GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:108
Tarih:01.07.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - ?Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde biraz da yoğun bir İç Tüzük antremanının ardından hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, 4 maddede muhalefet önergelerine İç Tüzük’ten sağlanan imkânlarla komisyon katılmak suretiyle gerekçenin okunması ve konuşmaların yapılmaması yoluyla söz hakkımız kısıtlandı. Ben o yüzden şu anda ekranları başında bizi izlemiyor olsalar da daha sonra bu konudan haberdar olacak, belki tutanaklara bakacak vatandaşlarımız açısından şöyle kısa bir özet ve değerlendirme yapmak istiyorum. Öncelikle iki sebeple muhalefet bu paketin görüşmelerine direnç gösterdi. Bunun ilki yaklaşık bir aydır Meclisin kapanma takviminde hangi kanun tekliflerinin geleceği, hangisinin görüşüleceği ve bunların içinde muhalefetin neye itiraz edip etmeyeceğinin ön görüşmeler yoluyla kesinleştirilmesi meselesiydi. Geçen hafta Sayın Grup Başkanı tarafından güya muhalefet partisi Grup Başkan Vekillerine bir sunum yapıldı; sunumda geçen bir cümle şu: "Plan Bütçeye takriben 30 maddelik bir paket gelecek." Ne madde sayısı belli ne içerisinde ne olacağı belli, 1 Temmuz olmuş, Anayasa'ya göre Meclisin kapanması lazım, daha Plan Bütçeye o teklif gelmemiş. Geldiğinde de ne kırk sekiz saate uyulacak ne de muhalefetin herhangi bir görüşü dikkate alınacak.

Bu programsızlıkla bugüne kadar geldik. Buna rağmen, bütün iyi niyetimizle, Meclisin bir an önce çalışmalarını tamamlamasına da katkıda bulunmak niyetiyle neredeyse bütün muhalefet partisi Grup Başkan Vekilleri yani YENİ YOL, İYİ Parti, DEM PARTİ ve Cumhuriyet Halk Partisi şu paketten 2 maddenin çıkartılması konusunda ısrarcı oldu. Bu 2 madde az önce oylanan 7'nci ve 8'inci maddeydi.

AK PARTİ'li arkadaşların vicdanına seslenerek şunu ifade etmek istiyorum: Eğer siz muhalefet partisi sıralarında oturuyor olsaydınız ve siz kendinizi bu yargı düzeni karşısında güvencesiz görüyor olsaydınız 7'nci maddeye "evet" der miydiniz? Eğer siz muhalefet partisi sıralarında bu 7'nci maddeye "evet" diyecek olsaydınız o zaman bugün de "evet" demenizin bir anlamı olurdu ama bugün artık devlet içinde ele geçirilmiş güçlerin birleştirilmesine rağmen, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun kurduğu bütün tahakküm düzenine rağmen, meslekten atılmış binlerce hâkime rağmen, tamamen steril bir yargı düzeninde dahi verilmiş kararın uygulanmasına en az beş yıllık bir erteleme yaptınız. Arkadaşlar, öyle bir zamanda yaşıyoruz ki bir hâkim istenilmeyen bir kararı verdiğinde, takip edilen kararnameyle görevinden alınabiliyor, yeri değiştirilebiliyor. Bakınız, mutlaka size seçim bölgenizde vatandaşlar geliyordur "Benim hiçbir şeyim yok. Sadece çocuğum yurda gittiği için, sadece byLock programıyla ilgili yazışmam olmadığı hâlde, bir temas tespit edildiği için ama içerik tespit edilmediği için." ya da "Oğlumun burs parası Bank Asyaya yattığı için işimden atıldım, yargılanıyorum. Allah rızası için bana yardım edin." diyen vatandaşlardan bir kısmı, o da takriben yüzde 2-3'ü, bu steril yargı düzeninde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesine gidip, Sayın Cumhurbaşkanının talimatlarını birinci elden alan bu yargı düzeninde, "devlet günü" adı altında yüksek mahkeme başkanlarının bir masaya davet edilerek talimatların doğrudan verildiği bir yargı düzeninde verilen kararların uygulanmasını geciktiriyorsunuz tam beş yıl boyunca. Arkadaşlar, bu kürsüde bir gün uzun uzadıya size anlattım: Bu kararları alamadığı için, alınmış yargı kararı uygulanmadığı için intihar edenler var. Galata Kulesi'nden atlayan çocuğun babası var orada. Kimya mühendisliği alanında doçent olduğu için, inşaatlarda bedeniyle, emeğiyle çalışırken iş kazasında ölen mazlumlar var. Buna siz "hayır" dediniz; Allah rızası için! (YENİ YOL sıralarından alkışlar) Ve bu, AK PARTİ'nin her şeye rağmen -Sayın Rüştü Tiryaki'nin etraflı bir şekilde ifade ettiği gibi- kendi tarihini yok sayan, kendi programını yok sayan, kendi duruşunu yok sayan, kendi geçmişini neredeyse bir kalemde silen bir düzenek oldu. Sayın Abdullah Güler böyle talimat veriyor. Beyefendi aşağıya da inmiyor zaten, yukarıdan "Bu madde geçecek." diyor, madde geçiyor.

Peki, şu masada, şu konuşma kürsüsünde Gülistan Doku dosyası için Allah adına yemin eden Van Milletvekilini hatırlayın, Allah adına söz kuran Diyarbakır Milletvekilini hatırlayın. Sonra dönüp DEM sıralarına, CHP sıralarına, dönemin muhalefet sıralarına "Vallahi siz bu kızcağızın ölümünü istismar ediyorsunuz." diye burada Allah'ın adıyla konuşma yapanları hatırlayın. Yarın aynı duruma düştüğünüzde çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız merak ediyorum.

7'nci maddeyle ilgili bir başka mevzu... Bu görüşme trafiğinde -az sonra izah edeceğim- denildi ki: "7'nci maddeyi geri çekebiliriz." hatta "Geri çekeceğiz." Bak, Özlem Hanım da dışarı çıkmış, keşke burada olsaydı.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Buradayım, buradayım, bir yere çıkmadım.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Ha, Başkanım, evet, sizden bahsedeceğim diye... Teşekkür ediyorum, keşke yüzünüze karşı konuşabilseydim.

BÜŞRA PAKER (İstanbul) - Burada, görmüyor musun? Ne kadar ayıp.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Bilmiyorum, orada bulunuyor olmanız bu sözleri yüz yüze duyamamayla ilgili bir ruhi sıkıntı mı, başka bir şey mi; onu da bilmiyorum işin doğrusu ama vicdanınıza da normal şartlarda güveniyorduk bugün bu tabloyla karşılaşıncaya kadar.

"Biz 7'nci maddeyi geri çekeceğiz." denildi ama 8'de bir ısrar var, az sonra bunu ifade edeceğim. Niye vazgeçtiniz bu düşünceden? Yani YENİ YOL Grubunun, İYİ Parti Grubunun, DEM PARTİ Grubunun ve CHP Grubunun 8’inci maddedeki ısrarıyla inatlaşarak 7’yi geri çekmemek size nasıl bir duygusal tatmin sağlıyor? Hiç mi o mazlumları, o inşaatlardan düşerek ölenleri, intihar edenleri, çocukları perişan olan insanları düşünmediniz? Ya hu bize kızıp o insanlara nasıl zulmedebiliyorsunuz ya? Bir derdiniz varsa biz buradayız. İç Tüzük’ün bütün haklarını kullanıyorsunuz, Komisyon alışılagelmedik uygulamalar yapıyor, Divanı baskı altına alıyorsunuz. Burada İç Tüzük’e göre zaten yapabileceğiniz her şeyi yapıyorsunuz, niçin bize inat bu mazlumlara kıydınız ya, bunun cevabını bize verin. Ne günahları vardı bu mazlum insanların, ne günahları vardı bu mağdur insanların? Ne günahları vardı külliyede brifing almasına rağmen “Evet, burada bir hukuksuz vardır.” tespitine rağmen işe dönemeyen bu insanların? 28 Şubat’ın ikonik fotoğraflarından biri neydi? Genel Kurmayda yargıya verilen brifing. O brifinge rağmen o gün kanun ve hukuk çalışıyordu. O brifinge rağmen bir, tutuklamalar; iki, tahliyeler; üç, beraatlar özel talimatla takip edilmiyordu. Bugün, dosyalar tek tek takip ediliyorken çıkan kararlara tahammül edemeyen bir vicdan, buna tahammül edemeyen bir akıl yarın Rabb’inin huzurunda bu hesabı nasıl verecek; ben bunu merak ediyorum. “Biz inat ettik, vallahi, muhalefet partisi milletvekilleri asabımızı bozdular, iki kere yoklama istediler, konuşmalarından vazgeçmediler. Biz inat ettik, bu zulümde ısrar ettik.” Böyle mi denilecek acaba?

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Zaten zulüm kanunu önceden gelmişti Başkanım, getirilen kanuna ediyorduk.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Tabii ki.

Hayır, bu 7’nci maddenin çekileceği ifade edildiği hâlde; şu arkadaki görüşmelerde, şu salonda “Peki, 7’nci maddeyi geçiyoruz ama 8’inci maddede ısrar edilmesin.” denildiği hâlde bugün 7’nci maddenin buradan geçiriliyor olmasına dair bu değerlendirmeyi yapıyoruz.

Peki, 8’inci maddede ne var? Seydalar çıkmışlar, AK PARTİ Grubunda birkaç ilahiyat mezunu hocamız da var. İslamın devlet ve toplum hukukuna dair en temel kabullerinden biri “beş emniyet” olarak ifade edilen cana, mala, nefse, akla ve beden bütünlüğüne riayettir, maddi ve manevi bütünlüğe riayettir. Siz bu maddeyle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yani bizim kendi vatandaşlarımızın mülkiyet hakkını ihlal ettiniz, mülkiyet hakkını ortadan kaldırdınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Şimdi, deniliyor ki “Özellikle askerî alanlarla ilgili vakti zamanında birtakım işgaller oluşmuş, bunlarla ilgili olarak vatandaş geliyor, yeni dava açıyor, bu da Hazineye yük oluşturuyor.” Faraza bu tezi doğru kabul edelim, “Ya, arkadaş, getirin, kaç tane dava var, oluşturduğu yük nedir?” diyoruz; ne dava sayısı ne de bunların oluşturduğu yük belli değil. Sonra olayı da yetmiş beş yıl geriye götürüyor bu düzenleme, 1953, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve onunla bağlantılı olarak Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararın özünü değil kendisini ortadan kaldırıyor, bazen kelime oyunlarıyla özü ortadan kaldırılıyor ya, burada kendisi ortadan kaldırılıyor ve AK PARTİ’nin birkaç seçim kampanyasında mülkiyet hakkında zaman aşımını ortadan kaldırdık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Allah aşkına, bizim vatandaşlarımızın mülkiyet hakkıyla bu devletin nasıl bir problemi olabilir?

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Devletin yok, Hükûmetin var.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - “Devletin yok, bu iktidarın, Cumhur İttifakının, bu siyasi anlayışın sorunu var.” diyor Selçuk Başkanım doğru söylüyor. Devlet hepimizin devleti ama Selçuk Başkanım, devletin sopasını ele geçirip dayak yediğimizde de devletle iktidarı ayrıştırmak da o kadar kolay olmuyor, o kadar da kolay olmuyor. Zaman zaman hangisi bizi dövüyor, anlamıyoruz; devlet mi dövüyor, siyasi iktidar mı dövüyor? Bugünkü tabloda da artık bir parti devleti fotoğrafıyla siyasi iktidarın bir bütün olarak, devleti bütün unsurlarıyla kontrol altında tuttuğunu veyahut da tutan bir ittifak adına devleti yönettiğini de kabul ediyoruz. Dolayısıyla buradaki sözümü sizin anladığınız manada tevil edelim ama muhtemelen aynı şeyi söylüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Ek süreniz bitti.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Selamlamak için süre verin.

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Tabii, Başkanım iki dakika veriyor ama toplam 4 önergede yirmi dakika alacağımız var, yani iki dakikayla, üç dakikayla kapanmıyor bu.

BAŞKAN - Eyvah eyvah!

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkanım, diğer 4 pakette bu tarifeyi uygularız.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Tekin Başkanımız da sağ olsun, her zaman büyük bir anlayış içerisinde, büyük bir demokratlık içerisinde Meclisi yönetiyor ama bugün o da gerildi. Başkanım, bugün sizi de üzdüysek hakkınızı helal edin diyelim size.

İnşallah yarın da bu konuşmalar devam edecek ama sözlerimi toparlayayım.

Gerçekten hukuk güvenliğini ortadan kaldıran, mülkiyet güvenliğini yok sayan, bırakınız çağdaş, modern devletlerin süreç içerisinde ürettiği kavramları ve güvenliği, sürekli referans vermekle âdeta ekmeğini yiye yiye bitiremediğiniz dinî inanç alanımızın veyahut da Türk devlet geleneğinin kabul edemeyeceği bir şeyi bugün AK PARTİ buradan geçirdi. Bizim itirazımız bunaydı; biz orada kalkıyoruz, oradan diyorlar ki: “Otur kalk, otur kalk, çömel kalk, vesaire…” askerî talimle, onlar askerî esasla çalışıyorlar ya, bizi de askerî talimle çalışıyoruz zannediyorlar, oradan “Çök, esas duruş filan.” diyorlar. Biz sizin çok militarize bir parti hâline döndüğünüzü biliyoruz da bizi de aynı anlayışla yargılamayın, bizde hâlâ az da olsa demokrasi var, Türkiye'de ne kadar demokrasi varsa ondan biraz fazlası var. Siz iktidar alanını çürüttüğünüz gibi, yarattığınız düzenle muhalefet alanını, sivil toplum alanını, demokrasi alanını her alanda daraltıyorsunuz ve çürütüyorsunuz; bundan nasibini almayan parti yok, önce müdahale edeceksiniz, içini karıştıracaksınız, çürüteceksiniz, bozacaksınız, sonra da dönüp “Ya, siz de ne biçim insanlarsınız.” diyeceksiniz. Bütün detaylarıyla kurguladığınız süreçlerin sonunda dolayısıyla o bize yapılan müdahalelere de öyle cevap vermiş olayım, inşallah yarın kaldığımız yerden devam ederiz.

Bu saatte bizi dinleme nezaketinde bulunan arkadaşlara da teşekkür ediyorum. (YENİ YOL, CHP, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)