeler bulunduğunu elbette görüyoruz. Sözleşmeli erbaş ve erlere kamu istediği istihdamında yüzde 10 kontenjan ayrılması, uzman erbaşların sicil ve kariyer sisteminin yeniden düzenlenmesi, astsubaylığa geçiş şartlarının güncellenmesi ve askerlik hizmetlerinden muaf tutulan başta şehit yakınlarına uzman erbaş olabilme imkânı sağlanması olumlu adımlardır, biz de destekliyoruz ancak soruyoruz: Sözleşmeli erlere tanıdığınız bu hakkı yıllarca terörle mücadelede görev yapmış, sınır ötesi harekâtlara katılmış, bu devlet için canını ortaya koymuş eski uzman çavuşlardan niye esirgiyorsunuz? Normalde 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu belirli şartları taşıyan eski uzman çavuşların kamu kurumlarına atanabilmesine imkân tanımıştı ama uygulamada büyük sıkıntılar yaşanıyor. Eski uzman çavuşlar için sistem merkezî ve objektif değildir, atamalar kurumların takdirine bırakılmıştır. Sonuca bakınca da maalesef koskoca bir hüsran görüyoruz. Devlet görevde alkışladığı kahramanını görev bittikten sonra kesinlikle unutmamalıdır. Merkezî, objektif ve liyakat esaslı bir atama sistemiyle uzman erbaşların ataması da güvence altına alınmalıdır.
Ayrıca, yine bu teklif Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin yıllardır dile getirdiği temel sorunlara maalesef çözüm üretememektedir. Kahramanca görev yapan muvazzaf personelin de emekli olmuş personelin de yıllardır beklediği düzenlemeler yine görmezden gelinmiştir. Bu durum bize iktidarın bu talepleri ya yeterince duymadığını ya da duymasına rağmen çözüm üretmeyi tercih etmediğini göstermektedir. Özellikle emekli astsubaylarımız uzun yıllardır ciddi hak kayıpları yaşamaktadır. Ekonomik şartların ağırlaştığı bir dönemde maaşları yetersiz kalmakta, görevdeki personel maaşı ile emekli maaşları arasındaki fark her geçen gün açılmaktadır. Başçavuş ve kıdemli başçavuş rütbelerindeki personele ilave tazminat verilmesi, ek göstergelerin en az 4800’e yükseltilmesi, 5434 sayılı Kanun kapsamındaki ödemelerin enflasyon karşısında erimesini önleyecek bir katsayı sistemine bağlanması, mevcut maaş dengesizliklerinin giderilmesi yönündeki talepler yıllardır gündemdedir. Bunun yanında kalkınmada öncelikli bölgelerde görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri personeline devlet memurlarında olduğu gibi ilave kademe hakkı verilmesi ve astsubay eğitim sisteminin yürüttükleri görevlerin niteliği dikkate alınarak lisans seviyesine yükseltilmesi de önemli beklentiler arasındadır. Bu talepler kesinlikle ayrıcalık değildir, bunlar ömrünü vatan savunmasına adamış insanların tabii ki hakkıdır. Ancak değerli milletvekilleri, astsubaylarımızın yaşadığı sorun yalnızca maaş meselesi de değildir, asıl mesele Türk Silahlı Kuvvetlerinin omurgasını oluşturan bir personel sınıfının yıllardır hak ettiği değeri maalesef görememesidir. Astsubaylar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bel kemiğidir. Ordumuzun en kritik silah, araç ve sistemlerinin sürekli faal tutulması, savaşta ve barışta en yüksek seviyede görev yapabilmesi, büyük ölçüde astsubaylarımızın bilgi birikimi, teknik uzmanlığı, disiplini ve fedakârlığı sayesinde mümkün olmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin zimmet yükünü büyük ölçüde astsubaylarımız taşımaktadır. Birliklerde görülmeyen yükü omuzlayan, sistemin aksamamasını sağlayan, eksikleri tamamlayan, çoğu zaman adı dahi anılmayan gizli kahramanlardır onlar. Çok açık ifade etmek istiyorum, astsubaylar olmadan uçakları uçuramayız, gemileri yüzdüremeyiz, radarları çalıştıramayız, füzeleri kullanamayız. En gelişmiş savunma sistemlerini satın alabiliriz ancak onları sürekli çalışır hâlde tutacak yetişmiş personelimiz yoksa o sistemlerin de hiçbir anlamı kalmaz, işte bu nedenle astsubayların özlük hakları yalnızca ekonomik bir talep değil, doğrudan doğruya bir millî güvenlik meselesidir.
Değerli milletvekilleri, savunma sanayimiz son yıllarda gerçekten önemli başarılar elde etmiştir. İnsansız hava araçlarından millî gemilere, füze sistemlerinden hava savunma projelerine kadar gurur duyduğumuz birçok projeye sahibiz. Ancak savunma sanayisindeki başarı tek başına yeterli değildir. Bu başarıyı taşıyacak askerî kurumlarımızın da aynı ölçüde güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, ilk olarak askerî hastaneler yeniden açılmalıdır. Muharebe cerrahisi, havacılık ve uzay tıbbı, denizaltıcılık tıbbı, dalış tıbbı, harp psikiyatrisi, kimya, biyoloji, radyoloji, nükleer tehditlere yönelik sağlık hizmetleri sivil sağlık sistemi içerisinde tam anlamıyla karşılanabilecek alanlar değildir, bunlar askerî uzmanlık gerektirir. Güçlü ordu güçlü askerî sağlık sistemiyle mümkündür. Aynı şekilde, askerî disiplin mahkemeleri yeniden kurulmalıdır. Buradaki amaç ayrıcalıklı bir yargı düzeni oluşturmak değildir. Amaç askerlik mesleğinin kendine özgü yapısını bilen, emir komuta zincirini, disiplin anlayışını ve operasyonel şartları doğrudan değerlendirebilecek, ihtisaslaşmış bir hukuk mekanizmasını yeniden tesis etmektir. Bunun yanında askerî eğitim sürekli güncellenmelidir. Siber harp, elektronik harp, uzay teknolojileri, yapay zekâ, insansız sistemler ve bilgi savaşı artık geleceğin değil, bugünün savaş alanlarıdır. Bu alanlarda insan kaynağımızı bugünden yetiştirmek zorundayız. İşte, bu nedenle, askerî liselerin yeniden açılması da büyük önem taşımaktadır çünkü ağaç yaş iken eğilir. Askerlik yalnızca üniforma giymek değildir, askerlik karakterdir, disiplindir, liderliktir, fedakârlıktır, vatan sevgisidir. Bu ruhun küçük yaşlardan itibaren verilmesi Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal kültürünü daha da güçlendirecektir. Değerli milletvekilleri, özellikle üzerinde durmak istediğim son bir konu daha var, o da Türk Deniz Kuvvetleridir. Türkiye yalnızca bir kara ülkesi değildir, Karadeniz’e, Ege Denizi’ne, Doğu Akdeniz’e ve dünyanın en önemli boğazlarına hâkim büyük bir deniz devletidir. Dolayısıyla güçlü bir donanma artık bir tercih değil, millî güvenliğimizin vazgeçilmez şartıdır. Mavi vatan yalnızca bir doktrin değildir, mavi vatan deniz yetki alanlarımızdır, enerji güvenliğimizdir, deniz ticaretimizdir, ekonomik bağımsızlığımızdır ve gelecek nesillerimizin stratejik güvencesidir. Bu nedenle Türk Deniz Kuvvetleri nicelik ve nitelik bakımından daha da güçlendirilmelidir. Hedefimiz sadece kıyılarını koruyan bir donanma değil, gerektiğinde uzak denizlerde de Türkiye'nin millî menfaatlerini koruyabilecek küresel ölçekte caydırıcı bir deniz gücü oluşturmak olmalıdır. Bu kapsamda TF-2000 Hava Savunma Harbi Muhribi Projesi en yüksek önceliklerimizden biri olmalıdır. Bu proje donanmamızın hava savunma şemsiyesini oluşturacaktır. Hiçbir gecikmeye uğramadan tamamlanmalı ve en kısa sürede hizmete alınmalıdır.
Bunun yanında, bugünden geleceğin ihtiyaçlarını planlamalıyız. Mesela, millî uçak gemilerimiz denize inmeden önce denizci jet pilotlarımızı yetiştirmeye başlamalıyız çünkü platform yapılabilir ancak onu kullanacak insan kaynağı yıllar içerisinde yetişmektedir. Platform ile personel aynı anda hazırlanmamalıdır. Yeni nesil denizaltılar, insansız deniz araçları, deniz karakol uçakları, elektronik harp sistemleri, denizaltı savunma harbi kabiliyetleri ve deniz üslerimizin lojistik altyapısı da eş zamanlı olarak güçlendirilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Devamla) - Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılında hedefimiz Türk Deniz Kuvvetlerini en güçlü ve en caydırıcı donanmalarından biri hâline getirmek olmalıdır çünkü dünya ticareti, enerji nakil hatları, kritik altyapılar ve küresel güç mücadelesi artık büyük ölçüde denizlerde yaşanmaktadır.
Son olarak, şunu da ifade etmek isterim: Güçlü devlet güçlü orduyla ayakta kalır. Güçlü ordu ise yalnızca silahıyla değil güçlü personeliyle, güçlü kurumlarıyla, güçlü eğitimiyle ve güçlü vizyonuyla var olur. Unutmayalım ki mavi vatan Türkiye'nin denizlerdeki Misak-ı Millîsidir. Bu vatanı koruyacak en büyük güç ise milletinden aldığı destekle her zaman göreve hazır bulunan güçlü, modern ve caydırıcı Türk Silahlı Kuvvettedir.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)