| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 107 |
| Tarih: | 30.06.2026 |
CHP GRUBU ADINA EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümü hakkında görüşlerimizi paylaşmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Meclis Genel Kurulumuzda uzman çavuşların sorunlarının araştırılması için, atanamayan uzman çavuşlar için, emekli ve muvazzaf astsubayların emekli binbaşıların mali ve özlük haklarının iyileştirilmesi için, terörle mücadelede yara almış ancak gazi sayılmamış olanlar için, şehit ve gazi yakınlarımızın sorunları için, rütbeli vazife malulleri için, lojman sorunları için, askerî okullarımız ve askerî hastanelerimiz için defalarca kez önergeler verildi fakat bunların hepsi maalesef reddedildi. 28'inci Dönem başladığından bu yana Türk Silahlı Kuvvetlerinin iç işleyişiyle ilgili, personelinin özlük haklarıyla ilgili birçok kanun teklifi geldi ve geçti ancak bu kanunlar bu sorunların hiçbirini esaslı bir şekilde maalesef çözemedi. Sorunu çözmek şöyle dursun, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen birçok hüküm aynı şekilde, hatta aynı cümlelerle tekrar getirildi ve geçirildi.
Değerli milletvekilleri, sınır hatlarımızda, terörle mücadelenin en ön safında geceyi gündüze katan bu kahramanların sadece cephedeki haklarını değil; ailelerinin, geleceklerinin ve emeklerinin güvencesini de bu yüce Meclisin çatısı altında savunmak bizlerin en asli görevidir. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak önümüzdeki kanun teklifinde görüyoruz ki yıllardır sahadan yükselen haklı taleplerin, yaşanan mağduriyetlerin ve yapısal eksikliklerin bilincinde olmayan ya da olmak istemeyenler var. Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili Meclis gündemine gelen her kanun teklifinde sahadan bizlere gelen telefonlara, maillere yetişemiyoruz, her birinin sorununu da burada gündeme getirmeye çalışıyoruz. Peki, bu kanunu hazırlayanlar bu seslere, bu haklı taleplere kulaklarını tıkamış durumda mıdır? Neden bunları duymuyorlar?
Sayın milletvekilleri, kanunun birinci bölümü anayasal denetim açısından da uygulama açısından da en sorunlu düzenlemeleri içeren bölüm. Israrla Anayasa Mahkemesinden geri dönecek düzenlemeler getiriyorsunuz, bunun nedenini anlamak mümkün değil. Teklifin 1'inci ve 2'nci maddelerine baktığımızda, askerî tabip ve diş hekimi subayların mecburi hizmet sürelerini tamamlamadan ayrılmaları durumunda getirilen sivil hayatta meslek icra etme yasağı söz konusu, bunda bir düzenleme yapılıyor. Biliyorsunuz ki Anayasa Mahkemesi bu meslek gruplarına getirilen tamamen yasaklama kuralını çalışma hakkına ve ölçülülük ilkesine aykırı bularak iptal etmişti. Mahkemenin temel felsefesi şuydu: "Devletin eğitim için yaptığı masrafı mali tazminat olarak geri isteme imkânı zaten var. Hem bu parayı alıp hem de kişinin sivil hayatta özel sektörde dahi çalışmasını engellemek orantısız bir cezalandırmadır." demişti. Bu teklifle önümüze getirilmiş olan matematiksel formül yasağın süresini kısaltsa da özündeki anayasal aykırılığı ortadan kaldırmıyor. Ayrıca, bu cezalandırıcı yaklaşımı da uygun bulmadığımızı ifade etmek isterim. Doğru olan çalışma şartlarını iyileştirmek suretiyle mesleğe bağlılık sağlamaktır.
Sayın milletvekilleri, bu teklifteki en tehlikeli ve Anayasa'yı doğrudan felç eden teklif 7'nci maddedir. Bu maddeyle, terör iltisakı veya güvenlik soruşturması nedeniyle ihraç edilen ve ardından idare mahkemelerinden göreve iade veya yürütmenin durdurulması kararı alan personelin göreve başlatılmasını davanın kesinleşmesi şartına bağlıyorsunuz. Oysa Anayasa’nın 125'inci maddesi hiçbir istisna tanımadan yürütmenin durdurulması kararını güvence altına almıştır ve bu güvence vatandaşın devlet karşısındaki en önemli savunma mekanizmalarından biridir. Siz Anayasa'daki bu amir hükme rağmen aykırı bir düzenleme yapıyorsunuz. Biliyorsunuz ki Türkiye'de idari yargıda bir davanın kesinleşmesi üç ila beş yıl sürmektedir. Mahkemenin "Haksızlık yapılmıştır, yanlış karar verilmiştir, bu kişi suçsuzdur." dediği bir uzman erbaşı veya örneğin askerî öğrenciyi bu süreler boyunca göreve başlatmamak, onu ve ailesini sivil hayatta damgalayarak açlığa mahkûm etmektir. İdarenin güvenlik refleksini bu noktada anlıyoruz ancak mahkeme kararını hiçe saymak yerine göreve iade edilen personeli pasif kadroya alma veya açığa alma gibi hukuki mekanizmalar mevcuttur, bunlar kullanılabilir. Planlanan bu düzenlemenin Anayasa Mahkemesinden dönmesi kaçınılmazdır.
Benzer bir Anayasa Mahkemesiyle inatlaşma çabasını 8'inci maddede mülkiyet hukuku üzerinde görüyoruz. Kaldı ki, ismi "uzman erbaşlar" olan bir kanunun içinde hiç ilgisi olmayan bu düzenlemenin ne işi olduğunu da anlamak mümkün değil. Anayasa Mahkemesinin daha 2022 yılında "Bu sistem Anayasa'ya aykırıdır." diyerek bütünüyle iptal ettiği 221 sayılı Kanun'un ruhu kelime oyunlarıyla kamulaştırma kanununa enjekte edilmeye çalışılıyor. Vatandaşın tapulu arsasına geçmişte el koyan devlet, bugün mülk sahibine "Sana o eski tarihteki rayiç bedelini ödeyeceğim." diyor. Geçmiş yılların rayiç bedeli bugün bir sakız almaya yetmiyor sayın milletvekilleri. Üstelik görülmekte olan davalara da müdahale edilerek Meclis eliyle bağımsız yargıya âdeta talimat verilmektedir. Bu, mülkiyet hakkının özünü zedeleyen, yargı bağımsızlığına darbe vuran bir maddedir. Burada resmen devlet vatandaşın malına çökmektedir maalesef.
Bakın, değerli milletvekilleri, bizim emekli binbaşılarımızın, astsubaylarımızın emekli maaşı sorunu var. Yine aynı şekilde, bir dizi çözümsüz bırakılan uzman çavuşlarımızla ilgili sorunlar var. Bu kanun teklifiyle sözleşmeli er ve erbaşlarla ilgili sorun çözülüyor ama uzman çavuşlara da, uzman erbaşlara da, onlara da kamuya atama sözü verilmişti, onların da kamuya atanmasıyla ilgili bir çalışma beklentisi çok yüksek ama maalesef bu teklifte onu göremedik. Onlar da devlet kadrolarına atanabilmek istiyorlar. Uzman çavuşlarımız açık, anlaşılır, yoruma dayalı olmayacak şekilde bir tüzük, yönetmelik düzenlemesinin gerekliliği üzerinde duruyorlar. Ayrıca, rütbeli vazife malullerinin özlük haklarındaki adaletsizlikler, ek ödeme ve derece, kademe, intibak sorunları; psikolojik rahatsızlıklarda maluliyet tespiti zorlukları ve sivil memurluk gibi alanlara geçişte yaşanan hak kayıpları sorunları var. Özellikle 4/A, 4/B ve 4/C kapsamında çalıştıklarında maaş kesintisi sorunları var ki bu en can alıcı sorun.
Sayın milletvekilleri, Terörle Mücadele Sırasında Yaralanıp Gazi Sayılmayanlar Derneği diye bir dernek var ülkemizde ve bu arkadaşlarımız vücutlarında şarapnel parçalarıyla, mermiyle yaşıyorlar. Terörle mücadelede yaralanmışlar ama gazi sayılamıyorlar. Gazilik ünvanı bu ülkenin bu kişilere bir borcu değil midir? Ayrıca, şehit ve gazi yakınlarımızın çok önemli sorunları var. Şehit ailelerimizin rütbe bazlı maaş eşitsizliği sorunları var.
Sayın milletvekilleri, askerî hastaneler, askerî okullar, bunlar bizim esaslı sorunlarımız. Bakın, önümüzdeki hafta bir NATO zirvesi olacak değil mi Ankara'da? Haftalardır buna hazırlanılıyor. Ya, insanın zoruna gidiyor; Allah için, bu çektiğiniz duvarlar, bu bariyerler nedir yani burada kimden neyi saklamaya çalışıyorsunuz? Bunu anlamak mümkün değil. Dünyada pek çok başkentte bu toplantılar yapıldı ve o ülkelerde demokrasi olduğu için o ülkenin vatandaşları, aktivistleri NATO'ya karşı olduklarını bildirdiler, bununla ilgili eylemlerde bulundular, görüşlerini ifade ettiler, gösteriler yaptılar; ne bir kişi tutuklandı ne bir kişi tartaklandı, hiçbirisi gözaltına alınmadı, hiçbir şehirde bizde olduğu gibi insansızlaştırma uygulanmadı, yollar kapatılmadı. NATO için siz çiçek, böcek, saksı, asfalt gibi geçici çözümlerle uğraşırken NATO ülkeleri arasında askerî sağlık sistemi olmayan tek ülke oluşumuzu nasıl açıklayacaksınız? Ona da mı asfalt dökeceksiniz, oraya da o panel çekeceksiniz? Bu gerçeği nasıl saklayacaksınız?
Askerî sağlık sistemini lağvettiniz, harp cerrahisinde uzmanlaşmış asker hastanelerini kapattınız, deneyimli personeli sivil hastanelere dağıttınız. Cephede muharip olarak ateşli yaralanmalarla ilgili uzman personeli devlet hastanelerinde pansuman yapar hâle getirdiniz maalesef. Muvazzaf askerî tabip sayısını yok denecek seviyeye indirdiniz, kıtadaki kadrolara da mecburen hizmetteki sivil pratisyenleri yollayarak açığı kapatmaya çalışıyorsunuz. Sınır ötesindeki harekâtlara mecburi hizmetteki sivil hekimleri yolluyorsunuz. Operasyon timlerine kısa süreli muharip sıhhiye kursu almış, sağlıkçı olmayan personeli görevlendiriyorsunuz, bunları timlerle operasyonlara yolluyorsunuz. Bu personelin muharebe ortamında ne kadar verimli görev yapabileceği muallaktadır sayın milletvekilleri.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Devamla) - Bu durum da şüphesiz, operasyonlardaki ve operasyon sonrasındaki süreçle ilgili yaralanma, uzuv kayıpları ve can kaybını artırmaktadır.
Bugünkü grup toplantısında Sayın Devlet Bahçeli de bu konuyu gündeme aldı. "Bugün NATO içerisinde askerî hastanesi olmayan tek ülke Türkiye'dir. Bu durum şanlı ordumuzun büyüklüğü ve harekât kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihî bir noksanlıktır." dedi. Şimdi, NATO zirvesinde bunu nasıl açıklayacaksınız? Biz de buradan sesleniyoruz: Bırakın, Anayasa Mahkemesinden yüzde yüz dönecek olan böyle tekliflerle uğraşmayı. Sayın Devlet Bahçeliye sesleniyorum: İktidar ortağı olan sizsiniz; biz öneri veriyoruz, siz reddediyorsunuz; buyurun, siz öneriyi, kanun teklifini getirin, biz de yasalaşması için tüm gücümüzle destekleyelim diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)