GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:108
Tarih:01.07.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gülistan Doku'yu hatırlıyorsunuz, altı yıldır kendisine ulaşılamadı, hâlâ ulaşılmış değil. Geçmiş bu altı yıl içinde adalet mücadelesi hep sürdü. Son zamanlarda bir soruşturma başladı fakat soruşturma da maalesef hâlâ nihayete ermiş değil, neden? Çünkü o kadar çok faili meçhul meselesiyle karşı karşıyayız ki bu faili meçhullerle ciddi anlamda bir mücadele etmek gerekiyor. Adalet Bakanı "Yeni delil varsa sonuna kadar gideriz." diyor. Yeni deliller çıkıyor; sırf Gülistan Doku vakasında değil, diğer vakalarda da çıkıyor fakat sonuna kadar bir türlü gidilmiyor.

Gülistan Doku'nun yakın arkadaşı olan Rojvelat Kızmaz'ın dosyası "Delil yok." diye kapatılmıştı, yeni bir delil ortaya çıktı, Rojvelat'ın tırnak arasında bir erkek DNA'sına rastlandı; şimdi tam da bunun üzerine gitmek gerekiyor. Oysa biz şunu biliyoruz ki genellikle bu delillerin yetersiz bulunması ve dosyanın kapatılması ağırlıklı bir anlayış olarak sürüyor. Bu, böyle olmamalı, mutlaka üzerine gidilmeli.

Rojin Kabaiş, aynı şekilde, yine Rojin Kabaiş'le ilgili soruşturmanın da yine aynı anlayışla savsaklandığını biliyoruz. Bunun gibi saymakla bitmeyecek kadar bir faili meçhul tarihimiz var. 1990'lara kadar gittiğimizde bunun ne denli önemli bir mesele olduğu ortaya çıkıyor. On binlerce aile bugün Türkiye'de adalet bekliyor. Gülistan Doku, Rojvelat Kızmaz, Rojin Kabaiş gibi birçok insan katledildi, öldürüldü ve bu binlerce insanla ilgili dosyaların adı faili meçhul olarak nitelendirildi. Hayır, faili meçhul değil, deliller var, sorumluları da biliniyor fakat faili meçhul olması isteniyor. Artık buna son vermek ve bu dosyaların aydınlığa kavuşturulması için Adalet Bakanı verdiği sözün mutlaka arkasında durmalı, gereken kurumsal düzenlemeyi yapmalı ve adalet bekleyen insanlara bir yanıt oluşturmalı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar "işkenceye sıfır tolerans" diye bir iddiayı ortaya koymuştu. Evet fakat "işkenceye sıfır tolerans" iddiası sadece bir lafmış çünkü işkence sürüyor, cezaevlerinde sürüyor, karakollarda sürüyor. Bu sıfır tolerans nerede, biz merak ediyoruz. En son bir vakadan bahsedeceğim size, Hakkâri'den: Hakkâri Şemdinli İlçe Emniyet Müdürlüğünde Salah Bimari ve Resul Bimari; İran uyruklu 2 kişi 15 Mayısta gözaltına alındı, sınır ticareti yapan 2 kişi. Sınır ticareti yapanlara "..."(*) deniyor, bu "..."(*) gözaltına alındı, akla hayale gelmeyecek işkence yapıldı. Ben burada ar ederim bunları söylemekten fakat bu ülkede maalesef bu işkenceler yapıldı. O yetmedi, cezaevine konuldular, tutuklandılar, cezaevinde işkenceye devam edildi, avukatlarıyla görüşmesi engellendi. İnsan Hakları Derneği (ÖHD) Hakkâri Barosu bu konuda defalarca girişimde bulunulmasına rağmen Adalet Bakanlığı harekete geçmedi, İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturma başlatmadı. Nerede bu sıfır tolerans? Bu sıfır tolerans Hakkâri'de yok mu, Şırnak'ta yok mu, Van'da yok mu? Dolayısıyla bu uygulamalara son vermek için gerçekten "işkenceye sıfır tolerans" denen şeyin arkasında durmalısınız. İşkence insanlık suçudur, kabul edilemez bir suçtur; kim işkenceyi yapmışsa hesabı sorulmalıdır, yargılanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1 Temmuz itibarıyla köprü ve otoyollara yine zam geldi. Evet, şimdi, biliyorsunuz, bu otoyol, köprü garantili geçiş meselesi var, işte hastane yapılıyor, garantili hasta; her şeyin bir garantisi muhakkak sağlanmış oluyor. Otoyollarda da bu sistemle bir model çalışıyor. Şimdi, baktığınızda, zam rakamlarına baktığınızda bunlar gerçekten köprü mü, yoksa sırat köprüsü mü belli değil. Osmangazi Köprüsü'nden bugünün fiyatlarıyla geçseniz 1.170 lira ödüyorsunuz, bu kadar pahalı olur mu diye şaşıracaksınız. Daha da şaşırmanız için bir rakam söyleyeyim: Siz 1.170 lira veriyorsunuz, hazine de 1.530 lira üstüne veriyor yani bir köprüden geçiş yaklaşık 2.700 lira. Sonra "Hazine çöktü." Tabii, çöker.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sırf Osmangazi Köprüsü'ndeki durum bu. Avrasya Tüneli var, Yavuz Sultan Selim var, Çanakkale Köprüsü var, Marmara Otobanı var yani bütün yollar neredeyse paralı ve inanılmaz fahiş fiyatlarla bu geçiş ücretleri sağlanıyor; artı, hazine de bunun üzerine ödeme yapıyor. Senede 2 defa bu fiyatların ayarlanması söz konusu. Neden? Aman, bu otoyolları işletenler mağdur olmasın diye. Biz "Asgari ücrete senede 2 defa zam yapın." diyoruz; diyorlar ki: "Bütçemiz yok." Tabii bütçeniz olmaz, bütçeniz burada işte, otoyollara verdiğiniz paralarda, şehir hastanelerine verdiğiniz paralarda, vergi harcaması yaparak sermayeye yaptığınız harcamalarda; işte bütçeniz orada olduğu için asgari ücretliye siz temmuzda bir zam yapma yoluna gidemiyorsunuz.

En düşük emekli aylığına, Sayın Bakan çıkmış, âdeta dalga geçer gibi "Yüzde 18 yapacağız." diyor. Ya, zaten enflasyon farkı yüzde 18, tabii yapacaksın. Burada yaptığın ayrıcalıklı bir durum yok ki. Ama biz sana soruyoruz, hazineye soruyoruz: "Bu, otoyollara neden temmuzda zam yaptın?" 1 Ocakta yapmıştın zaten ve 1 Ocakta bu kadar fahiş bir zamdan sonra şimdi temmuzda neden bunu tekrar yapıyorsun?

Evet, adaletsizlik devam ediyor tabii. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adaletsizliğin bir ucu da enerji piyasasında. Enerji piyasası öyle bir anlayışla çalışıyor ki enerji firmaları, elektrik dağıtım firmaları âdeta halkın üzerine çökmüş.

Biliyorsunuz, meşhur bir DEDAŞ var. Dolayısıyla DEDAŞ Mardin, Urfa, Şırnak; burada âdeta halka bir zulüm firması gibi çalışıyor; elektrik fiyatlarındaki fahiş artış inanılmaz boyutta. Şimdi, burada şöyle bir durum söz konusu: Hem tarım açısından hem orada yaşayan insanlar açısından oradaki elektrik fiyatlamasında bir farklılaşmaya gitmek zorundayız; gidilmelidir. Neden? Şırnak'ta, Cizre'de yaz aylarında hava sıcaklığı 50 dereceye kadar çıkar. Bugün dünyanın geldiği bu iklim krizi aşamasında zaten inanılmaz derecede bir sıcaklık artışı söz konusu; Cizre'de, Şırnak'ta, Mardin'de bu çok daha ciddi boyutlara ulaşıyor. Şimdi, böyle bir durumda hastanelerin, hastaların, dolayısıyla insanların yaşam koşullarını devam ettirebilmeleri için çeşitli cihazları çalıştırma ihtiyaçları var fakat bu elektrik fiyatlarıyla bunların çalıştırılma olanağı yok. Dolayısıyla, bu bölgeleri hava koşulları da dikkate alınacak şekilde ve bu fiyatlamaları yeniden gözden geçirilecek şekilde bir uygulamaya ihtiyaç var. Bu konuda Şırnak Barosunun talepleri söz konusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şırnak Vekillerimiz de bu konuda bir çalışmayı yapıyorlar. Bir an önce bu konunun gündeme alınıp gerekli düzenlemenin yapılması bir aciliyet göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, hava sıcaklıklarından bahsettik, gerçekten 50 derecelere Cizre'de hava sıcaklığı yükseliyor ama yarın İstanbul için beklenen hava sıcaklığı 42 derece. Artık sadece Cizre'ye özgü değil, bu bir iklim krizi; Türkiye'nin her yeri kavruluyor, Avrupa kavruluyor. Dolayısıyla da bu sene bu sıcaklıklardaki yükseliş bir iklim krizinin yansımasından başka bir şey değil. Tabii, iklim krizine bağlı olarak ekolojik yıkım da gerçekleşiyor. Nedir en önemli ekolojik yıkım? Orman yangınları. Bakın, geçen yıl Türkiye'de 3.224 orman yangını çıkmış. Bu yangınların büyük bir çoğunluğu da "İklim krizine bağlı olarak çıktı." diye geçiştirilemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlıyoruz herhâlde.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Evet, bir iklim krizi var ama bu orman yangınlarının ilginç bir şekilde yüzde 70'i ihmalden çıkmış, enerji nakil hatlarındaki sorunlardan çıkmış. Yani orman yangınları iklim krizine rağmen çıkacaksa biz bunun tedbirini alabiliriz, bunları engelleyebiliriz ama bunları engelleyebilmemiz için hazineden buraya kaynak ayırmamız lazım. Hazineden buraya kaynak ayırmak yerine biz, otoyol müteahhitlerini finanse ettiğimiz için bu orman yangınları çıkar. Bakan da çıkar, der ki: "Orman yangınları çıkıyor ama biz de ağaç dikiyoruz." Yüzde 5'i kadar bile ağaç dikmemişsiniz, dikseniz de bu bunu karşılamaz çünkü iklim böyle bir şey değil, ekoloji böyle bir şey değil. O yüzden diyoruz ki hazineyi, bu kaynakları doğanın ve insanın yararına kullanmadığımız sürece bu yıkımlardan kurtulmamız mümkün değil.

Teşekkür ederim.