GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:107
Tarih:30.06.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizleri izleyen halklarımızı ve değerli hazırunu saygıyla selamlıyorum.

Bir selamı da geçtiğimiz hafta sonu İstanbul'da, Mersin'de, Diyarbakır'da ve Van'da meydanları dolduran, gerçekleştirdiğimiz özgürlük mitinginde meydanları dolduran halklarımıza göndermek istiyorum. İki gün boyunca bu ülkenin dört bir yanında meydanları dolduran on binler çok net bir mesaj verdi: Kürt halkı barış konusunda nettir, Kürt halkı yine, çözüm konusunda nettir, Kürt halkı demokratik bir gelecek konusunda nettir. Yıllardır çatışmanın, inkârın ve baskının bedelini ödeyen halklarımız artık bu topraklarda barış hâkim olsun istiyor, onurlu bir çözüm istiyor. Meydanlarda toplanan yüz binler bir kez daha gösterdi ki bu ülkenin en büyük ihtiyacı daha fazla kutuplaşma, güvenlikçi politika ve çatışma değil demokrasi, özgürlük ve onurlu, kalıcı bir barıştır.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'nin son elli yılına baktığımızda çok ağır bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu ülkenin kaynakları, enerjisi ve insan gücü büyük ölçüde Kürt meselesinin demokratik yöntemlerle çözülmemesinin yarattığı çatışmalı zeminde tüketildi. Trilyonlarca dolarlık kaynak güvenlikçi politikalara ayrıldı, cezaevleri doldu, köyler boşaltıldı, milyonlarca insan yerinden edildi. Bugün emekliler geçinemiyorsa, gençler geleceğini başka ülkelerde arıyorsa, emekçiler her geçen gün daha da yoksullaşıyorsa bunun sebeplerinden biri de yıllardır sürdürülen bu güvenlikçi politikalardır. Yıllarca demokrasiye ayrılması gereken kaynaklar silaha, eğitime ayrılması gereken bütçeler güvenlik harcamalarına, halkların refahına ayrılması gereken imkânlar çatışmanın devamına aktarılmıştır. Bu nedenle barış talebi yalnızca Kürt halkının talebi değil, bu talep aynı zamanda emekçinin, işsizin, öğrencinin, emeklinin de talebidir. Barış bu ülkenin ekonomik geleceğinin de, demokratik geleceğinin de ön koşuludur.

Değerli milletvekilleri, artık dünya değişiyor, Orta Doğu yeniden şekilleniyor. Eski yönetim anlayışları bir bir çözülüyor, eski tekçi, inkârcı ve demokratik olmayan sistemler toplumların ihtiyaçlarına dün olduğu gibi bugün de cevap olamıyor. Böylesi bir dönemde Türkiye'nin hâlâ geçmişin korkularıyla, yasaklarıyla ve inkâr politikalarıyla yoluna devam etmesi mümkün değildir. Kürtlerin eşit yurttaşlık taleplerinin görmezden gelindiği, Alevilerin inanç özgürlüğünün tanınmadığı, kadınların kazanılmış haklarının hedef alındığı, gençlerin umudunu kaybettiği bir düzen sürdürülebilir değildir. Tam da bu nedenle bugün "demokrasi, eşit yurttaşlık ve barış" diyoruz.

Bu tarihsel süreçte herkes sorumluluk almak zorunda durumundadır. Artık yapılması gereken şey çok açıktır: Barış ve demokratik toplum sürecinin hukuki ve siyasi çerçevesini oluşturacak yasal adımlar gecikmeden bir an evvel atılmalıdır. Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şey belirsizlik değil, hukuki güvencedir. Bu nedenle demokratik çözüm sürecini güvence altına alacak kapsamlı bir çerçeve yasaya ihtiyaç vardır.

Değerli milletvekilleri, sözünü ettiğimiz sorunlar çok köklü ve tarihî sorunlardır. Dolayısıyla çözülmediği her anda başkaca sorunları da beraberinde getiriyor. O nedenle çözüm konusunda daha ciddi, daha kararlı olmak zorundayız. Her geçen gün bu ülkenin ekonomisinden, hukukundan, demokrasisinden ve geleceğinden gidiyor. Şöyle bir dönüp bakın Kürtler, emekçiler, ezilenler bu ülkenin hukukunun, demokrasisinin veya ekonomisinin neresinde kendisini görüyor diyorum ve bunun için de tam da bu nedenle barış, ekmek, su, hava gibi farzdır bu ülkeye, artık bir an önce o barış bu ülkeye gelmelidir diyorum.

Değerli milletvekilleri, önümüzde dağ gibi büyüyen sorunlarımız varken iktidarın yine torba kanun uyanıklığını da devam ettirdiğini maalesef bu süreçte görüyoruz. Şimdi, görüştüğümüz uzman erbaş kanun teklifi deminden beri saydığımız Türkiye'nin öncelikleriyle ciddi bir şekilde çelişki içerisindedir. Birbiriyle doğrudan ilgisi bulunmayan çok sayıda düzenleme aynı teklif içerisinde bir araya getirilmiştir. Bu yöntem artık istisna değil, maalesef iktidarın temel yasa yapma pratiği hâline gelmiştir. Yüzlerce kez söyledik, yine söyleyelim: Torba kanun yöntemi, Meclisin denetim kapasitesini zayıflatan bir yöntemdir. Bu yöntem, toplumun hangi düzenlemeye, nasıl itiraz ettiğini görünmez kılıyor, buna defalarca, ısrarla burada karşı çıkmamızın sebebi de tam olarak budur.

Değerli milletvekilleri, daha birkaç gün önce eğitim emekçileri haklarını savunmak için bu Meclisin kapısındaydı, maden işçileri haklarını savunmak için seslerini yükseltiyordu. Bunların hangi birine derman oldunuz buradan sormak isterim. Bunu konuşalım, bunu tartışalım diyoruz ama maalesef iktidar, bunu ne görüyor ne duyuyor, kendi istediği şekilde birbirinden farklı teklifleri bir araya getiriyor ve bu Meclisin onayına sunuyor, bu Meclisin de bu şekilde inisiyatifini ve halkın iradesini maalesef her defasında yok sayıyor. Bugün burada konuştuğumuz her mesele dönüp dolaşıp aynı noktaya maalesef bu nedenle çıkıyor. Demokrasi olmadan hukuk olmaz, hukuk olmadan adalet olmaz, adalet olmadan ekonomik refah olmaz. Eğer gerçekten güçlü bir Türkiye olsun istiyorsanız bunun yolu inkâr politikalarından değil eşit yurttaşlıktan geçer, bunun yolu kayyumlardan değil halkın iradesine saygıdan geçer, cezaevlerini doldurmaktan değil demokratik siyasetin önünü açmaktan geçer, güvenlikçi politikalarda ısrar etmekten değil barış ve demokratik çözümü kararlılıkla savunmaktan geçer. Bizler halklarımızın barış, özgürlük ve demokrasi taleplerini her koşulda savunmaya devam edeceğimizi bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum. Bu ülkenin kaynaklarını tüketen, gençlerini umutsuzluğa sürükleyen, emekçilerini yoksullaştıran ve toplumu kutuplaştıran politikaların alternatifi vardır; o alternatif demokratik çözümdür, eşit yurttaşlıktır ve onurlu barıştır. Bu nedenle, iktidarı bir kez daha toplumun gerçek gündemine dönmeye, demokratik çözümün önünü açacak adımları atmaya, barış ve demokratik toplum sürecinin hukuki güvencelerini oluşturmaya çağırıyoruz.

Halklarımızın barış umudunu büyütecek, demokrasi mücadelesini güçlendirecek her adımın yanında olduk, olmaya devam edeceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)