GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:107
Tarih:30.06.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA CİHAN PAÇACI (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, uzman erbaşlarımıza ve sözleşmeli erlerimize ilişkin önemli düzenlemeler içermektedir. Her şeyden önce ifade etmek isterim ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin güvenliği için canını ortaya koyarak görev yapan uzman erbaşlarımızın özlük haklarının iyileştirilmesi, gelecek kaygılarının giderilmesi ve emeklerinin karşılığını alması devlet olmanın gereğidir. Bu konuda siyasetüstü davranılması gerektiğine inanıyoruz çünkü güvenlik güçlerimizin meselesi herhangi bir siyasi tartışmanın değil doğrudan doğruya devletin bekasının meselesidir ancak tam da burada dikkat çekmek istediğimiz önemli bir çelişki bulunmaktadır. Bugün bu Genel Kurulda Türkiye Cumhuriyeti devletinin birliği ve bütünlüğü uğruna yıllardır fedakârca görev yapan uzman erbaşlarımızın hakkını konuşuyoruz. Diğer tarafta ise iktidar temsilcileri tarafından terör örgütü lehine bir çerçeve yasa hazırlığından söz edilmektedir. Bu düzenlemenin önümüzdeki süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine geleceği ifade edilmektedir. Henüz içeriği kamuoyuyla paylaşılmış değildir ancak kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerde infaz hukukuna ilişkin düzenlemeler, terör örgütü mensuplarının hukuki durumuna yönelik yeni yaklaşımlar ve çeşitli yasal değişiklikler tartışılmaktadır. İşte milletimizi kaygılandıran da bu belirsizliktir çünkü devlet milletine karşı şeffaf olmak zorundadır. Devlet güven üzerine inşa edilir. Bugün milletimizin sorduğu soru şudur: Terörle mücadelede on binlerce güvenlik görevlimizi şehit vermiş bir devlet hangi hukuki zeminde yeni bir süreç yürütmektedir? Bu çerçeve yasanın sınırları nelerdir? Kırmızı çizgileri nelerdir? Bu sorular hâlâ cevapsızdır.

Değerli milletvekilleri, biz bu kürsüde hamaset yapmak için konuşmuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti yaklaşık yarım asırdır terörle mücadele etmektedir. Bu mücadelede binlerce askerimizi, polisimizi, jandarmamızı, güvenlik korucumuzu, öğretmenimizi, doktorumuzu, mühendisimizi ve sivil vatandaşlarımızı şehit verdik, binlerce gazimiz oldu, nice ocaklar söndü, nice çocuklar babasız büyüdü.

Şimdi soruyoruz: Bütün bu bedellerin ardından devletimizin temel ilkelerinden taviz verilerek kısa vadeli siyasi hesaplarla yeni risk alanları mı oluşturulmaktadır? Gerçekten Türkiye kendi geleceğini belirleme noktasında kritik bir dönemeçten geçmektedir.

"Terörsüz Türkiye" başlığı altında sunulan süreç ilk bakışta her vatandaşın özlem duyduğu bir barış iklimini vadediyor gibi görünse de bu sürecin perde arkasında kurgulanan senaryolar çok büyük bir tehlikeyi barındırmaktadır. Bu süreç Kürt vatandaşlarımızı terör örgütünün iradesine teslim etme girişimidir. Terör örgütü elebaşının Kürtlerin temsilcisi olarak masaya oturtulması veya siyasi bir aktör olarak konumlandırılması sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda vatandaşlık hukuku ve millî irade açısından kabul edilemez bir temsil gasbıdır.

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun da sıklıkla vurguladığı gibi, Kürtler bu milletin asli unsuru ve eşit vatandaşlarımızdır. Ancak bir vatandaşı kendi kimliğiyle değil de cani bir terör hükümlüsünün ideolojisi veya statüsü üzerinden tanımlamaya çalışmak o vatandaşın bireysel haklarına, özgür iradesine ve Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşlık ilkesine vurulmuş en büyük darbedir.

Herkesin bildiği üzere devlet terörle müzakere etmez, terörle mücadele eder. Eğer bir devlet teröristbaşını muhatap alıp onu kurucu önder sıfatıyla Kürtlerin temsilcisi konumuna taşırsa aslında kendi meşruiyetini tartışmaya açmış ve bölücü bir projeye hukuki zemin hazırlamış olur. Bugün, maalesef, terörsüz Türkiye süreci bölünmüş Türkiye tablosunun taşlarını döşemektedir. Bakınız, son aylarda hepimizin vicdanını yaralayan görüntüler ortaya çıkmıştır. Terör örgütü elebaşısı lehine düzenlenen gösteriler, özgürlük çağrıları, terör örgütünü meşrulaştırmaya çalışan açıklamalar, teröristbaşına statü verilmesine yönelik açıklamalar bütün bunlar milletimizin vicdanında derin yaralar açmaktadır. Çünkü bu millet Abdullah Öcalan ismini duyduğunda yalnızca bir kişiyi hatırlamaz; bu millet Eruh'u hatırlar, Şemdinli'yi hatırlar, Pınarcık'ta katledilen çocukları hatırlar, Başbağlar'ı hatırlar, Gabar'ı hatırlar, Cudi'yi hatırlar, Hakkâri'yi hatırlar, şehit cenazelerinde yükselen ağıtları hatırlar. Dolayısıyla, bu toplumun hafızasını yok sayarak yeni bir siyasi dil oluşturulamaz. Bizim itirazımız barış kavramına değildir. Kim bu ülkede huzur istemez? Kim anaların gözyaşının dinmesini istemez? Kim evlatlarımızın güven içinde yaşamasını istemez? Gerçek barış, terör örgütünü meşrulaştırarak olmaz; gerçek barış, şehitlerimizin aziz hatırasını inciterek olmaz; gerçek barış, devletin temel niteliklerinden taviz verilerek elde edilemez.

Değerli arkadaşlar, bugün, burada uzman erbaşlarımızı konuşuyoruz. Şunu unutmayalım: Uzman erbaşlarımız yalnızca maaş alan kamu görevlileri değildir; onlar terörle mücadelenin en ön safhasında görev yapan kahramanlardır, en zor arazi şartlarında görev yapanlardır, geceyi gündüze katarak operasyon icra edenlerdir, hayatlarını bu milletin güvenliğine adayanlardır. Onların morali devletimizin güvenlik kapasitesidir, işte tam da bu nedenle bugün verdiğimiz mesaj son derece önemlidir. Bir tarafta terörle mücadele eden kahramanlarımızın haklarını iyileştiriyoruz, diğer tarafta ise aynı dönemde kamuoyunda terör örgütü mensuplarına yönelik yeni hukuki düzenlemelerin konuşulmasına sessiz kalıyoruz; işte bizim itirazımız bu çelişkiyedir. Biz diyoruz ki terörle mücadele edenin başı dik olmalıdır, şehit ailesinin vicdanı rahat olmalıdır, gazimizin devlete olan güveni tam olmalıdır. Hiç kimse "Verdiğimiz mücadele boşa mı gitti?" sorusunu sormak zorunda bırakılmamalıdır. Devlet dediğiniz kurum yalnızca kanun yapan bir mekanizma değildir; devlet aynı zamanda adalettir, devlet aynı zamanda milletin ortak vicdanıdır. Bugün atacağımız her adım yalnız bugünü değil, gelecek nesilleri de etkileyecektir. Bu nedenle hazırlanacağı ifade edilen çerçeve yasa hangi isim altında Meclise gelirse gelsin Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısını, Anayasa’nın ilk 4 maddesini, Türk milletinin ortak kimliğini, şehitlerimizin aziz hatırasını; terörle mücadele edilerek elde edilen kazanımları zedeleyen en küçük bir düzenleme dahi kabul edilemez. Terör örgütüyle mücadele eden güvenlik güçlerimizin fedakârlığını gölgeleyecek, şehit ailelerimizin vicdanını yaralayacak hiçbir düzenlemeye rıza göstermeyeceğimizi bu kürsüden bir kez daha ifade ediyoruz.

Biz İYİ Parti olarak kahraman güvenlik güçlerimizin yanındayız, gazilerimizin, şehit ailelerimizin yanındayız, Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısının yanındayız, ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde yaşayan 86 milyon vatandaşımızın ortak geleceğinin yanındayız. Çünkü biliyoruz ki bu devlet pazarlıklarla kurulmadı, bu cumhuriyet müzakerelerle kurulmadı, bu bayrak bedel ödenerek dalgalanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen, buyurun.

MUSTAFA CİHAN PAÇACI (Devamla) - Herkes bilmelidir ki biz de o bedeli unutturmaya çalışan, terör örgütünü dolaylı ya da doğrudan meşrulaştıracak her türlü anlayışın ve girişimin karşısında durmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)