| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 108 |
| Tarih: | 01.07.2026 |
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Saygıdeğer milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
2004 NATO Zirvesi'ne bizzat katılmış bir milletvekiliyim, o dönemde 22'nci Dönem Vekili olarak İstanbul'daki zirveye katıldım. Yine, NATO PA üyesi bir milletvekili olarak dünyanın birçok ülkesinde NATO'nun etkinliklerine, genel kurul toplantılarına katıldım. Fakat bu kadar toplantıda tanık olmadığım, karşılaşmadığım bir manzarayla karşılaşıyoruz. Haftalardır NATO zirvesiyle ilgili Türkiye'de alınan tedbirleri, yaşananları konuşuyoruz. Bunlardan bir tanesi basına uygulanan ambargo.
Değerli arkadaşlar, basına uluslararası bir zirve toplantısında niye ambargo uygulanır, sebebi nedir? Şimdi, tahmin ediyorum, ben bu yorumu yapınca daha sonra söz alacak olan arkadaşlar "Biz yapmadık ki NATO yaptı." diyecekler. Hayır, NATO yapmadı, siz yaptınız. NATO'nun sözcüsü "NATO toplantılarında o toplantılara katılacak olan basın mensuplarının akreditasyonuyla ilgili bilgiyi bize o ülke verir." dedi, bunu açıkça o söyledi. Bize göre demokrat ve bağımsız, size göre muhalif olan birçok medya kuruluşu zirve toplantılarına katılmayacak, ambargo uygulanıyor. Niye? Çünkü TRT'nin seksen kamerasıyla katılacağı bu toplantıları siz bir propaganda malzemesi hâline getireceksiniz. Çünkü TRT, artık iktidarın borazanı olmuştur, bir Pravda medyası olmuştur. Sizin istediğiniz doğrultuda yayın yapmayan, oradaki gerçekleri yansıtacak bütün medya kuruluşlarına ambargo uyguluyorsunuz. Bu, kabul edilemez. Bu, demokratik değildir. Bu, Türkiye'ye yakışmıyor. Lütfen, böyle bir uygulamadan vazgeçin, NATO'yu doğru yönlendirin.
Bu konuda detaylı bilgileri iki gün önce NATO üyesi ülkelerin Meclis Başkanlarıyla yapılan resepsiyonda ve toplantıda farklı vesilelerle konuştum, onlar da büyük bir hayretle ve endişeyle bu süreci takip ettiklerini ifade ettiler.
Yanı sıra, toplantı ve gösteri yasağı oluşturdunuz. Şurada öğretmenlerimiz, 20-25 öğretmenimiz, çileli öğretmenlerimiz, kardeşlerimiz, evlatlarımız açlık grevi yapıyorlar, "Hayır, efendim, yapamazsınız..." Gösteri yasak, yürüyüş yasak, herhangi bir eylem yasak. Niye yasak Allah aşkına? Valilik kararıyla yasaklanıyor. Anayasa 34 "Çıkın, yürüyün." demiş "Barışçıl olduğu sürece izin bile almanıza gerek yok." demiş. Niye yasaklıyorsunuz? Bu salonda Amerika Dayton'daki NATO Genel Kurulu Toplantısı'na katılan milletvekili arkadaşlarım var, onlar tanık oldular, ben de bir kere daha ifade ediyorum: Dayton'da NATO'yu eleştiren, protesto eden demostrasyonlar, gösteriler vardı. Niye bizim ülkemizde insanlar özgürce NATO'ya itiraz edemez, niye görüşünü beyan edemez, niye sokaklarda yürüyüş yapamaz? Allah aşkına, biz hangi devirde yaşıyoruz, niye yasaklıyorsunuz? Siz yola çıkarken "3Y'yle mücadele edeceğiz, yasaklarla mücadele edeceğiz." demediniz mi? Niye hiç durmadan yasaklıyorsunuz? NATO'nun kalbi olan Belçika Brüksel'de insanlar rahatlıkla NATO'yu protesto ediyor ama Ankara'da NATO'yu protesto etmek yasak.
Şimdi, gelelim tutuklamalara. Koruyucu hekimlik vardır benim mesleğimde, siz de herhâlde koruyucu tutuklama yapıyorsunuz. "Her ihtimale karşı tutuklayalım, ne olur ne olmaz. Olur da eleştiriverirler, olur da bir tavır içerisine giriverirler..." Hangi devirde yaşıyoruz biz? Dünya kadar insanı tutukladınız, içlerinde 79 yaşında Türkiye'nin ilk kadın mühendisi var, kırk bir yıl öğretmenlik yapmış insanlar var, üniversitelerde öğretim üyeliği yapanlar var, otuz altı yıl devlet memurluğu yapanlar var, 73 yaşında, otuz üç yıl Maliye Bakanlığında çalışmış insanlar var. 200 küsur kişiyi derdest ettiniz "Aman ha, olur da fikir beyan ederler." diye, onları "terörist" yaftasıyla yaftalandırdınız ve içeriye attınız, bu kabul edilebilir bir şey mi? Ben utandım, niye utandım biliyor musunuz? İki gün önce bana pek çok Meclis Başkanı "Ya, Türkiye'de bu kadar insan niye tutuklanıyor?" diye sorduğunda, başımı önüme eğdim, utandım utandım. Yani "Bu ülkede böyle bir uygulama var." diyemedim, diyemezdim zaten ama Allah aşkına, bu tutuklamalar da neyin nesi? Yanı sıra, biraz sonra göstereceğim, Ankara'nın çok önemli muhitlerine tabelalar koydunuz, panolar koydunuz, paneller koydunuz. Araştırdım, soru önergesinde var, cevap bekliyorum bu soru önergesine, pek çok bakana verdim. Tam 181 milyon lira para harcamışsınız bu panellere. Niye; reklam yapalım, önüne NATO'yla ilgili güzel şeyler yazalım, Türkiye dünya lideridir propagandasını yapalım, İHA'lar, SİHA'lar koyalım, TCG Anadolu'yu koyalım vesaire. Peki, panoların arkası, panellerin arkası, inanılmaz bir sefalet, inanılmaz bir açlık. Şimdi göstereceğim size; bakın, değerli arkadaşlar, dün ben buradaydım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun devam edin.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Panoların, panellerin önü sizin reklam propagandanızla dolu; panellerin arkası inanılmaz bir sefalet, açlık. Ya, siz hangi devirde yaşıyorsunuz Allah aşkına! İnsanların yürüyüş alanlarını kapatmaya sizin ne hakkınız var? Orada bir engelli vatandaş gördüm; yürüyemiyor, giremiyor içeriye. Yani böyle bir uygulama olur mu? Çoluk çocuk bu engellerin, panoların arkasında fakruzaruret içerisinde, yürümekten aciz, sanki engelli koşu yapıyorlar ama ön tarafa çıktığınızda aman Allah'ım, dünya lideriyiz, uçuyoruz kaçıyoruz bilmem ne. Böyle bir uygulama olur mu? Buyurun, bunlar iş yerleri; bakın, esnafla gidin konuşun, aynı yerde, söylüyorum değerli arkadaşlar, sokağa çıkmıyorsunuz, çıkmaktan imtina ediyorsunuz; esnafla çarşıda, pazarda konuşmayı arzu etmiyorsunuz, gerçekleri duyacak cesaretiniz yok. Bakın, işte esnafın fotoğrafını gösteriyorum size. dükkânın önünü tamamen kapatmışsınız, kan ağlıyor. "Bana vergi memurları geldiği zaman bir gün bekletiyorlar; elektrik parası, su parası, kira parası, günlerdir bir tek satış yapamıyorum, dükkânımın önü kapalı, malzeme bile koyamıyorum." diyor. Böyle bir şey olur mu Allah aşkına? Böyle bir uygulama olur mu? Gidin, konuşun bunlarla, bak, size ne söyleyecekler. İşte, bu panellerin önü ve arkası, bizzat ben gittim, yerinde gördüm. Önünde ışıltılı salonlar, efendim, muazzam başarılar, arkasında yıkılmış binalar, açlık, sefalet ve bir taraftan gecekondular, bir taraftan bir sefaletin hüküm sürdüğü bir tablo söz konusu. Türk milletinden utanmıyorsunuz ama Amerikan Başkanı Trump'tan, Macron'dan utanıyorsunuz. Saklayacağınızı mı zannediyorsunuz bu gerçekleri? Gittim, dolaştım, birçok yeri boyamışsınız, binaların hepsinin adresleri de var. Teker teker bina tespiti yapmışsınız, binaları boyamışsınız, pembeye boyamışsınız, herhâlde cazip bir renk diye, bilmiyorum, Trump mı seviyor, Macrom mu seviyor, gidip, boyamışsınız. Ya, yakışıyor mu Türkiye'ye Allah aşkına? Şunların ne olduğunu biliyor musunuz, şunların ne olduğunu? Bunları, ben çektim bu fotoğrafları. Bu sütunların üzerindeki görüntüler, oymalar antik Bizans döneminde kullanılmış görüntüler. Bunları götürdünüz Amerikan Büyükelçiliğin önüne yerleştirdiniz ya. Yakışıyor mu bu size? Götürdünüz Amerikan Büyükelçiliğinin önüne, Trump'ın kalacağı otelin önüne milyonlarca lira harcayıp taklit, sahte Bizans, efendim, eski Yunan medeniyetine ait birtakım görüntüleri koyuyorsunuz. Kimin gönlünü hoş etmeye çalışıyorsunuz siz ya? Kimin gönlünü hoş etmeye çalışıyorsunuz? Hadi, asfaltlamaları yaptınız, vesaireyi yaptınız, onlardan vazgeçtim, ya, bu uygulama yakışıyor mu size Allah aşkına, ayıp değil mi? Trump memnun olsun diye antik Bizans görüntülerini götürüp büyükelçiliğinin önüne, Trump'ın kalacağı otelin önüne koyuyorsunuz. Yakışmıyor bu arkadaşlar, ne sizin inandığınız değerlere ne bizim kültürümüze, inancımıza, ananemize, örfümüze yakışmıyor. Trump'a yalakalık yapacağız diye yapmadığınız şey kalmadı. Bunu kabul etmek mümkün değil. Az önce arkadaşlarım görüntülerini aldılar, Çankaya Köşkü'nün duvarlarını boyamaya başlamışsınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Başkanım, istirham ediyorum, tamamlayacağım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bugüne kadar neredeydiniz? Niye bugüne kadar yapmadınız? Kimin gözünü boyuyorsunuz? Geçici dikey bahçeler yapmışsınız, tam 70 milyon lira. Duvarlara ektiğiniz birtakım şeylerle milletin gözünü boyamaya "Bak, gördünüz mü, biz ne kadar yeşil seviyoruz, doğayı seviyoruz." falan diye reklam yapmaya çalışıyorsunuz. Şimdi, baktım, yeme içme harcamasına 2 milyar lira harcıyorsunuz, 2 milyar lira, inanılmaz bir şey! Ya, kime gösteri yapıyorsunuz siz? Ben geçtiğimiz aylarda Kore'deydim, Kore'de NATO üslerine gittik, dediler ki: "Buyurun, şurada yemek yiyeceksiniz." Girdik sıraya, tabldotta yemeğimizi yedik, çıkarken de paramızı verdik. Ne olur yani böyle mütevazi olsanız, olmaz mı? 2 milyar lira... 12 milyar lira toplam bütçe ayırdınız bu işe, bilmem ne kadarını ağırlama salonlarına harcadınız, efendim, Trump'ın pistine harcadınız. Yakışıyor mu bu? Bu sefaletin yani o panoların arka tarafındaki sefaletin ortadan kaldırılması için bu parayı harcasanız olmuyor mu? Olmaz. Niye? Gösteri yapacağız. Gösteri yapacağız ki dünya lideri olduğumuzu dünyaya anlatalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Muayene sürelerini uzatmışsınız, hastanelere açtım, sordum. Beş dakikaydı muayene süresi, günde 100 hasta muayene ediliyordu, yirmi dakikaya çıkartmışsınız, olur da NATO üyesi ülkelerin insanları gelir diye. Hastaneler teftiş edilmiş, denetlenmiş, acil üniteler kontrol edilmiş, özel yataklar ayrılmış. Türk milletinin kıymeti yok mu Allah aşkına? Yani onların kıymetiharbiyesi yok mu da NATO üyesi ülkelerin insanları geliyor diye onlara özel hazırlıklar yapıyorsunuz? Yanı sıra, sosyal medya hesaplarına inanılmaz yasaklar gelmiş, bir çoğunu kapatmışsınız. Kimden korkuyorsunuz? Ya, ne olur eleştiriverseler, ne olur konuşuverseler? Niye korkuyorsunuz, niye? Niye kapatıyorsunuz bu sosyal medya hesaplarını? Yanı sıra, 800 milyon dolarlık canavarların önünü de kapatmışsınız. Ankara'da Büyükşehir Belediyesinin bir zamanlar Melih Gökçek tarafından yapılmış olan bu dinozorları herhâlde Trump'ın rüyasına girecek diye korktunuz, geceleri uykusu kaçar diye korktunuz. Oradaki görüntüler görünmesin diye milyonları harcadınız, panel kurdunuz oraya.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim, son istirham ediyorum Başkanım, bitireceğim, özür diliyorum.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Kreşleri kapatıyorsunuz ya! Yaşlıları anladık, gençleri anladık, üniversite öğrencilerinin annelerine, babalarına telefon ediyorsunuz "Çocuklarınız sakın ha sokağa çıkmasın." diye. Çocuklardan ne istiyorsunuz siz? 4 yaşındaki, 5 yaşındaki çocukların gittiği kreşleri kapattınız. Efendim, "Çöplerinizi çıkartmayın." diyorsunuz. Daha birçok örnek var, uzatmayacağım, elimde birçok örnek ve belge var, uzatmayacağım. Bu yakışmıyor; size yakışabilir, sizin anlayışınıza yakışabilir ama Türkiye'ye yakışmıyor. "NATO" adı altında bunu bir propaganda makinesine çevireceksiniz, biliyoruz çünkü muhalif gazetecileri, demokrat gazetecileri, bağımsız gazetecileri sokmuyorsunuz oraya "İçeriden bazı şeyleri yansıtacaklar." diye. Tamamen Pravda medyasını alıp oradan bir iktidar propagandası, rejim propagandası yapacaksınız. Merak etmeyin, artık bunlarla milleti kandıracak gücünüz ve kudretiniz yok. Ben buradan bir kere daha sesleniyorum: Sokağa çıkın, milletin hâlini görün, bütün bu yaptıklarınızın hiçbir işe yaramayacağını göreceksiniz.
Teşekkür ederim.