| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 107 |
| Tarih: | 30.06.2026 |
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Millî Savunma Bakanlığımızın kıymetli bürokratları; 277 sıra sayılı MSB askerî personelinin özlük haklarıyla ilgili kanun teklifi üzerine CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyor, bu vesileyle, Türk Kara Kuvvetlerimizin kuruluşunun 2235'inci yılını kutluyorum.
Değerli milletvekilleri, görüşmeye başladığımız kanun teklifi 17 maddeden oluşmakta ve yine bir AKP klasiği olarak teklifin maddelerinin 7'si 1, 2, 8, 10, 11, 12 ve 15'inci maddeler yani teklifin üçte 1'inden fazlası daha önce çıkarılan ancak partimizin Anayasa Mahkemesine götürmesiyle iptal edilen maddelerin düzeltmesi şeklindedir. Trajikomik bir durum olarak yeni getirilen bu teklifteki bir kısım maddeler de yine Anayasa'ya aykırıdır. Yapboz yapar gibi iki ileri bir geri kanun çıkarmaya çalışıyoruz, bu hem Millî Savunma Bakanlığı için hem de Meclisimiz için son derece içler acısı bir durumdur.
Teklife gelince, temelde karşı olmadığımız, aslında biraz da gecikmiş düzenlemeleri içeren bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. 1'inci ve 2'nci maddelerde ilişiği kesilen tabip subayların ve diş hekimi subayların meslekten men süreleriyle ilgili oldukça karışık bir hesaplama sistemi getirilmekte. Sadelikten uzak, bir bakışta anlaşılması mümkün olmayan bu düzenleme, eskiye göre meslekten men süresini azaltmasına rağmen Anayasa’nın 48, 49 ve 70'inci maddelerinde güvence altına alınan çalışma hakkı ve özgürlüğü ile kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirmesi itibarıyla Anayasa'ya aykırıdır. Madde Anayasa'ya aykırı bulunan eski maddenin düzeltilmesi için getirilmiş ama bu da Anayasa'ya aykırı.
Sayın vekiller, defalarca söyledik, askerî personeli görevde tutmanın yolu cezai yöntemlerin artırılması olmamalıdır. Çalışma barışının sağlanması, siyasetten uzak, liyakatli kadroların işbaşında olması ve insanca yaşayacak bir düzeyde gelirin garanti edilmesi, personelin askeriyede kalmasını sağlayacaktır. Bir ordunun en önemli silahı yetişmiş insandır. Cezaları ne kadar artırırsanız artırın, netice alamazsınız ancak cezalar arttıkça daha niteliksiz personelin orduda istihdamına yol açarsınız. Yüksek caydırıcılık, nitelikli insanların bu görevlere talip olmasını önemli ölçüde azaltacaktır.
3'üncü maddede denizaltı personeline liman dışında konaklamalarda konaklama gideri ödenmesini sağlayacak bir düzenleme getirilmektedir. Yerinde hatta geç kalmış bir düzenlemedir; olumlu baktığımızı söyleyebiliriz.
4'üncü maddede, askerî mahal sayılan yerlerin kapsamı genişletilerek gazi uyumevleri, özel, yerel ve kış eğitim merkezleri, vardiya yatakhaneleri de kapsam içerisine alınmakta. İşleyişin kolaylaşması açısından karşı olunacak bir durum bulunmayan maddede esas önemli nokta, bu askerî mahallere giriş çıkışlarda keyfî ve siyasi uygulamalara yer verilip verilmeyeceğidir. Zaman zaman basına da yansıyan, sırf iktidarı eleştirdiği, muhalif olduğu için askerî sosyal tesislere alınmayan emekli personellerimizin varlığı bizi endişelendirmektedir. Ordu; iktidarıyla, muhalefetiyle tüm ülkenin ordusudur. Giriş çıkış izinlerinde amir komutanın inisiyatifine kalmayacak şekilde uygulama yapılmalı, ordumuza yıllarca hizmet etmiş askerî personelimizin siyasi düşüncesine bakılmaksızın tesislerden yararlanması sağlanmalıdır.
5'inci maddede, bazı istisnalar hariç, TSK'den ayrılan subayların tekrar muvazzaf olarak TSK hizmetine alınmaması düzenlemesi getirilmektedir. Aynı düzenleme hâlihazırda astsubaylar için geçerlidir. Şeffaflıktan uzak olarak değerlendirdiğimiz teklif, bir uyum düzenlemesi olarak gelmektedir.
6'ncı maddede, MSB ve TSK'de ders veren kişilere ek ders ödeme yetkisi 2030 yılına kadar yani beş yıl daha uzatılmaktadır; olumsuz bir değerlendirmemiz yok.
7'nci maddede, MSB'de görevden atılanların göreve iadesinde tüm mahkeme kararlarının beklenmesine ancak tüm yasal süreç bittikten sonra göreve iadelerinin sağlanmasına yönelik bir düzenleme getirilmektedir. Madde açıkça Anayasa'ya aykırılık teşkil etmektedir. FETÖ terör örgütü başta olmak üzere tüm terör örgütleriyle mücadele bahane gösterilerek yapılmak istenen bu düzenlemenin gerekçesi "hukuk devleti" olarak tanımlanan bir devlette mahkeme kararlarının uygulanmasını kanuni olarak engelleme gerekçesi olamaz. Terörle mücadele hukuktan uzaklaşılarak değil; aksine, hukuka bağlı kalarak başarılı olacaktır. Ayrıca, bu teklifte üstü kapalı da olsa hâlâ FETÖ'nün ordudan temizlenemediği kabul edilmekte ve önlem alınmaya çalışıldığı görülmektedir. Üstünden on yıl geçmesine rağmen hâlâ tam bir temizlik yapılamamış olması açıkçası kafamızda soru işaretleri yaratmaktadır.
8'inci maddede daha önce Anayasa Mahkemesince iptal edilen eski tarihli kamulaştırma izin düzenlemesinin teklifle tekrar getirilmek istendiği görülmektedir. Bu teklif daha önce başka bir kanun teklifi içinde bir kez daha getirilmiş, Komisyonumuzca MSB'yle doğrudan bir ilişkisi olmaması nedeniyle tekliften çıkarılmıştır. Israrla şimdi tekrardan niye Komisyonumuza getirilmiştir anlayamamaktayız. AKP'nin hep yaptığı, kamuoyunun beklediği bir düzenleme yapılırken araya sıkıntılı bir maddeyi sıkıştırarak geçirmeye çalışma uygulamasını burada da görmekteyiz. Biz buna "şekerle kaplanmış zehir uygulaması" diyoruz. Hazine ve Maliye Bakanlığını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığını doğrudan ilgilendiren bir konunun niye bu teklifle getirildiğini ancak bu şekilde açıklayabilmekteyiz.
9'uncu maddede, şehit yakınlarının uzman erbaşlığa başvurması imkânı ve teknik bir düzenlemeyle uzman erbaşların göreve alınmalarında gözetilen terhis olma süresinde bir düzenleme yapılmaktadır; olumlu değerlendirmekteyiz.
10, 11 ve 12'nci maddelerde ise yine uzman erbaşlarla ilgili sicil düzenlemesi ve astsubaylığa geçişte sicil notu uygulaması ve düzenlemeleri yer almaktadır.
Maddelerle sanki uzman çavuşlara bir iyileştirme sağlanıyor gibi gözükse de aslında Anayasa'ya aykırılıkların giderilmesine yönelik düzenlemeler olmaktan ileriye gitmemektedir. Uzman çavuşlara tanınan ilave bir hak yoktur. Aksine, uzman çavuşun tüm özlük hakları açık, anlaşılabilir, yoruma dayalı olmayacak şekilde kanunda belirtilmesi gerekirken teklifin 12'nci maddesinde bir satır yazıyla tüm özlük haklarının MSB ve İçişleri Bakanlığınca müştereken hazırlanacak yönetmeliğe bırakılması yine Anayasa'ya aykırılık sonucunu doğurmaktadır.
Uzman er ve erbaşlarımızın tazminat, derece, astlık-üstlük düzenlemesi, kamuya atanamama gibi pek çok önemli sorununa hiçbir çözüm getirilmemektedir. Sınır boylarında kahramanca görevini yerine getiren uzman er ve erbaşlarımızın taleplerine mutlaka kulak verilmeli, gerekli iyileştirmeler vakit kaybetmeksizin yapılmalıdır.
13'üncü maddede yabancı ülkelere yapılacak savunma ve güvenlik yardımlarının hesabının ilgili ülke adına açılması yerine Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının yetkilendirilmesi yapılmaktadır. Her ne kadar teknik bir düzenleme gibi gözükse de konu para olunca iktidara pek güvenemediğimizden çekinceli yaklaştığımız bir düzenlemedir.
14'üncü maddede, 41 yaşını doldurmamış olmaları şartıyla yedi yıl hizmet süresini dolduran sözleşmeli erlerin kamuda yüzde 10 kota şartıyla mecburi istihdamı düzenlenmektedir. Daha önce bizim de bu konuda verdiğimiz benzer kanun tekliflerimiz vardır. Teklifin ana gövdesini oluşturan bu düzenlemeyle ilgili yaklaşımımız olumlu olmakla birlikte önemli çekincelerimiz bulunmaktadır. Örneğin, işe alımlarda mülakat şartının getirilmesi başlı başına bir sorundur. Yapılacak mülakatta değerlendirme kriterleri şu şekildedir: Mülakat yapılacak kişinin genel kültür ve genel yeteneği; bir konuyu kavrayıp özetlemesi, ifade yeteneği ve muhakeme gücü; liyakati, temsil kabiliyeti, tutum ve davranışlarının göreve uygunluğu; özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı. Allah aşkına soruyorum size sayın vekiller: Biz kamuya işçi mi alıyoruz, astronot mu alıyoruz? Böyle abartılı bir mülakat olabilir mi? Kim bu şartların tamamını taşıyabilir? Biz bilmiyoruz da yoksa Varlık Fonu'na CEO mu arıyoruz gizlice? Bu mülakatın tek bir anlamı vardır, o da şudur: Torpil. Defalarca söyledik "Orduya siyaseti karıştırmayın." diye. Bu mülakat sistemiyle işe alımlar bizden olanlar ile bizden olmayanların ayrımının yapıldığı bir işe alım süreci olarak karşımıza çıkacaktır. Mülakat kaldırılmalıdır, yerine yazılı sınav getirilmelidir.
Son olarak 15'inci maddede ise yine bir Anayasa'ya aykırılığın düzeltilmesi için uzman erbaşlığa geçişte yazılı veya mülakat fiziki sınav şartının getirilmesi düzenlemesidir. Burada, yine mülakat sıkıntılıdır. Ayrıca, maddede fiziki yeterlilik ve değerlendirme testiyle yazılı ve/veya mülakat sınavlarının başarı sıralamasına esas değerlendirme notu içerisindeki oranlarını belirleme yetkisinin ilgili bakanlıklara bırakılmış olması karşı olduğumuz bir durum olup yine siyasi kayırmacılığın önünü açacaktır.
Maddelerle ilgili değerlendirmemiz böyleyken asıl bu kanun teklifinde yer alabilecekken yer almayan TSK personelinin önemli sorunlarından bahsetmek istiyorum. Emekli astsubaylarımız hak ettikleri makam, görev tazminatlarını alamadıkları için açlık sınırının altında bir yaşama mahkûm edilmiş durumdalar. Yıllarca özveriyle ordumuza hizmet etmiş, ordumuzun omurgasını oluşturmuş emekli astsubaylarımız haklarını almak için meydanlarda iktidara sesleniyorlar. Seçimden önce bir kanun teklifi verildi ama sonra ne olduysa geri çekildi, artık bu sorun çözülmelidir. Yine, emekli olup geçim sıkıntısı çeken binbaşılarımız var. Sayıları çok fazla değil, onlar da maaşlarında bir iyileştirmeyi hak ediyorlar. Bütün bunlara ilave, TSK'nin emekli personelin özlük haklarında ilişik kesmede uygulama farklılığından kaynaklanan mağduriyetler bulunmakta. Jandarma Genel Komutanlığı bünyesindeki personel ek gösterge artışlarından yararlanabilecek şekilde 16 Eylül tarihinde ilişik kesilmektedir. Millî Savunma Bakanlığı bünyesindeki personelin ilişik kesme işlemi büyük bir çoğunlukla 30 Ağustos tarihinde yapılmaktadır. Sosyal güvenlik mevzuatındaki kesenek dönemleri nedeniyle oluşan bu on beş günlük fark, MSB personelinin 6400 ek gösterge gibi hayati özlük haklarından mahrum kalmasına yol açmaktadır. Aynı kanuna tabi iki kurum arasındaki çelişki Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu mağduriyetin giderilmesi adına idari bir düzenleme ya da yasal düzenleme yapılarak eşitlik sağlanmalıdır. Bir başka konuyu 12'nci Dönem ASTTASAK astsubayları eğitimlerini başarıyla tamamlamalarına rağmen mezuniyetlerinin 15 Temmuz darbe girişimine denk gelmesi nedeniyle atamaları dondurulmuş, bir türlü atanamamaktadırlar. Mahkemeyi de kazanmış olmalarına rağmen bir türlü MSB komisyonu kuramamış, atamalarını yapamamıştır; bu çocuklarımızın sorunu çözülmelidir.
Şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin çok önemli sorunları bulunmakta. Şehitlerimizin anne ve babasının aldığı maaşların iyileştirilmesi, şehit yakınları ve gazilerimiz için indirimli doğal gaz, TOKİ'den faizsiz kredi imkânı, kira desteği, kamuda istihdam hakkının genişletilmesi, ortez, protez ve rehabilitasyon imkânlarının artırılması yapılabilecek, yapmamız gereken iyileştirmeler, bunları bir an önce hayata geçirmeliyiz. Terörde yaralanıp gazi sayılmayanların derneği var bu ülkede sayın milletvekilleri. Bu vatan uğruna canını ortaya koymuş, kafasında şarapnelle, bacağında kurşunla yaşayan askerlerimiz gazi sayılmayı bekliyor. Yönetmeliklerin yenilenmesi, bu kahramanlarımıza hak ettikleri değeri vermemiz büyük devlet olmanın gereğidir, geciktirilmemelidir.
Şehit ve gazilerimizden söz açılmışken TSK'nin yapısal eksikliklerinden biri olan askerî hastaneleri de söylemeden geçemeyiz. Dünyada bizimki gibi bir ordusu olup da askerî hastanesi olmayan bir başka ülke bulunmamaktadır. Askerlik, doğası gereği zor şartlar altında yapılan özellikli bir meslektir. Bu zor şartlara alışık, bu şartlarda görev yapmak için eğitilmiş doktorların görev yapması çok büyük bir avantajdır. Bir uzmanlık alanı olarak bütün dünyaca kabul gören bu alanda tüm tecrübemizi kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Hâlâ bu konuda niye ısrar edilmekte, doğrusu anlamış değiliz. Askerî hastaneler bir an önce yeniden açılmalıdır.
Diğer bir konu, askerî personelimizin faydalandığı lojmanlar oldukça yetersiz kalmaktadır ve bir sorun hâline gelmiştir değerli milletvekilleri. Büyükşehirlerde ve turistik bölgelerde verilen lojman yardımları güncel kira fiyatlarının altında kalması nedeniyle askerî personellerimiz için sıkıntı oluşturmaktadır. Bu konuyla ilgilenmelidir; yeni lojman inşası, geçici bina kiralamaları yapılarak kahraman askerimize hem çoluğunu çocuğunu bırakabileceği güvenli bir ortam hem de ağır ekonomik şartlar altında rahat bir nefes alma imkânı sağlanmalıdır.
Söz ekonomiden açılmışken ordumuzun alın terini biriktiren OYAK'tan da kötü kokular gelmektedir değerli arkadaşlar. Enflasyonun dahi altında açıklanan nema oranları, liyakatsiz atamalar, gelir getirmeyen alakasız yatırımlar OYAK'ın yönetiminin tartışılır hâle gelmesine yol açmıştır. Kahraman askerimizin emekliliğinde bir güvence olması için kurulan OYAK'tan daha şeffaf, hesap verebilir, ülkenin büyümesine katkı sağlayan, sürdürülebilir bir performans beklemekteyiz. Bütün bunların yanında, görevdeki tüm askerî personelimiz için reform niteliğinde bir maaş ve özlük hakları çalışması yapılması artık gerekliliktir. Daha sade, daha yönetilebilir bir askerî sistem gücümüzü artıracak, çalışan personelimizin de daha mutlu olmasını sağlayacaktır.
Ülkemizin bulunduğu konum itibarıyla güçlü bir orduya gereksinimi vardır. Hem kuzeyimizde hem de güneyimizde devam eden savaşlar bizleri her an teyakkuz hâlinde ve güçlü olmaya zorlamaktadır. Bu şartlar altında güneyden gelen üç füze saldırısında gelen füzelerin NATO gemilerince imha edilmesi, olumlu olması kadar akıllarımıza soru işaretleri de getirmektedir. Neden bizim kendi yerli ve millî sistemlerimiz devreye girmemiştir? Aynı saldırılar Almanya'ya, Fransa'ya veya İngiltere'ye yapılsaydı NATO güçlerinin düşürmesi mi beklenirdi, yoksa önce kendi sistemleri mi devreye girerdi? Yine, kuzeyden sınırlarımızın içine kadar giren İHA'ların varlığı da hava savunma sistemleriyle ilgili daha çok çalışmamız gerektiğini bizlere göstermektedir. NATO güvenilir bir ortak mıdır, tartışılır. Bizim savunmamıza yardım eden NATO, Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin şımarıklıklarına da göz yuman, hatta destekleyen bir konumdadır. Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Fransa'yla imzaladığı SOFA anlaşması ulusal güvenliğimiz için açık bir tehdittir. Yunanistan ise Avrupa Birliği ülkelerinden ve NATO'dan aldığı cesaretle hava savunmasını güçlendirmeye çalışmakta, Ege ve adaları silahlandırmakta, kıta sahanlığını 12 mile çıkarmaya cüret etmekte, mavi vatanını yok sayan girişimlerde bulunmaktadır. Bizler ise büyük paralar vererek aldığımız S-400 hava savunma sisteminin akıbetini merak etmekteyiz. Amerikan Başkanı Trump'ın F-35'lerle ilgili olumlu gelişmelerin yaşanabileceğini, dört gözle beklediğimiz KAAN'ın motorunu verebileceklerini söylemesini açıkçası buruk bir sevinçle izledik. Emperyalist, Filistinlileri katleden İsrail'in hamisi, İran'a savaş açan bu Amerika'ya bu kadar bağlı hâle gelmemiz oldukça düşündürücü. S-400'ler alınırken tek bir ülkeye ve sisteme bağlı kalmamak amacıyla alındığı söylenmişti ancak gelinen noktada görülüyor ki bu mümkün değil çünkü savunmamız için medet umduğumuz ne NATO sistemleri ne de F-35'ler S-400'lerle uyumlu değil, uyumlu hâle getirilmeleri de teknik olarak mümkün değil, birbirlerini düşman sistemler olarak algılıyorlar. Anlayacağınız S-400'ler havada patlamadı ama elimizde patladı değerli arkadaşlar. Yaşananlar, yerli ve millî savunma sistemlerimize daha çok yoğunlaşmamız gerektiğini bizlere göstermektedir. Bunu yaparken iktidar, savunma sanayisindeki her gelişmeyi siyasi bir şova çevirmemeli, ordu ile siyaset kurumu arasında liyakat temelli dengeli bir ilişki tesis etmelidir ama eğer bugün yaşadığımız gibi Sağlık Bakanı askeri helikopteri taksi niyetine kullanırsa, soyadı "Erdoğan" olan, Rize Güneysulu, 33 yaşında bir kaymakam, tümgeneral rütbesiyle TSK'nın en önemli genel müdürlüklerinden Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne atanırsa siz kimseyi orduya siyaset karıştırmadığınıza ikna edemezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri ve Bakanlık yetkilileri, ordumuzu bekleyen en önemli sorun, iktidarın şanlı Türk ordusunu siyasete alet etmesi ve mülakatlarla, Yüksek Askerî Şûra kararlarıyla önünü açtığı, liyakatten uzak cemaat, tarikat yapılanmasının hedefinde olmasıdır.
Şu asla unutulmamalıdır ki bu ordu hiçbir siyasi partinin değil, Türk milletinin ve Mustafa Kemal'in ordusudur. Herkes buna göre davranmalıdır.
Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)