GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:108
Tarih:01.07.2026

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplumda özellikle var olan hukuksuzluklardan ve adaletin sorunlarından ve zaman zaman çıkarılan torba yasaların istenilen amaca hizmet etmemiş olmasından dolayı birçok mağdur kesimi oluştu ve Türkiye'de hem yargı bağımsızlığıyla ilgili hem yargı sisteminin işleyişiyle ilgili hem de kanunlardan kaynaklı bazı sorunlu alanlar çıktı. Uzun bir zamandır kamuoyunun gündeminde yargı paketini bekleyen insanlarımız var ve bu toplumsal kesimler yargı paketine çok büyük umutlar bağlamıştı. İktidar partisi bir önceki Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Bey'in döneminde kendi teknokratlarına, bürokratlarına bir çalışma yaptırmıştı, daha sonra yeni gelen Adalet Bakanı bu çalışmayı devam ettirdi; nihayet bu çalışma herhâlde biraz da törpülenerek on ikinci yargı paketi olarak geldi. Yargının sorunlarını çözmek isteyen insanlara "Bir sonraki paketi bekleyin." şeklinde umut verilmeye devam edildi.

Buradan öncelikle şunu ifade etmeye çalışıyorum ki "on ikinci yargı paketi" dediniz. Bugüne kadar getirilen yargı paketleri adaletin sorunlarını çözmediği gibi daha da kronik hâle getiriyor yani bu da şunu gösteriyor ki "birinci" "ikinci" "üçüncü" diye yargı paketlerinin numaratörle numara vurmanız Türkiye'deki yargının sorunlarını çözmüyor, biraz da içeriğine doğru hep beraber odaklanmamız lazım. Mesela, bu mağdur kesimlerden bir tanesi karşılıksız çek mağdurları. Karşılıksız çek nihayetinde taahhüt ettiği ekonomik bedeli ödeyemeyen insanların karşılaştığı para cezası, daha sonra da hapse dönüşmesi. Elbette çeki bir dolandırıcılık aracı olarak kullanıp daha yazarken ödememeyi kafasına koyan insanların mutlaka vardır ama önemli bir kısmı kendi ticari hayatının içerisinde bu çeki ödeyebileceğini düşünerek çekleri ileri vadeli tanzim ediyor. Bu ülkede son yıllarda çok önemli ekonomik krizlere yol açacak süreçler yaşadık. Neydi bunlardan bir tanesi? Covid. Hatta öyle oldu ki kanunla kira artışlarını yüzde 25'le sınırladık enflasyon yüzde 70, 80'lerdeyken. Niye? Ekonomik kriz var diye. Ne yapıldı? Yine, bütçede bile ek paketler konuldu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez temmuz ayında yeni bir bütçe paketi bu Meclise getirildi. Bu da şunu gösteriyor: Meydana gelen ekonomik hususlar, pandemi, deprem ve benzeri şeyler devletin dahi finansal planlamalarını yerle bir edebiliyor; hatta, orta vadeli planlarını, enflasyon tahminini, faiz tahminini sürekli güncellemek zorunda kalan bir iktidar partisiyle karşı karşıyayız. Şimdi, hâl böyleyken, devlet olarak bu kadar geniş imkânlara sahipken siz bile ekonomideki gelişmelere ayak uydurmak durumunda kalıyorsanız, yeniden bir mühlet almak durumunda kalıyorsanız, borçlarınızı yapılandırmak durumunda kalıyorsanız burada, o zaman, gerçekten çeki ödemek niyetiyle keşide etmiş ancak bu ekonomik sıkıntılar sebebiyle bu çekleri ödeyememiş insanları hapiste tutmak bu çeklerin ödenmesini temin etmez. Ekonomik suça ekonomik ceza olur, onu ayrıca geçiyorum, bir hürriyeti bağlayıcı cezayla karşılaşmaması lazım ama burada, çekini ödeyemediği hâlde çalışıp namusuyla, dürüstçe bu çekleri ödemek isteyen insanlara Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yargı paketiyle bir imkân sağlamalıdır. Hiç kimse "Yapanın yanına kâr kalsın, bu çekleri ödemesin." demiyor ama dediğim gibi, devlet olarak siz bile ayda bir planlarınızı revize ederken esnafın kendi planlarını revize etme hakkını görmüyor olmanız vicdana sığacak bir şey değil. O açıdan, bu yargı paketinde ilk ele almamız gereken şey, çeklerini ödeme niyetiyle kesen ancak bu ekonomik sıkıntılar sebebiyle, Covid sebebiyle, deprem sebebiyle sıkıntı yaşayan esnaflarımızın ödeyemediği çeklerle ilgili bu düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisinde mutlaka yapılmalıdır. Bırakın, Danıştayın, Yargıtayın, işte, temyiz süreleriydi, görev yetkileriyle ilgili karar hususlarıydı, bunlar teknik konular; vatandaşın esas derdi bu ve bunlara odaklanmamız lazım.

Bir diğer husussa mevcut infaz rejiminin yarattığı eşitsizlik alanları. Farklı suçlara farklı infaz oranlarının uygulanıyor olabilmesi ve bunların da objektif kriterlere dayanmamış olması gerçekten bugün cezaevinde olan ve hakkındaki hükmün kesinleşmesine rağmen cezaevine girmeyi bekleyen binlerce insanımızın gerçekten önemli bir sorunu. Dolayısıyla, mevcut infaz rejimindeki eşitsizlikleri görmeden bir yargı paketi çıkarmaya çalışmak demek sadece Adalet Bakanının, bürokrasinin sesini dinleyip bu ceza ve infaz rejiminde düzenleme bekleyen milyonlarca insanın sesini duymamak manasına gelir. Bu da Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışır bir durum değildir, bu konuyu mutlaka ele almamız gerektiğini buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bir diğer önemli husus ise koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik. Bugün ceza infaz kurumlarında 420 bini aşkın kişi varsa ve bunun birçoğu da infaz sisteminin yapısal bir baskısı altında ise burada bizim koşullu salıverme ve denetimli serbestlik müessesesini de yeniden ele almamız gerektiğini buradan bir kez daha ortaya koyuyorum. Koşullu salıverme ve denetimli serbestlik bekleyenlerin sesine kulak vermemek demek milletin sesine kulak vermemek manasına gelir. Örneğin, "Aylardır üzerinde çalışıyoruz." dediğiniz TCK 158'i ancak komisyon aşamasında, o da kamuoyunun ve muhalefetin baskısıyla kısmi bir düzenleme yaptınız ama tamamen sorunları çözecek bir düzenleme olmadığını bir kez daha ifade etmek istiyorum. Yine, hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlülerle ilgili durum var. Bunları da burada bir şekilde mutlaka ele almamız gerekirken maalesef yargının teknik sorunlarını burada bize dayatanların gündemini konuşmaktan bunları konuşmaya zaman ve fırsat bulamıyoruz.

Bir diğer önemli husus, tamamen keyfî davranışlarla hükümlülerin infaz sürelerini belirleyen idare ve gözlem kurullarının iyi hâl ve hukuki güvenlik meselesi. Burada da çok ciddi suistimallerin olduğu, bir objektif kriter yerine subjektif, hukukla ilgisi olmayan kişilerin âdeta insanların infaz sürelerini belirlediği bir rejimle karşı karşıyayız. O açıdan, eğer bu Meclis bir yargı paketini konuşacaksa konuşması gereken işlerden bir tanesi de idare ve gözlem kurullarının durumu, iyi hâl ve hukuki güvenliğin objektif şartlara bağlanmasıdır.

Yine, Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturulmuş olan Komisyonun oluşturduğu terörsüz Türkiye'yle ilgili bir rapor vardı. O raporda da infaz düzenlemelerine önemli atıflar vardı, demokratikleşmeyle ilgili önemli adımlar vardı, kayyum uygulamalarıyla ilgili önemli eleştiriler vardı, düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerle ilgili önemli eleştiriler vardı. Eğer biz bu kadar milletvekilinin üzerinde mutabık kaldığı demokratikleşme adımlarını bu yargı paketlerinin içerisinde konuşmayacaksak, sadece mahkemelerin ihtiyacı olan teknik konuları konuşacaksak milletin adalet duygusunu, milletin yargıdan olan beklentilerini yerine getirmemiş oluruz. Dolayısıyla, bu yargı paketlerini artık numaratör basılan yargı paketleri de olmaktan çıkarıp yargının sorunlarının konuşulduğu ve çözüme kavuşturulduğu paketler hâline getirmek istiyorsak dışarıdan bize birileri, teknokratlar kanun teklifi hazırlamamalı. Burada hep beraber, gerekirse kuracağımız bir araştırma komisyonunda bu konuları ele alarak ortaya çıkan sonuçları daha sonra milletvekillerinin iradeleriyle kanun teklifi hâline getirip burada yasalaştırmanın süreçlerini konuşmamız lazım yoksa Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu üyelerinin ya da Adalet Bakanlığındaki bürokratların yargının teknik ihtiyaçlarıyla ilgili hazırlamış olduğu düzenlemeler bu amacı karşılamaz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.